Gülistan Atasoy Tekdemir: 8 Mart direniş ve dayanışma için bir fırsattır

Neoliberal kapitalizmin  uzunca bir  süredir kendi krizini aşma  amacıyla güvencesizlik ve yoksulluk kıskacında kadın emeği ve bedeni üzerindeki  denetimini  arttırma çabası  pandemiyle birlikte hız kazandı. 

Bir yıldır süren  salgın koşulları ataerkil kapitalizmin  tümüyle eşitsizliğin, ayrımcılığın  ve sömürünün sistemleştiği bir yaşamı dayattığını göstermiş oldu.  Kapitalist devletler salgına karşı halk sağlığını öncelemek yerine sermayeyi önceleyen politikaları tercih ettiler. 

Sermayeye sonsuz sömürü alanı yaratma girişimleri için öncelikli olarak  kadın emeği hedef alınıyor. Bir yandan kadın yoksulluğu ve işsizlik oranları  katlanarak artarken, diğer yandan yaygınlaştırılan esnek ve güvencesiz çalışma biçimleriyle kadın emeği hem  değersizleştiriliyor , hem de kadınların kamusal alandan tasfiyesi kolaylaştırılmak isteniyor. Sosyal politikaların uygulanmaması  nedeniyle hane  içi bakım yükü tamamen kadınların omzuna yüklenerek  kadınların toplumsal rolü ev-yaşlı-çocuk bakım üçgeniyle sınırlı tutulmak isteniyor. 

 AKP-MHP iktidar bloğunun  uzun süredir tekçi, gerici, militarist ideolojisini toplumda hakim kılmak için kadın kimliğine ve kazanımlarına dönük   gerçekleştirdiği cinsiyetçi saldırılar da bu süreçte yeni boyutlar kazanarak devam etti. Kadın kazanımları sürekli hedefte tutularak, muhalif kadınlar üzerinde hukuksuz gözaltı ve tutuklamalar eksik edilmeyerek  kadınlar   iradesiz kılınmak ve toplumsal özne olmaktan çıkarılmak  isteniyor.

 Evde kal çağrıları kadınlar için ev içi şiddet riskini arttırmış olmasına rağmen  önleyici tedbirler almak  bir yana dursun, çıkarılan  infaz yasasıyla kadınlar failleriyle aynı evde yaşamaya zorlandı,  şiddete uğradıklarında kadınların alabileceği destekler kısıtlandı  ve şiddeti önleyici yasaların esnetilmesi sağlandı. Tüm bunlar yetmezmiş gibi İstanbul Sözleşmesi tartışmaya açılarak adeta şiddet teşvik edilmiş oldu. Cezasızlık politikası erkek şiddetinin güvencesi olurken, öz savunma hakkını kullanan kadınlar ise ağırlaştırılmış cezalarla hüküm giymeye devam ediyor. 

Tüm bu saldırı ve sömürü politikaları kadınların  bin yıllardır süren eşitlik ve özgürlük  mücadelesinin  ne kadar bir mücadele olduğunu bir kez daha gösterdi. Dünyanın dört yanında pandemi fırsatçılığıyla cinsiyetçi uygulamalar hayata geçirilmek istenirken, kadınlar bulundukları her yerde yeni direniş biçimleri yaratarak iktidarlara geri adım attırmayı başardılar ve  makbul kadın  sınırlarına  hapsolmayacaklarını da   yeniden ilan etmiş oldular.

Böylesi tarihsel bir eşikte Kesk’ li kadınlar olarak  yaklaşan  8 Mart’ ı  erkek – devlet-sermaye şiddetine ve sömürüsüne karşı direnişin ve dayanışmanın daha güçlü örgütlemesi için önemli bir fırsat olarak görüyoruz.  Bu yıl 8 Mart’ı bizi yok sayan, değersiz gören, varlığımızdan korkan bu sömürü düzenine karşı ”SÖYLEYECEK SÖZÜMÜZ, DEĞİŞTİRECEK GÜCÜMÜZ VAR” şiarıyla karşılıyoruz.

Bir yandan DİSK, TMMOB  VE TTB ‘li kadınlarla ortaklaştırdığımız taleplerimizi kadın emekçilerle buluşturmak için işyeri çalışmaları yürütüp diğer yandan  alanlarda tüm kadın örgütleri ve siyasi partilerden kadınlarla alan eylemlerinde kitleselliği yaratmak için çalışmalar yürütüyoruz.

8 Mart’ ta öne çıkan taleplerimizi; pandemi koşullarının arttırdığı kadın işsizliği ve yoksulluğuna karşı etkili adımlar atılması  ve  güvenceli insanca yaşayacak ücretle güvenli gelecek koşullarının oluşturulması, kadın istihdamının önündeki en büyük engel olan bakım yükünün toplumsallaştırılması ve ücretsiz,nitelikli, anadilinde hizmet üreten  mahalle ve  işyeri kreşlerinin açılması,İstanbul sözleşmesi tartışmalarına son verilerek , sözleşmenin ve 6284 sayılı yasanın etkin uygulanması, yetki ve karar mekanizmalarında eşit temsiliyetin sağlanması ve 8 mart’ ın kadınlar üçün ücretli izin günü sayılması gibi başlıklardan oluşturduk.

/* KESK Kadın Sekreteri/

İlginizi çekebilir