Türkan Elçi: Güven içinde yaşamamız için sorumluların cezalandırılması elzemdir

Tahir Elçi’nin öldürülmüyle ilgili görülen duruşmada söz alan eşi Türkan Elçi, “Sonu bir mabedin ayakları altında dramla biten bir senaryonun yazarlarının bulunup cezalandırılması, huzur ve güven içinde bir ülkede yaşamamız açısından elzemdir” dedi. 

Diyarbakır’da 28 Kasım 2015’te Sur ilçesinde bulunan Dört Ayaklı Minare önünde yapılan açıklamanın ardından öldürülen Diyarbakır Barosu Başkanı Tahir Elçi cinayetine ilişkin açılan davanın 2’nci duruşması devam ediyor. Sanık polis F.T., S.T. ve M.S. ile Uğur Yakışır hakkında açılan dava Diyarbakır 10’uncu Ağır Ceza Mahkemesi’nde sürüyor.  

 ÖLÜLERİN SESLERİ 

 Duruşmada müşteki sıfatıyla söz alan Tahir Elçi’nin eşi Türkan Elçi, ilk duruşmada mahkeme heyetinin tavrını eleştirerek, “132 gün önce gerçekleşen davada meramımızı anlatacaktık, fakat saygı duyduğumuz makam bizi dışarıya atmakla tehdit etti. Makamınıza birilerini salondan atma olanağı tanındığını bilebilecek durumdayız, fakat bir yetki vicdani ve empati gibi değerlerden uzaklaştığında, ortada iletişimi koparacak ve güveni sarsacak bir güç kalır. Oysa hukuk düzeni, güven duygusu içinde bir yaşamı vadeden bulunmaz bir nimettir. Benim gibi bir mağduru dışarıya atmakla tehdit etmek, oldukça kolay bir davranıştır. Çünkü arkanızda bir mülkün devasa gücü var. Bizim arkamızda ne devlet gücü ne devlerin gücü ne de sırtımızı yaslayacağımız duvarlarımız var. Bizimle sürekli beraber yürüyen ölülerin sesleri var, hepsi o kadar. Fakat bu da bilinmelidir ki bir mülk ancak ve ancak adaletle güçlenir, adaletle ayakta kalabilir” ifadelerini kullandı.

 ‘KEYFİLİK VİCDANLARI YARALAR’

Adaletin gerçekleşme olanağının bu salonda olduğunu, bunu gerçekleştirme yükümlülüğünün de mahkeme heyetine ait olduğunu sözlerine ekleyen Elçi, “Bir yargı makamı kendini adaletin hizmetinde değil de devletin bir memuru olarak görüyor ve sanık sandalyesinde devletin menfaati için çalıştığını iddia eden polisleri yargılama hususunda hassas davrandığını hissettiriyorsa, bunun keyfi bir yaklaşım olduğu, keyfiliğin vicdanları yaraladığı da bilinmelidir” diye belirtti. 

 ‘KİMSENİN DUR DİYEMEDİĞİ ANDA KATLEDİLDİ’

 Türkan Elçi, konuşmasının devamında şunları söyledi: “Bugün bizi bu salonda bir araya getiren cinayet dosyasında maktul olarak yer alan, koca bir şehrin baro başkanı, ömrünü cezasızlıkla mücadeleye adamış Tahir Elçi, toplumun kaosa sürüklendiği, sokaklarda bombaların patlatıldığı, silahların gece gündüz susmak nedir bilmediği, masum insanların zarar gördüğü bir gidişata hiç kimsenin cesaret edip dur diyemediği bir anda, sadece kendi insani duygularının etkisiyle ve savaşa karşı durmak gerektiğine olan inancıyla son sözlerini dile getirdiği anda katledildi.

 CEZALANDIRMAMA SUÇLULUK YÜKLEYECEKTİR

 Bugün bu salonda bunu içtenlikle dile getirmek isterim ki bir insan olarak insanların ölümünden duyulan mahcubiyeti yüreğinde hisseden bir baro başkanını katledenlerin cezalandırılması yönünde mücadele etmememiz de bize kefareti ödenemez bir suçluluk yükleyecektir. Bu talep bir eşin talebi olduğu kadar, bir suçun cezasız kalmaması için sıradan bir vatandaşın insani bir talebi olarak da kabul edebilirsiniz. Yaşanan insanlık dramının karşısında kendini sorumlu hisseden birinin,  kaosa mahal verecek şiddet dilini reddederek savaşa karşı olduğunu, savaşın taraflarından çekinmeden samimiyet ve cesaretle dile getirdiği esnada katledilmesi, toplumda yankı bulmuş, ölümü esefle karşılanmıştır.

 Bugün bizi bu salonda bir araya getiren cinayetin acısını dile getirip, faillerin cezalandırılmasını talep ettiğim kadar, bu menfur cinayetin toplumun üzerindeki tezahürünün de göz ardı edilmemesi gerektiği hususuna dikkat çekerek, adaletin tecelli edeceği beklentisinin toplumun umudu haline geldiğini de belirtmek isterim.

 SUÇUN TAKSİREN OLDUĞU İNANDIRICI DEĞİLDİR

 Sonu bir mabedin ayakları altında dramla biten bir senaryonun yazarlarının bulunup cezalandırılması, huzur ve güven içinde bir ülkede yaşamamız açısından elzemdir. O daracık sokakta başrolleriyle, figüranlarıyla oynanan oyunun senaristinin, yönetmeninin, kurşunu sıkanın bilinemeyeceği veya işlenen suçun taksiren olduğu inandırıcı değildir. Hukuk devleti ilkesi gereği, yaşadığımız mağduriyetin hukuksal çözümünü  yargı mekanizmasına bırakmayı gerektirir. Yetkililerin yaşanan mağduriyet karşısında sessiz kalması, olanakların adaletin tecellisi için kullanılmaması, hukuka ve makamlara olan güveni zedeler.

 YARGI YARALARI ONARMAYLA MÜKELLEFTİR

 İşlenen cinayetle kanayan yaranın onarılma görevinin yargıya düştüğü, kamu düzeninde karşılaşılan her türlü haksızlığın yargı makamlarınca çözülebileceği, adaleti tesis edebilme rolüyle toplumsal barışın ve huzurun sağlanacağı unutulmamalıdır. Yargı toplumsal yaraları adaletle onarma işleviyle mükelleftir. Yargı makamlarının adalet dağıtıcısı olarak tanrısallaştırılmış işlevini yerine getirmemesi, suçluların cezalandırılmaması neticesinde yargı hanesinde tarih boyunca hatırlanacak bir leke olarak yerini alacaktır.”

Elçi, davaya katılmaya yönelik karar verilmesini talep etti.

Haber yayına hazirlandığında duruşma devam ediyordu.

 

/MA/

İlginizi çekebilir