Ahmet Şık tarafından tutuklanan 16 gazeteciye ilişkin hazırlanan raporda: Mesleki faaliyetler suçlama konusu yapıldı

TİP İstanbul Milletvekili Ahmet Şık tarafından tutuklanan 16 gazeteciye ilişkin hazırlanan raporda, “Mesleki faaliyetlerin ‘terör örgütü üyeliği’ kisvesiyle suçlama konusu ediliyor. Kürt gazetecilerin sesi kısılmaya çalışılıyor” denildi.
Türkiye İşçi Partisi (TİP) İstanbul Milletvekili Ahmet Şık, Diyarbakır’da 16 Haziran’da tutuklanan 16 Kürt gazeteciye dair hazırladığı “Gazetecilik Yine Suçlama Konusu” başlıklı raporunu açıkladı. 31 sayfalık raporda, soruşturma ayrıntıları, gözaltına alınan ve tutuklanan gazetecilere yöneltilen sorular ve yapılan görüşmelere yer verildi.
EKİPMANLARA EL KONULDU
Raporda, 8 Haziran’da 19’u gazeteci, ikisi basın çalışanı ve biri yurttaş olmak üzere 22 kişinin gözaltına alındığı, gazetecilerin evleri, çalıştıkları yapım şirketleri ve ajanslara baskın düzenlendiği hatırlatıldı. Raporda, baskın sırasında gazetecilere ait telefon, taşınabilir ve masa üstü bilgisayarlar, gazetecilik ekipmanları ile bazı dijital materyallere el konulduğu belirtildi. Raporda, JINNEWS’e yapılan baskın sonrasında arama ve el koyma tutanaklarının talep edilmesine rağmen avukatlara verilmediği, Piya ve Ari yapım şirketlerinde yapılan aramaların halen sürmesinden kaynaklı hangi malzemelere el konulduğu bilinmemediği ifade edildi.
Pel, Piya ve Ari yapım şirketlerinde çalışan gazetecilerin hazırladıkları program, haber ve söyleşilerden bazılarının Sterk TV ve Medya Haber TV’de yayımlandığına dikkat çekilen raporda, gazetecilere “Basın Komitesi” adı altında oluşturulan birime bağlı çalıştığı suçlaması yöneltildiği kaydedildi.
SAVCI VE HAKİM GÖRÜŞMDİ
Raporda, soruşturmaya dair Milletvekili Ahmet Şık’ın 21-22 Haziran’da tutuklanan gazetecilerin avukatları, çalıştıkları kurumların yöneticileri/iş arkadaşları, tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılan gazetecilerle görüştüğü aktarıldı. Raporda, yetkili makamlarla görüşme yapılmak istenmesine rağmen Diyarbakır Cumhuriyet
Başsavcısı Mustafa Çelenk ve soruşturma savcısı Nilgün Kürkaya’nın “program yoğunluğu” gerekçesiyle Şık’a randevu vermediği paylaşıldı.
GAZETECİLER HEDEFTE
“Her toplumsal alan ve mücadele kendi gazetecisini, kendi yayın kurumlarını oluşturur” denilen raporda, “Katledilen Filistinli gazeteci Şirin Ebu Akile İsrail devleti için ‘sakıncalıdır’ ama Mısırdan, Fas’a, Filistin’den Ürdün’e Filistin halkının sesidir. Bu gerçeklik Kürt sorununu birinci yayın önceliği yapan gazeteciler için de geçerlidir. Kürt sorunun yıllara dayanan, karmaşık halinin gazetecilik faaliyetleri çerçevesinde yayın, haber, program olarak kamuoyuna taşınmasının her defasında kriminalize edilmesi elbette bugünün sorunu değildir. Gazetecileri tutuklama ya da gözaltına alma devlet hafızasının, politikasının sürekliliğinin bir devamıdır. Bu hakikat nedeniyledir ki tutuklanan gazetecilerin birçoğu daha önce de mesleki faaliyetleri, muhalif kimlikleri nedeniyle çeşitli suçlama, soruşturma/kovuşturmaların hedefi olmuşlardır. Kürt, muhalif ve gazeteci olanlara mesleki faaliyetleri nedeniyle sistemik hale gelen yargı tacizi, devletin bölgede çalışan gazetecilere nasıl baktığının da bir göstergesidir” ifadelerine yer verildi.
‘DOĞRUDAN SUÇLAMA YOK’
Raporun “Soruşturma süreci” başlığında, gazetecilerin tutuklanmasıyla sonuçlanan soruşturmayla ilgili dosyada kısıtlama kararı bulunduğu ifade edildi. Raporda, “Avukatların talep ettiği kısıtlamayla ilgili mahkeme kararı da savcılık tarafından ‘Arama ve gözaltı faaliyetinin devam ettiği’ gerekçesiyle reddedilmiştir. Bu yüzden dosyanın içeriği hakkındaki bilgi ve bulgular ile tutuklamaya gerekçe gösterilen deliller sorgu evrakları ile tutuklamaya sevk yazılarından yola çıkılarak anlaşılmaya çalışılmıştır.
Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 2022/3879 sayılı soruşturma dosyasının, 15 Haziran 2022 tarihli soruşturma savcısı Nilgün Kürkaya imzalı, nöbetçi sulh ceza hakimliğine gönderilen tutuklamaya sevk talebi yazısına göre gazetecilere yönelik suçlamalar hakkındaki deliller yaptıkları programlar, haber ve söyleşilerden oluşan mesleki faaliyetlerden ibarettir. Gazetecilerin çalıştıkları kurumların da PKK/KCK çizgisinde ve güdümünde yayın yaptıkları iddia ve suçlamalarını içeren teslim olmuş örgüt üyeleri ve gizli tanık ifadeleri de bulunmaktadır. Birisi 2013 yılında diğerleri ise 2015-2022 yılları arasında çeşitli tarihlerde güvenlik kuvvetlerine teslim olan eski örgüt üyeleri ile birkaç gizli tanığın vermiş olduğu ve hiçbirisi doğduran suçlanan gazetecilerle ilgili olmayan ifadelerde yer alan soyut, herhangi bir maddi delil ve ilişki barındırmayan suçlama, iddia ve yorumlardan yola çıkılarak gazetecilerin çalıştıkları yapım şirketleri PKK/KCK bağlantılı olarak kabul edilerek söz konusu soruşturma başlatılmıştır” denildi.
Tutuklanan ve gözaltına alındıktan sonra serbest bırakılan gazetecilere yöneltilen suçlamalara yer verilen raporda, “Suçlamaların dayanağı olan ve önceki yıllarda alınan bazı gizli tanık ifadelerine savcılık tutuklamaya sevk yazısı ve hakimlik kararında yer verilmiştir. Bir bölümü gizli tanıklara bir bölümü ise teslim olan veya yakalanan PKK mensuplarına ait ifadelerin büyük bölümü 2018-2019 yıllarına aitken 2013’de alınan bir ifadeye de yer verildiği görülmektedir. Söz konusu gizli tanık ifadelerinde gazetecilerin yapım şirketleri aracılığıyla çalıştıkları medya kuruluşlarının PKK/KCK’’ye ait yayın kuruluşları olduğu belirtilmesine rağmen suçlanan gazetecilere yönelik herhangi bir suçlama ya da iddia da bulunulmadı. Basın yayın faaliyetlerinin örgüt açısından önemli olduğu belirtilen söz konusu ifadelerde genel değerlendirme, suçlama ve iddialar yer alırken tutuklanan gazetecilere yönelik suçlamaya delil olabilecek herhangi bir ifade yer almamıştır” diye kaydedildi.
DELİL YOK
Raporun “Soruşturmada sorulan sorular” bölümünde, “Gazetecilerin tutuklamaya sevk yazılarında yer verilen beyanları ve kendilerine yöneltilen sorulara bakıldığında iddia konusu olan ‘Silahlı terör örgütü üyeliği’ suçlamasına yönelik delil olmadığı mesleki faaliyetlerin suçla ilişkilendirilmeye çalışıldığı görülmektedir. Yaptıkları programların, haber ve söyleşilerin içeriğine ilişkin sorgulanan gazetecilere savcı, ‘üretilen haber içerikleri, yayın politikası ve haberlerin diline’ odaklanan sorular sorarken, kameramanlık yapan gazetecilere ise çalıştıkları şirketler ve ne tür programlar çektiklerine dair sorular yöneltmiştir” ifadelerine yer verildi.
GÖZALTI HABERLERİ SUÇLAMA KONUSU OLDU
Raporda, gazetecilerin gözaltına alındığı sırada yapılan haberler ve tepkilere dair “PKK/KCK güdümünde haber yapan internet sitelerinde şüpheli şahıslar ilgili şüphelilerin sahiplenilip benimsenildiği ve şahıslarla ilgili çok sayıda haber ve paylaşım yapılmıştır” denildiği ve bu durumun da suçlayıcı unsur olarak soruşturmaya yansıdığı diye kaydedildi.
İHD VE DFG ÜYELİĞİ SUÇ!
Polis sorgusunda gazetecilerin susma hakkının kullanılmasının “örgütsel tavır” olarak nitelendirildiğine dikkat çekilen raporda, “Gazetecilerin üyesi oldukları meslek kuruluşları da terör faaliyetleriyle bağlantılı gösterilmeye çalışılmış, bu kurumlara ve İnsan Hakları Derneği’ne üye olmak suçlamaların delilleri arasında gösterilmiştir. 15 Temmuz 2016’daki darbe girişiminin ardından ilan edilen OHAL döneminde çıkarılan KHK’ler ile binlerce kurum ve kuruluş hukuki bir süreç işletilmeden kapatılmıştı. ‘Terör örgütleriyle iltisaklı ve irtibatlı bulunduğu’ iddiasıyla 22 Kasım 2016 tarihinde 677 sayılı KHK ile kapatılan kurumlardan birisi olan Özgür Gazeteciler Derneği’ne suçlanan gazetecilerin üye olması ve halen faaliyetlerine devam eden Dicle Fırat Gazeteciler Derneği’nin üyesi olmak ‘suç delilleri’ arasında sayılmıştır” denildi.
KOPYALA-YAPIŞTIR GEREKÇE
Raporda, şunlar belirtildi: Mesleki faaliyetleri suçlama konusu edilen gazetecilerin her biri, ‘Üzerine atılı suçu işle diğine dair kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların ve tutuklama nedeninin bulunduğu, şüphelinin devletin birliğini ve ülkenin bütünlüğünü bozmak amacıyla PKK/KCK silahlı terör örgütünün ideolojisi, hedefleri ve talimatları doğrultusunda kurulan ajanslarda faaliyet yürüterek PKK/KCK silahlı terör örgütünün ulaşmaya çalıştığı amaç doğrultusunda dört ülke toprakları üzerinde sözde Kürdistan devletini kurmak, devletin birliğini ve bütünlüğünü bozmak, toplumsal ayrışmaya sebep olmak amacıyla halk kitlelerinin etkilemeye çalıştıkları, PKK/KCK silahlı terör örgütünün Kandil merkezli KCK yönetimi ile organik/hiyerarşik ilişki içerisinde olduğu anlaşılmıştır.’ şeklindeki aynı gerekçeler öne sürülerek ‘kopyala-yapıştır’ kararlarla tutuklanmıştır.”
DAYANIKSIZ İDDİALAR
Raporda, Mezopotamya Ajansı, JINNEWS ve Nuçe Ciwan’da yayınlanan haber/söyleşileri ile Sterk TV ve Medya Haber TV kanallarında yayınlanan programlarının suç unsuru taşıdığı ancak bu iddialara dayanak oluşturacak herhangi bir bulguya yer verilmediği vurgulandı. Raporda, “Esmer Tunç ve Suat Doğuhan’ın pasaport kayıtlarından tespit edilen Irak’a gidiş gelişleri de ‘PKK terör örgütünün üs yapılanmasının bulunduğu Irak ülkesine Şırnak Habur kara sınır kapısından giriş çıkış kayıtları bulunmaktadır’ diye suçlama konusu edilmiştir. Savcılık evraklarında Kürtçe ve Kürdistan sözcüklerinin küçük harflerle yazılması, Ömer Çelik’e ait dijital verilerden elde edilen fotoğraflar arasında bulunan PKK bayrağı için ‘paçavra’ ifadesi kullanılması, savcının hukuki değil ideolojik bir dil/tutum takındığına da işaret etmektedir” diye belirtildi.
ÖNE SÜRÜLEN DÖKÜMANLAR
Benzer haberler
Raporunda devamında şu bilgiler paylaşıldı: “Gazetecilerin çalıştıkları iş yerlerinde yapılan aramalarda ‘çok sayıda dijital örgütsel doküman’ ele geçirildiği belirtilse de bu dokümanların ne olduğu belirtilmemiştir. Gazetecilerin yapılan sorgulamalarında da ‘çok sayıda’ olduğu öne sürülen örgütsel dokümanlardan sadece Ari Yapım şirketinde ele geçirilen ‘Propaganda, ajitasyon, ideoloji, örgütsel eylem faaliyetlerinin nasıl olması gerektiği’ konulu el yazısıyla kaleme alınmış bir tek not ile ilgili soru yöneltilmiştir. Aynı iş yerinde çalışan kişilerin program konusu ve içerikleri ile ilgili birbirileriyle yaptıkları konuşmalar, ‘Aynı dosya kapsamındaki şüphelilerle PKK/KCK terör örgütünün yayın organı olarak faaliyet gösteren Sterk TV isimli televizyon kanalında yayınlanan programlar hakkında görüşmeler yaptığı tespit edilmiştir’ denilerek suçlama konusu haline getirilmiştir. Gazetecilerin her pazartesi rutin olarak yaptığı haber/program içerik toplantıları da suçlama konusu edilerek sorulmuştur.
Gazetecilerin hepsine yaptıkları programlar, programların içeriği, içeriği ne şekilde be lirledikleri ve kullanılan dil ile yapılan haber ve söyleşilerin konuları belirlenirken talimat alıp almadıkları sorulmuştur. Kameramanlara ise ‘Neden bu prodüksiyon şirketlerinde çalışıyorsunuz?’, ‘Bu prodüksiyon şirketlerinin ürettikleri içerikten haberiniz var mı?’, ‘Bu içerikleri ne şekilde değerlendiriyorsunuz?’ soruları yöneltilmiştir.
NUDEM DURAK SUÇLAMASI
Gazeteci Elif Üngür’e Roger Waters’ın başlattığı Pete Townshend, Robert Plant, Peter Gabriel ve Brian May gibi ünlü kişilerin destek verdiği Kürt sanatçı Nûdem Durak için başlatılan özgürlük kampanyasına ilişkin program yapmasının nedeni sorulmuştur. Üngür’ün yaptığı bir programda, Suriye Kürtlerinin yaşadığı Kamışlı’nın görüntülerde görünmesi de “YPG bölgesi” denilerek suç isnadı olarak yöneltilmiştir
SORULAR
JinNews Editörü Gülşen Koçuk’a, ailelerin cezaevindeki hasta tutukluların durumuna dikkat çekmek amacıyla başlattığı Adalet Nöbeti eylemini takip edip etmediği sorulmuştur. Gazeteci Lezgin Akdeniz’e, haber kaynaklarıyla yaptığı telefon görüşmeleri ve 90’lı yıllarda JİTEM tarafından gözaltında kaybedilenlerle ilgili nedne program yapmak istediği sorulmuştur. Gazeteci Ömer Çelik’e, ‘Amed’den Bakış’ programında Abdullah Öcalan’a yönelik tecrit, asimilasyon uygulamaları, Kürtçe diline yönelik engellemelerle ilgili konuları neden işlediği sorulmuştur. Gazeteci Aziz Oruç’a, ‘Sokağın Sesi’ isimli sokak röportajlarından oluşan programıyla ilgili ‘Neden bu konuyu seçtiniz?’, ‘Bu içeriği belirlerken kimseden talimat aldınız mı?’ soruları sorulmuştur. Programda ‘Kürt sorunu’, ‘savaş’ gibi ifadeler kullanmasının
nedeni, ‘Kürt sorunundan kastınız nedir?’, ‘Savaştan kastınız nedir?’, ‘Örgüt ile devlet arasındaki sorunu savaş olarak değerlendiriyor musunuz?’, ‘Neden savaş diyorsunuz’ soruları yöneltilmiştir.
HUKUK İHLALLERİ
Türkiye’nin, değil hukuk bir kanun devleti olma vasfını dahi yitirmiş olmasına rağmen ilgili dosyadaki hukuksuzlukları kayıt altına almak adına yaşatılan ihlalleri sıralamak gerekiyor. Her şeyden önce gazetecilerin mesleki faaliyetleri suçla ilişkilendirilmeye çalışılarak tutuklanması, haber içeriklerinin yasadışı örgüt üyeliği suçlaması kapsamında ceza soruşturmasına konu edilmesi gazetecilik faaliyetlerinin yargı tehdidiyle engellenmesi, basın özgürlüğünün yok edilmesi anlamını taşımaktadır. Türkiye’de can çekişen basın özgürlüğünü daha da boğmaya çalışan ve maalesef rutinleşen en ağır ve doğrudan baskı biçimi gazetecilerin mesleki faaliyetlerinin suçlama konusu edilerek haklarında ceza soruşturması ve kovuşturması açılması ve istisnai örnekler dışında tutuklanıp mahkûm edilmeleridir.
Basın özgürlüğünün yanı sıra özgürlük ve güvenlik hakkının ihlal edildiği son örnek olan soruşturma dosyasının mevcut haliyle Diyarbakır’da gazetecilerin tutuklanması, siyasi saiklerle yargı tacizine maruz kalması Basın özgürlüğüne dair Anayasa’nın 26. maddesinde düzenlenen, ‘Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet Resmî makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar’ ve Anayasa’nın 28. maddesinde düzenlenen, ‘Basın hürdür, sansür edilemez. Basımevi kurmak izin alma ve mali teminat yatırma şartına bağlanamaz… Devlet, basın ve haber alma hürriyetlerini sağlayacak tedbirleri alır’ hükümlerine aykırıdır.
EKİPMANLARA EL KOYMAK ANAYASA’YA AYKIRI
Mesleki faaliyetlerde kullanılan araç ve teçhizatlara el konulması, Anayasa’nın 30. maddesinde düzenlenen, ‘Kanuna uygun şekilde basın işletmesi olarak kurulan basımevi ve eklentileri ile basın araçları, suç aleti olduğu gerekçesiyle zapt ve müsad ere edilemez veya işletilmekten alıkonulamaz’ hükmüne aykırıdır. Arama el koyma kararı, gözaltı kararı ve kısıtlılık kararının avukatlara verilmemesi ve bu
duruma ilişkin itirazların sonuçlandırılmaması, Anayasa’nın 40. maddesinde düzen lenen, ‘Anayasa ile tanınmış hak ve hürriyetleri ihlal edilen herkes, yetkili makama geciktirilmeden başvurma imkanının sağlanmasını isteme hakkına sahiptir… Devlet, işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorundadır’ hükmüne aykırıdır.”
İHLALLER
Raporda, “Kişi Özgürlüğü ve Güvenliği Hakkı”nın ihlal edildiği, yapım şirketlerindeki aramalarda hukuka aykırı bir şekilde şirket yetkilisi, temsilci ve çalışanlarının katılması engellendiği ifade edildi. Raporda, gözaltında tutulan gazetecilere, avukatlarının talebine rağmen “gizlilik kararı olduğu” bahanesiyle suçlama konusuna dair bilgi verilmemiş, ne ile suçlandıkları, soruşturma dosyasında lehte ya da aleyhte hangi delillerin olduğu bildirilmediği kaydedildi.
GAZETECİLERE DAYATILAN FORMLAR
“Gizlilik” kararı bulunduğu gerekçesiyle avukatlara verilmeyen bilgilerin masumiyet karinesi ihlal edilerek iktidar yanlısı medya organlarına sızdırıldığına dikkat çekilen raporda, “Tutuklanan gazetecilerin cezaevine ilk girişte, ‘Aktif örgüt üyesiyim’, ‘Sempatizanım’, ‘İtirafçıyım’, ‘Bağımsızım’ seçeneklerinin yer aldığı bir formu imzalamaları istenmiş ama gazeteciler reddetmiştir” bilgisi paylaşıldı.
‘KÜRT GAZETECİLERİN SESİ KISILIYOR’
Raporun sonuç bölümünde ise, mesleki faaliyetlerin “terör örgütü üyeliği” kisvesiyle suçlama konusu edildiği vurgulandı. Raporda, devamla şunlar belirtildi: “Bir kez daha Kürt gazetecilerin sesi kısılmaya çalışılıyor. Biz bu karanlık strateji biliyoruz, buna aşinayız. Kürt illerinin devletin, iktidarların karanlık stratejilerinin adeta “pilot bölgesi” bölgesi olduğunu biliyoruz. Burada gerçekleşen her hukuksuzluğun yarın Türkiye’nin batısında da yapılacağını biliyoruz. Diyarbakır sokakları abluka altına alınmışken, bütün bölgede fiili bir OHAL hali yaşanırken, bunun sadece oraya özgü olmayacağını da biliyorduk ve uyarmıştık. Şu anda Batının sessiz çoğunluğu olan bizler bunu Gezi direnişleri sırasında deneyimledik.
GAZETECİLİK SUÇ DEĞİLDİR
‘Allah’ın lütfu’ haline getirilen 15 Temmuz 2016’daki darbe kalkışmasının ardından Kürt illerinde yaşatılan karanlığın tüm ülkenin üzerine çöktürülmesiyle gördük. Ve şimdi bugün bir kez daha Kürt gazeteciler nezdinde yaşanan her şey hem var olanın hem de gelecekte herkes için olacakların habercisidir. Yani burada yazılan, anlatılan ‘bizim hikayemizdir.’ Örgüt üyeliği için somut delil aramayı çoktan terk eden yargı pratiğinin, iltisak ve kanı ile hüküm oluşturmasının, bölgenin sosyolojik ve tarihsel gerçekliğini okumaktan uzak dar kanuni yorumların gazetecilik alanını daha da boğacağı bir gerçektir. Aynı zaman da bölgedeki gazetecilerin gazetecilik anlayışının da bu tarihsel bağlamdan kopuk, egemen güç merkezli gazetecilik anlayışı ile çatışacağı açıktır. Bunca yıllık gazetecilik ve mesleki faaliyetlerim nedeniyle her devrin ‘teröristi’ olmanın deneyimimle, bu soruşturmada ileri sürülen suçlamalarla ilgili söyleyeceğim tek şey; siyasi iklim doğrultusunda rehin alınan gazeteci arkadaşlarımız için bir ke daha suç icat edilmiş olduğudur. Gazeteci arkadaşlarımızla ilgili söyleyeceğimiz, Saray Rejiminin suç düzeninden yana olmayan herkes kadar ‘terörist’ olduklarıdır. İktidarların, gücü eline geçirmenin kibriyle iddia ettiğinin aksine gazetecilik suç değildir. Mesleki faaliyetler herhangi bir suçlamanın gerekçesi olamaz. Hiçbir somut eylem göstermeden sadece çalışılan mecralarla ilgili birtakım dedikodular, söylentiler üzerinden suçlama yapılması ifade ve basın özgürlüğüne aykırıdır.
TUTUKLAMALAR KANUNLARA AYKIRI
Tutuklama kararları, somut herhangi bir delille desteklenmeyen ve gazetecilerle ilgili hiçbir somut bilgi içermeyen gizli tanık ve itirafçı ifadelerine dayanmaktadır. Bu haliyle tutuklama kararlarının Saray Rejiminin kendi çıkardığı kanunlara bile aykırıdır ve genel uygulamaya uygun olmadığı görülmektedir. Ayrıca hem İHAM hem AYM hem de Yargıtay kararlarına göre şiddete çağrı ve teşvik olmadığı sürece propaganda suçunun oluşmayacağı sabitken tutuklama kararlarında bu kararlara aykırı en küçük bir tespit dahi yoktur. Bugün bu rapor kapsamında ele alınan tüm ihlaller, yarın iktidar yanlısı olmayan her yurttaş ülkenin için de geçerli olacak. Yurttaşlar sosyal medya paylaşımları nedeniyle terör örgütüne üye oldukları suçlamalarıyla yargılanacaklar.
HAK İHLALLERİ ARTACAK
Sosyal medyaya düzenleme getireceği yalanıyla Meclis’ten geçirilmesi planlanan ve var olan sessizlik ortamını daha fazla genişletmeyi ve derinleştirmeyi amaçlayan Sansür Yasası ile bu durum bir kez daha kurumsal hale getirilecek. Gazetecilerin haber yapma, yurttaşların haber alma ve haber olma hakları engelle necek. Saray’ın iddia ettikleri dışında gerçeğe erişimin önüne ket vurulacak. Son olarak, Sansür düzenlemesinin yasalaşması halinde basın özgürlüğün daha da kısıtlanmasıyla Kürt gazetecilerin özelinde gözlemlediğimiz benzer hak ihlallerinin daha da artacağını söylemek yanıltıcı olmaz.”
Kaynak: MA
İlginizi çekebilir