Yavuzel: Sürgünün yol açtığı bir boşluk hissiyatı beni derinden etkiliyor

Sistem karşısında tutarlı, basiretli muhalefet yapmayan, buna uygun bir muhalif kimliği taşımayan, şartlar gerektirdiğinde hayata dokunmayan biri gün gelir kuru, çürük bir yaprak gibi savrulur. Hayatın anlamından uzak böyle biri bir ağaç gibi kurur ve zamanın akışı içinde hiçbir iz bırakmadan yok olur…

Filiz DENİZ

Sistem karşısında ‚dilsiz şeytan‘ olanlar, Çinli üç maymunlar gibi “görmedim, duymadım, bilmiyorum“ tavrı takınanlar belki kendi küçük çıkarlarını korumuş olabilirler ancak, insanlığın iyiye, güzele ve onurluya doğru olan büyük yürüyüşü karşısında bir ‚hiç‘ olmaktan öteye de gidemez, tarihin çöp malzemesi haline gelmekten kurtulamazlar.

Öte yandan günümüz Türkiye’sinde her zamankinden çok daha yakıcı bir biçimde tutarlı, kararlı bir muhalif duruşa ihtiyaç olsa da, susanlara inat susmayanlar ve her türlü bedeli göze alarak itiraz edenler, direnenler de var.

Ve eğer bir gün o ülkede insanca bir yaşam söz konusu olacaksa karanlık dönemlerde susmayanların, direnenlerin, karşı çıkanların sayesinde olacak…

Bu anlamıyla söylediği, savunduğu hakikatler ile hayat ilişkisi tutarlı olan özellikle de halkın seçkin değerleri olan sanatçı ve yazarlar için böylesi süreçler aynı zamanda “bir test alanı“ da aslında…

Genç yaşta yazarlığa atılan Alevi Kürt yazar Gökhan Yavuzel de sisteme ve haksızlığa karşı muhalif kimliğiyle öne çıkan ve bunun bedellerini göze alan biri..

Yavuzel’in ilk kitabı olan „Sahipsiz Şiirler“i 22 yaşındayken yayımlandı. „Katiller Hep Yalnızdır“ isimli öykü ve denemelerden oluşan eseri ise edebiyat eleştirmenlerinden tam not aldı.

Genç yazar „Barış için edebiyatçılar inisiyatifi“ bildirisinde 1000’e yakın imzanın toplanmasına öncülük etti. Özellikle, kaleme aldığı „Özgecan Aslan“ şiiri, kadın aktivistleri tarafından, bir çok protesto yürüyüşlerinde haykırılarak okundu.

Yavuzel de ülkesini terk etmek zorunda kalan sanatçılardan. Taşıdığı muhalif kimlikleri nedeniyle baskı altına alınmış, tehdit edilmiş ve bir aşamadan sonra da can güvenliğini ve özgürlüğünü korumak adına sürgüne çıkmak zorunda kalmış.

„Sürgündeki yaşam başka bir deyişle kimliksiz yaşamaya zorlanmaktır. Ne kadar alışmaya çalışsam da derince bir sızı hala içimde…“ diyen Yavuzel ile sürgünü, aldığı ölüm tehditlerini ve yaşamı konuştum…

Öncelikle ülkeden ayrılmak zorunda kaldınız ve şu anda Avrupa’da yaşıyorsunuz. Bize neden ülkeden ayrıldığınızı ve o süreci anlatır mısınız?

Hayatımın en zor kararıydı… Türkiye’de kalmaya devam etseydim cezaevinde olacaktım ya da en iyi ihtimalle kaçak bir hayat yaşamaya çalışacaktım. Bunun da ciddi oranda üretkenliğimi azaltacağını bildiğim için en iyi çare olarak sürgünde yaşamayı tercih ettim. Netice olarak Birleşik Krallık’a iltica ettim, ancak iltica etmenin zorluklarla dolu bir yaşamı olduğuna bu süreci yaşarken öğrendim.

Öncelikle pasaportum elimden alındı, kimliksiz kalıyorsunuz. Evet, sürgündeki yaşam başka bir deyişle kimliksiz yaşamaya zorlanmaktır. Pasaportumun elimden alındığı gün bu kadar hüzünleneceğimi tahmin etmezdim, o an yüreğimde hissettiğim sancıyı, boşluk ve kayıp duygusunu ömrüm boyunca unutamam… Ve akabinde yeni bir yaşam, yeni bir dil, yeni bir kültür ve yeni bir dünya… Ne kadar alışmaya çalışsam da derince bir sızı hala içimde.

Ülkeden ayrılmanın tarifi hem çok zor hem de çok kolay. Kolay yanı; Türkiye’de bilinçli muhalifliğin ve toplumcu gerçekçi sanatın iktidar için bir tehlike oluşturduğu algısı ve doğal olarak kaçış yollarını aramak. Zor yanı ise, kimliksiz bırakılmanın yarattığı ruhsal çöküntüyü bir türlü içinize sindirememek.

En son Pınar Sağ, Ferhat Tunç ile birlikte basına yazdığınız bildiride tehdit edildiğinizi açıkladınız. Aradan geçen süre içinde hala tehdit alıyor musunuz?

Evet, Ferhat ağabey ve Pınar Hanım ile birlikte aldığımız yoğun tehditleri iki defa ortak açıklama ile kamuoyuna bildirdik. Çok can sıkıcı bir süreçti, ama elbette bu sıkıntılı süreç dayanışma ve mücadele azmimizi daha çok artırdı, bir an olsun yılmadık. Tepkimizi ise sanatçı ve edebi lisanımıza uygun bir biçimde bildirilerimizle karşılık verdik. Bir çok Sivil Toplum Örgütleri de desteklerini sundular.

Bu süreçten sonra iktidara yakın medya organları hakkımda algı yaratmaya devam etti, yazdıkları haber içerikleri gazetecilik ilkesinden uzak, yalana dayalı, tehditkar bir yazım üslubu ile kamuoyuna terörist olarak göstermeye çalıştılar. Bu haberlerin birileri tarafından yazdırıldığı aşikardır!..

Bedeli her ne olursa olsun; yazmaya, konuşmaya ve üretmeye devam edeceğim. Haksızlık ve hukuksuzluklardan dolayı sürgünde yaşayan birinin can korkusu telaşı olmaz, ama her zaman içinde diri tuttuğu bir şey vardır, o da umuttur…

Ne tür tehditler alıyorsunuz? Sizi kimler ne amaçla tehdit ediyor? Neden hedef gösteriliyorsunuz?

Bir grup sanatçı ve yazar arkadaşlarımla birlikte sosyal medya üzerinden açılmış devlet ve iktidar odaklı olduğuna kanaat getirdiğimiz gruplar tarafından tehditler aldık. Jitem isimli sayfalardan isimlerimizi etiketleyerek uzun namlulu silah resimleri bir çok defa şahsımıza gönderildi. Bir defasında kamuoyuna açık bir paylaşımda aynen şunlar yazılmıştı:

“ …Ferhat Tunç, Pınar Aydınlar ve Gökhan Yavuzel’in isimleri manşetlere faili meçhul olarak yazılacaktır…“

Tabii bu süreçte Ferhat abinin (Tunç) mücadele geçmişi ve tecrübesi bize daha çok moral verdi, yılgınlığa kapılmamıza izin vermedi ve bizi diri tutmaya çalıştı. Onun deyimiyle; “ Biz neden sanat yaptığımızı bilen insanlarız.“ Bu yüzden daha dirençli ve umutlu olduk ve süreci bu şekilde atlatmaya çalışıyoruz.

Tehdit edilmemizin anlaşılması çok zor olmasa gerek, çünkü muhalif sanat ya da devrimci sanat yapmaya çalışmamızdır. Biz halkımızın yarasına merhem sürmeye çalışıyor ama aynı zamanda da bu yarayı açanlara karşı sesimizi yükseltiyoruz, bundandır bunca tehditler. Elbette mevcut iktidar tarafından kamuoyunda mücadelesiyle bilinir insanlara yönelik bir hazımsızlığın da olduğu görülüyor.

İktidarın bu hazımsızlığı ve sürekli ötekileştirdiği insanlara karşı nefret dilini vurgulaması doğal olarak halkta da olumsuz tepkilere sebep verebiliyor. Hemen hemen bütün yazılı ve görsel organları ellerinde tutuyorlar, yetmiyor sosyal medya da yoğun bir hakimlikleri var ve doğal olarak istedikleri gibi algı yaratabiliyorlar.  Ama şunu söylemeliyim ki, onların bize değer biçtiği tanımlamaların bizim açımızdan hiçbir ehemmiyeti ve değeri yok.

Bu tehditler sonrası hayatınız ne yönde değişti? Kendinizi korumak için nasıl önlemler alıyorsunuz?

Bu tehditlerden sonra hayatımı daha yaşanılır ve sakin kılmak için tedbirler alıyorum elbette. Bir an yılgınlığa kapıldım açıkçası, hatta bir daha yazmamayı bile düşündüm, ama sonra daha diyalektik açıdan kendimce tahlil yaptım ve şunu dedim; “Yılgınlık ya da özünden tersi kararlar hayat boyu mücadelemi kaybettirecek ve bu vazgeçiş bir nevi değerlerime ihanet ettirecek.“ Dolayısıyla yılmamaya, daha çok dayanışmaya, üretmeye ve bağlı olduğum değerlerimi sürdürme kararı aldım.

Yasal olarak da önlem almamız gereken hangi merciler varsa avukatımla birlikte başvuruyoruz.

Yaşadığınız sıkıntılar neler? Bundan sonraki süreçte sizi nelerin bekliyor bir öngörünüz var mı?

Temel sıkıntı kendimi bu topraklara ait hissetmiyorum. Ben buranın insanı değilim, bir boşluk hissiyatı derinden etkiliyor. Ama bundan sonraki süreç adına ümitliyim ki zaten beni ayakta tutan şey de bu. Ülke büyük bir çıkmaza itildi, bu süreç iktidara kaybettirecek gibi görünüyor. Bazı şeyler düzeldikten sonra dönmek isterim, ancak hukuki süreç düzeltilse bile nasıl döneceğimi bilemiyorum; çünkü çok ağır ithamlarla hedef göstermeye devam ediyorlar. Tabii bu da kamuoyunda daha çok  ‚vatan haini, terörist‘ gibi ibarelerle tanıtıldığı için açıkçası can güvenliği sorunum olabilir. Öyle görünüyor ki uzun bir süre sürgünde yaşamak zorunda kalacağım…

Bir gün ülkeye dönebileceğime dair umudumu hep yüksek tutmaya çalışıyorum. Tabii bu süreçte daha çok okumaya, araştırmaya, yazmaya ve üretmeye devam ediyorum.

Muhalif sanat ve sanatçı olmak Gökhan Yavuzel için ne ifade ediyor?

Muhalif sanat, özünüze ve toplumun acılarına, yaşayışlarına ve taleplerine uygun, postmodernizmi reddeden ama halkının kanayan yarasını estetik bir biçimde, toplumcu gerçekçi bir anlayışla dile getirmektir.  Yani tarafsız olmaktır, nesnel açıdan olaylara yaklaşmak ve diyalektik bir paradigma kurmaktır. Muhalif sanatçı ise buna hizmet etmeye çalışandır, iktidara karşı mazlumun hakkını gözetendir, bu uğurda mücadele etmektir; kalemiyle, sazıyla, sözüyle…

Elbette bunun ağır bedelleri de oluyor. Tarihten bu yana da bu durum hep böyle olmuştur. Bugün bile binlerce insan ya zindanda, ya sürgünde ya da katlediliyor…

„Bir kadının çığlıkları, sağırlaştırıyor kulaklarımızı“ Özgecan Arslan yazdığınız şiiriniz çok yankı buldu? Geçen süre içinde karşımıza yüzlerce Özgecanlar çıktı. Bu konuda neler söyleyeceksiniz?

Evet, öyle zan ediyorum ki Türkiye’de Özgecan Aslan anısına ilk edebi şiiri kaleme alan kişiyim. Bu şiir dediğiniz gibi o dönem çok yankı yaptı, bir çok kadın sivil toplum örgütleri tarafında, protesto yürüyüşlerinde okundu. Ancak toplum olarak sorunlar konuşulmaya devam etti, çözümler ya da caydırıcı cezalar işlenmedi. Bu yüzden her sene daha fazla ‚Özgecanlar‘ vakası artarak devam etti.

Hukukun ve adaletin olmadığı bir yerde kadın hakları olmaz, kadınlar ataerkili zihniyet yapısıyla her zaman vahşice katıl edilmeye devam eder. Zalim erkek barbarlığına ve kadınlar konusunda daha çok bilinçlenmeye  özen gösterilmezse ne yazık ki bu devran sürüp gider…

Bize son olarak sanat hayatınızdan söz eder misiniz? Pandemi sürecinde neler yaptınız? Yeni bir çalışmanız var mı?

Esasında sanat, acılarınızın düzeyine göre ürün ortaya çıkarmanıza sebep veriyor. Ülkeden ayrıldıktan sonra daha derinleşmeye ve daha anlamlı kültür sanat yazıları üretmeye başladım. Kendimle çeliştiğim noktaları daha sağlıklı çözümlemeye gayret gösterdim. Kendi özümü tam manasıyla buldum diyebilirim.

Pandemi sürecinde sosyal hayat sekteye uğramasına rağmen, sanat anlayışımı ve üretkenliğimi sürdürdüm, daha çok okumaya verdim kendimi. Bu süreçte ve süreçten önceki yaşamı tahlil etmek için notlar çıkardım. İngiliz Tarihine ve kültürüne odaklandım bu yüzden epeyce kaynak araştırması yaptım. Yazar bir kaç arkadaşımın yayımlanmış kitaplarını okudum ve kendilerine görüş bildirdim. Benim için pek de sorunlu bir süreç değildi, çünkü benim hayatım bu süreçten öncede benzer vaziyetteydi.

Taslak olarak çalışmalarım var, ama bunları ortaya çıkaracak koşulları arıyorum. Yani biraz daha oturmasını ve pişmesini bekliyorum, daha önce yazdıklarımdan hep daha iyisini yazmayı arzuluyorum.

Son olarak röportaj isteğiniz için size ve yayın kurulunuza teşekkür ediyorum, iyi ki varsınız.

Aydınlık günlere…

İlginizi çekebilir