Tahir Elçi davası sona erdi: Sanık polis Mesut Sevgi “Olay sırasında 15 mermim vardı, hepsi bitti…”

Diyarbakır Baro Başkanı Tahir Elçi’nin öldürülmesine ilişkin açılan davanın ikinci duruşması Diyarbakır 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

Tahir Elçi’nin eşi Türkan Elçi, “Toplumda yaşadığımız genel atmosfer düşünüldüğünde “umut” sözcüğü çoğu insan için inandırıcılığını yitirmiş olabilir, fakat gerçek bir mağdur hiçbir zaman umut etmekten vazgeçmez vazgeçemez, çünkü umut onların yaşam dayanağıdır” dedi.

Diyarbakır Barosu Başkanı Tahir Elçi’nin öldürülmesine ilişkin üç sanık polisin “bilinçli taksirle öldürmeye sebebiyet verme”, firari örgüt üyesi Uğur Yakışır hakkında ise “iki polis memurunu öldürme”, “bir polis memurunu öldürmeye teşebbüs etme” ve “Elçi’yi olası kastla öldürme” suçlarından açılan davanın ikinci duruşması görüldü. Sanık polislerden Sinan Tabur, olay anında kaçan iki şüpheliye toplam altı el ateş ettiğini söyledi.

Diyarbakır 10. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmada, Elçi Ailesi avukatlarının sanıkların duruşma salonunda hazır edilmesi talebi reddedildi. Sanık polisler bulundukları Hatay, Elazığ ve Malatya’dan Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi’yle (SEGBİS) duruşmaya katıldı.

SALONA 84 KİŞİ ALINDI

Duruşmada Türkan Elçi ve Elçi Ailesi hazır bulundu. Duruşmayı Hollanda Büyük Elçiliği’nden Sera Aleksandra Marshall, DBP Eş Genel Başkanı Saliha Aydeniz, CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel, CHP Milletvekilleri Sezgin Tanrıkulu, Alpay Antmen, HDP Milletvekilleri Semra Güzel, Mahmut Toğrul ve Dersim Dağ ile Ankara, Van, Antep, Mardin, Batman, Urfa Baroları ve birçok hak örgütü duruşmayı izliyor.
Duruşma salonununa sadece 84 kişi alındı.

 

Duruşma öncesi Diyarbakır Adliyesi önünde ve mahkeme salonunun bulunduğu koridorda onlarca polisle yoğun güvenlik önlemleri alındı.

TÜRKAN ELÇİ: UMUT YAŞAMA KAYNAĞI

Türkan Elçi, mahkemede yaptığı konuşmada şunları söyledi:

ADALETİN TECELLİ ETMESİ GEREKTİĞİNE HEP İNANDIM: Bilindiği üzere yüz otuz iki gün önce bu salonda uzun yılların ardından açılan bir cinayet dosyasının adalet arayışının ilk adımları atılacaktı, umutluyduk. Beş yılı aşkın bir zaman da geçmiş olsa umutluyduk. Toplumda yaşadığımız genel atmosfer düşünüldüğünde “umut” sözcüğü çoğu insan için inandırıcılığını yitirmiş olabilir, fakat gerçek bir mağdur hiçbir zaman umut etmekten vazgeçmez vazgeçemez, çünkü umut onların yaşam dayanağıdır. Çoğu kayıp yakınından dinlediğim hikayelerde gidenlerin günün birinde kapıdan içeriye gireceklerine, geri döneceklerine inandıkları gibi ben de adaletin tecelli etmesi gerektiğine hep inandım.

SAYGI DUYDUĞUMUZ MAKAM BİZİ TEHDİT ETTİ: Yüz otuz iki gün önce “adalet dağıtıcısı olarak addedilen makamınıza saygımız var, çünkü mağdur vekili olarak yapılan haksızlıkların adaletle buluşması için hukuka inanan bir insanın ruhunun mahkeme duvarlarında izi var “şeklinde meramımızı anlatacaktık, fakat saygı duyduğumuz makam bizi dışarıya atmakla tehdit etti. Makamınıza birilerini salondan atma olanağı tanındığını bilebilecek durumdayız, fakat bir yetki vicdani ve empati gibi değerlerden uzaklaştığında ortada iletişimi koparacak ve güveni sarsacak bir güç kalır. Oysa hukuk düzeni, güven duygusu içinde bir yaşamı vadeden bulunmaz bir nimettir.

BİZİMLE SÜREKLİ YÜRÜYEN ÖLÜLERİN SESLERİ VAR: Benim gibi bir mağduru dışarıya atmakla tehdit ekmek oldukça kolay bir davranıştır, çünkü arkanızda bir mülkün devasa gücü var. Bizim arkamızda ne devlet gücü ne devlerin gücü ne de sırtımızı yaslayacağımız duvarlarımız var. Bizimle sürekli beraber yürüyen ölülerin sesleri var hepsi o kadar. Fakat bu da bilinmelidir ki bir mülk ancak ve ancak adaletle güçlenir, adaletle ayakta kalabilir. İnsan evladı var olalı peşine düşüp bulmaya çalıştığı en önemli ortak değerlerin başında “adaletin” geldiği de unutulmamalıdır. Albert Camus’un anlatımıyla “İnsanlar, herkeste herkesçe benimsenen ortak değere dayanamıyorlarsa, insan için insan anlaşılmaz kalıyor demektir.”

KEYFİLİK VİCDANLARI YARALAR: Adaletin gerçekleşme olanağı bu salondadır, onu gerçekleştirme yükümlülüğü de bu makama düşmektedir. Aynı zamanda bu makamın, yükümlülüğünü yerine getirirken objektif olduğu kanısını uyandırmak zorunluluğu vardır. İlk duruşmada usul tartışması hususunda gösterilen direnç sanıkların salonda hazır bulundurulması konusunda da gösterilmiş olsaydı, yargılamanın sıhhatle yapılmasının olanakları yaratılsaydı, taraflara objektif yaklaşıldığına, adaletin tecellisi için gayret edildiğine kanaat getirilecekti. Zımni de olsa bir yargıç, taraflara meylini hissettirdiğinde eşitlik ilkesinin varlığından söz etmek ne derece doğru olacaktır? Bir yargı makamı kendini adaletin hizmetinde değil de devletin bir memuru olarak görüyor ve sanık sandalyesinde devletin menfaati için çalıştığını iddia eden polisleri yargılama hususunda hassas davrandığını hissettiriyorsa bunun keyfi bir yaklaşım olduğu, keyfiliğin vicdanları yaraladığı da bilinmelidir.

YARGIÇ TARAFSIZLIĞINI HİSSETİRMELİ: Bir yargıcın meylini hissettirme konusunda Hz. Ömer Ebu Musa’ya gönderdiği mektupta “Duruşma salonundaki yerlerinde ve duruşma anındaki bakışlarında taraflara eşit muamele et ki onlardan zengin olanlar adaletsizlik yapacağı zannını hissetmesinler, zayıf olanlar da adaletsizliğe uğrayacaklarını hatırlarına getirmesinler.” Yargıcın tarafsız olması kadar tarafsız görünmesinin hissettirilmesi de önem arz eder ve bu nedenledir ki İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 10. maddesinde “Herkesin hak ve yükümlülükleri belirlenirken ve kendisine suç yüklenirken tam bir şekilde davasının bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından hakça ve açık olarak görülmesini istemeye hakkı vardır.”

SON SÖZLERİNİ DİLE GETİRİRKEN KATLEDİLDİ: Yargı makamından tarafsız, objektif, bağımsız ve başkalarından farklı tutulmamayı istemek de biz vatandaşların en doğal hakkıdır ve adil yargılanma hakkımızın temelini oluşturmaktadır.
Bugün bizi bu salonda bir araya getiren cinayet dosyasında maktul olarak yer alan, koca bir şehrin baro başkanı, ömrünü cezasızlıkla mücadeleye adamış Tahir Elçi; toplumun kaosa sürüklendiği, sokaklarda bombaların patlatıldığı, silahların gece gündüz susmak nedir bilmediği, masum insanların zarar gördüğü bir gidişata hiç kimsenin cesaret edip dur diyemediği bir anda sadece kendi insani duygularının etkisiyle ve savaşa karşı durmak gerektiğine olan inancıyla son sözlerini dile getirdiği anda katledildi.

SUÇ, CEZASIZ KALMAMALI: Ölümler karşısında kendini sorumlu hissetmesi bana Karl Jaspers ‘ın bu sözlerini hatırlatır.” İnsanlar arasında insan olmalarından gelen bir dayanışma vardır ve bundan ötürü herkes dünyadaki her adaletsizliğe ve yapılan her yanlışa karşı sorumludur, bilhassa da kişinin tanıklığında işlenen yahut bilmiyor olamayacağı suçlara karşı. Bunları önlemek için elimden geleni yapmıyorsam ben de suç ortağıyım demektir. Diğer insanların öldürülmesini önlemek için hayatımı tehlikeye atmamışsam, sessiz kalmışsam, kendimi hukuken, siyaseten ve ahlaken hiçbir şekilde anlaşılamayacak bir biçimde suçlu hissederim, tüm bunların ardından hala yaşıyor oluşum bana kefareti ödenemez bir suçluluk yükler.”
Bugün ben de bu salonda bunu içtenlikle dile getirmek isterim ki; bir insan olarak insanların ölümünden duyulan mahcubiyeti yüreğinde hisseden bir baro başkanını katledenlerin cezalandırılması yönünde mücadele etmememiz de bize kefareti ödenemez bir suçluluk yükleyecektir. Bu talep bir eşin talebi olduğu kadar, bir suçun cezasız kalmaması için sıradan bir vatandaşın insani bir talebi olarak da kabul edebilirsiniz.

ADALET BEKLENTİSİ TOPLUMUN UMUDU: Yaşanan insanlık dramının karşısında kendini sorumlu hisseden birinin, kaosa mahal verecek şiddet dilini reddederek savaşa karşı olduğunu, savaşın taraflarından çekinmeden samimiyet ve cesaretle dile getirdiği esnada katledilmesi toplumda yankı bulmuş, ölümü esefle karşılanmıştır.
Bugün bizi bu salonda bir araya getiren cinayetin acısını dile getirip faillerin cezalandırılmasını talep ettiğim kadar bu menfur cinayetin, toplumun üzerindeki tezahürünün de göz ardı edilmemesi gerektiği hususuna dikkat çekerek adaletin tecelli edeceği beklentisinin toplumun umudu haline geldiğini de belirtmek isterim.

YARGI TOPLUMSAL YARALARI ADALETLE İYİLEŞTİRMELİ: Sonu bir mabedin ayakları altında dramla biten bir senaryonun yazarlarının bulunup cezalandırılması huzur ve güven içinde bir ülkede yaşamamız açısından elzemdir. O daracık sokakta başrolleriyle, figüranlarıyla oynanan oyunun senaristinin, yönetmeninin, kurşunu sıkanın bilinemeyeceği veya işlenen suçun taksiren olduğu inandırıcı değildir. Hukuk devleti ilkesi gereği, yaşadığımız mağduriyetin hukuksal çözümünü yargı mekanizmasına bırakmayı gerektirir. Yetkililerin yaşanan mağduriyet karşısında sessiz kalması, olanakların adaletin tecellisi için kullanılmaması, hukuka ve makamlara olan güveni zedeler. İşlenen cinayetle kanayan yaranın onarılma görevinin yargıya düştüğü, kamu düzeninde karşılaşılan her türlü haksızlığın yargı makamlarınca çözülebileceği, adaleti tesis edebilme rolüyle toplumsal barışın ve huzurun sağlanacağı unutulmamalıdır, yargı toplumsal yaraları adaletle onarma işleviyle mükelleftir. Yargı makamlarının adalet dağıtıcısı olarak tanrısallaştırılmış işlevini yerine getirmemesi, suçluların cezalandırılmaması neticesinde yargı hanesinde tarih boyunca hatırlanacak bir leke olarak yerini alacaktır. Maktul Tahir Elçi’nin eşi olarak suçtan zarar görmem ve yukarıda izah edilen sebepler ile davaya katılmama karar verilmesini saygı ile talep ederim.

ELÇİ’NİN AVUKATLARI: NEDENLERİMİZ KANUNİ, TALEBİMİZ HUKUKİDİR

Elçi’nin ağabeyleri Ömer Elçi ve Mehmet Elçi şikayetçi sıfatıyla davaya katılma talebinde bulundu. Ağabey Ömer Elçi, “Ben şikayetçiyim, şikayetçi olarak duruşmaya katılıyorum” dedi.

Elçi Ailesi avukatları Zahide Beydağ Tıraş, katılma talebini dilê getirdi. Tıraş, “Yazılı ve sözlü taleplerimiz reddedildi. Şu an bize söz verildiği için teşekkür ederiz. Ancak biz yargılamanın tamamında olmak istiyoruz. Savunma ve soru sorma hakkımız var. Nedenlerimiz kanuni, talebimiz hukukidir. Önlem alınmayan cinayetten sonra bu davayla adli hakikati ortaya çıkarılmalıdır. Tahir Elçi maktul olana kadar faili meçhul cinayetler için mücadele etti. Bu davada adli hakikat ve yapısal hakikati ortaya çıkarmak için davaya katılmak istiyoruz. Adalet hakkımız için bu ceza davasına katılmak istiyoruz. Sanıklardan ve tespit edilemeyen meçhul faillerden de şikayetçiyiz.” diye konuştu.

 

BENAN MOLU: DAVA CEZASIZ BIRAKILMAK İSTENİYOR
Avukat Benan Molu da şöyle konuştu: “Bu dava Tahir Elçi mücadele ettiği davalar gibi cezasız bırakılmak isteniyor. Tahir Elçi’nin öldürülmesine giden yolun başına gitmeliyiz. CNN Türk yayına katılmasının ardından hedef haline gelmiş ölüm tehditleri aldı. Hakarete uğradı. Ve dünyanın en hızlı iddianamesi hazırlanarak hakkında örgüt propagandasından dava açıldı. Ve Tahir Elçi 2015 yılında öldürüldü. 5 yıl sonra sanıklarla birlikte buradayız. Bu davada çok sayıda ihmal ve eksikliklerle karşı karşıyayız. Bu eksiklikler ve gözden kaçırılan şeyler olmasaydı Tahir Elçi bugün yaşıyor olabilirdi. Tahir Elçi’ye koruma tahsis edilseydi belki bugün yaşıyor olacaktı. Dinlenen, takip edilen örgüt üyelerinin yakalanmasına ilişkin uygun operasyon olsaydı Tahir Elçi yaşayabilirdi. Operasyonunun ciddiyetle gerçekleşmediği açıktır. Cinayeti ortaya çıkaracak esas şeyler yapılmadı. Görevi ihmal ve kötüye kullanıldığı bize gösteriyor. ATK’nin adli tıp raporu çürütüldü. Olay yerindeki inceleme güvenlik gerekçesiyle yapılmadı ancak olay yeri halka açıldığını medyaya yansıyan fotoğraflardan gördük. Deliller eksik ve hiç toplanmamış oldu. 4 yıl 2 ay boyunca dosyadaki tek şüpheli şoför Ahmet Sanlı’ydı. Kamera kayıtları ya yok edildi ya silindi. Dosyada hiçbir zaman kısıtlılık kararı olmadan avukatlardan fiili olarak saklandı. Cinayetin üstünden 3 yıl 1 ay geçtikten sonra polislerin şüpheli sıfatıyla ifadesi alındı. Londra Üniversitesi Adli Mimarlık Bölümü Forensic Architecture raporu üzerine iddianame hazırlandı. Bu eksiklerle ve isteksizle başka bir iddianame ve davanın açılmadı mümkün değil. Biz bunu değiştirmek için buradayız. Tahir Elçi cinayetinin cezasız kalmaması için katılma talebinde bulunuyoruz.”

Diyarbakır Barosu Başkanı Cihan Aydın,” Gecen celse tansiyon yükselten tavrınızdan dönüldüğü için teşekkür ederiz. Bu dava yüzleşme davasıdır. Tahir Elçi’yi ölüme götüren bir açıklamaydı. Ve hemen ardından hakkında soruşturma açıldı. İfadesi alındıktan 8 gün sonra cinayet işlendi. Bu yönteme Hrant Dink’ten tanığız. Bu sadece Tahir Elçi cinayeti değil, insan hakları cinayeti olduğu için davaya katılmak istiyoruz.”

Tahir Elçi Vakfı adına avukat Neşet Girasun, davaya katılma talebinde bulundu. Akabinde Antep Barosu Başkanı Bektaş Şarklı, Van Barosu Başkanı Zülküf Uçar, İnsan Hakları Gündemi Derneği, Mardin Baro Başkanı İsmail Elik, Urfa Baro Başkanı Abdullah Öncel, Ankara Barosu temsilcisi, Şırnak Barosu Başkanı Nuşerivan Elçi, TİHV, Özgürlük İçin Hukukçular Derneği Eş Genel Başkanı Bünyamin Şeker ve Çağdaş Hukukçular Derneği katılma talebinde bulundu.
Katılma talebine karşı sanıklara söz verilen sanık ve avukatları takdir mahkemenindir denilerek cevap verildi.

SAVCILIK: TALEPLER REDDEDİLSİN

İddia makamı, Türkan Elçi, Ömer ve Mehmet Elçi ile Diyarbakır Barosu’nun suçtan zarar görme ihtimallerine binaen katılma taleplerinin kabul edilmesini, diğer kurumların ise katılma taleplerinin rededilmesini istedi. Mahkeme heyeti, katılma taleplerinin değerlendirilmesi ve sanıkların sorgulanmasına geçilmek üzere duruşmaya ara verdi.

ELÇİ AİLESİ VE BARONUN DAVAYA KATILMA TALEPLERİ KABUL EDİLDİ

Suçtan zarar görme ihtimallerine binaen Mahkeme, Türkan Elçi, Ömer ve Mehmet Elçi ile Diyarbakır Barosu’nun davaya katılma talebinin kabulune, diğer kurumların Tahir Elçinin öldürülmesinden dolayı zarar görmediği gerekçesiyle davaya katılma taleplerinin reddine karar verdi.

 

Sanıklardan Sinan Tabur, mahkemede verdiği ifadede ve çapraz sorguda şöyle dedi:

“Olay günü haber merkezinin anonsuyla Dört Ayaklı Minare’de görev aldım. 25 metre mesafede postane ile cami girişi önünde görev aldım. Meydanda silah sesi gelince cami girişinde silahımı doldurarak beklemeye başladım. İlk şahsa iki el, sonra gelene 4 el atış yaptım. İkinci koşan 4-5 metre sonra bana ateş etti, yaralandım. Bulunduğum yere çöktüm. Görüntülerde net gözüküyor, önümde zırhlı araç ve bir kornet araç vardı. Dört Ayaklı Minare görülmüyordu. Yakın mesafede ve hedef gözeterek örgüt üyesine atış yaptım. Diğer sanıklara aynı şubede çalışıyorduk. Hiçbir istihbari bilgi gelmedi. Şikayetçiyim. Davaya katılma talebim yoktur.

Mahkeme Başkanı: Londra Üniversitesi raporuna göre şüphelisiniz bu konuda bir söyleyeceğin var mı?

Raporun gösterdiği yerde olsaydım. Diğer polisler de beni görürdü. Kornet aracı görüşümü engelliyordu. Mesut Sevgi’yi hiç görmedim. Kornetin arkasında olduğum için görmedim.

Avukat Emin Aktar: Hangi dönemde Diyarbakır’da görev yaptınız?

2013- 2019’da görev yaptım. Tahir Elçi’yi isim olarak tanıyordum. Basın açıklamasını kayıt altına almak için oradaydım. Net olarak altı el ateş ettim. Yaralandıktan sonra ateş etmedim. Silahı yere koydum.

Avukat Mahsun Karaman: Örgüt militanları size yöneldiler size doğru koştular, daha önce anons aldınız mı?

Bir ticari taksinin Balıkçılarbaşı istikametinden geldiği anons edildi sadece. İki arkadaşımın şehit edildiği de anons edilmedi. İstihbarat Şube’den tanıdığım yok, bulunduğumuz sokakta İstihbarat Şube’den kimseyi görmedim. İstihbarat Şubesinin kameramanları vardı.
Cemal Temizöz ve Kamil Atak’ı tanımıyorum. Mermi sol karın boşluğundan içeri girdi. Şahsın gidiş yönüne doğru atış ettim. Önümde araba vardı. Tahir Elçi yönüne doğru atış etmedim. Dört Ayaklı Minare’nin ayakları dahi görünmüyordu. Sonra gittim baktım o yöne doğru atış etmem mümkün görünmüyordu. Yaralandıktan sonra kimseyi göremedim.

Avukat Cihan Aydın: 2013-2019 yılında Diyarbakır’da çalıştınız kaç yıl Güvenlik Şubedeydiniz?

Tam hatırlamıyorum. Yaralandıktan sonra araç bakım bölümüne geçtim. Güvenlik Şube basın açıklamasına dair raporunu hazırlar. Diğer şubelerin çalışma prensibini bilmiyorum. Terörle Mücadele ve İstihbarat da takip ediyordu. Herhangi bir soruşturmaya tabi tutulmadım.

 

Avukat Gamze Yalçın: Sokakta kimler vardı?

İki ekip arkadaşım vardı. Diğer kısımlarda ise Fuat ve diğer ekip vardı. Kameramanlar ve insanlar vardı.

Gamze Yalçın: Sivillerin korunması açısından tedbirli davrandınız mı?

Silah sesleri geldikten sonra sokak içerisinde kimse kalmadı. Görerek ve hedef göstererek atış yaptım. Dökümcüler Sokakta görevliler vardı ama tarif edemem şimdi. Kimin olduğunu bilemem.

Avukat Mahsuni Karaman: Savcılığa kaç kez ifade de bulundunuz?

İki defa savcılığa ifade verdim. Sadece beyanlarımız alındı. Dökümcüler Sokakta karşılıklı olarak diğer polislerle duruyorduk. Bursa, Antep, Başkale sonra güvenlik şubeye geldim. Biz emir komutayla çalışırız. Emirlere uyarız.

Mahkeme Başkanı: Kaçan örgüt üyeleri ve sokakta bulunan polisler dışında silah kullanan oldu mu uzun menzilli silah kullanıldı mı?

Görmedim. Yoğun silah sesi vardı. Uzun namlulu silah sesini yaralandıktan kısa süre sonra duydum. Kısa sürede önümden geçtikleri için arkasında polis var mıydı göremedim. Kontrol etmedim. Bizim görevimiz sadece basın açıklamasını tutanak altına alıp sunmaktır. Görüntülerde net gözüküyor örgüt üyesinin önünde ve arkasında kimse yoktu.

Sanık Tabur avukatı: Müvekkilin beyanlarına katılıyorum, müvekkil sanık değil mağdurdur. Müvekkilim orda sadece sınırlı bir güvenlik sağlamak için oradadır. Merhumun ölümünden sorumlu tutulacağı anlamına gelmez. Hayati derecede yaralanan müvekkilin sanık olması üzücüdür. Londra laboratuvarından gelen taraflı raporla müvekkilin sanık durumuna düşmesi üzücüdür. Müvekkilim yaralandığı için şikayetçiyiz. Davaya katılma talebinde bulunuyoruz.”

SANIK POLİS MESUT SEVGİ: 15 MERMİM VARDI, HEPSİ BİTTİ

Sanık Mesut Sevgi: Olay günü ekip amir vekili Fuat Tan görevli olduğumuzu söyledi. Dört Ayaklı Minare’ye gittik. Görevimiz basın açıklamasını kayıt altına almaktı. Basın açıklaması bitti. Yaşlı bir adam Tahir Elçi’nin yanına geldi konuşma bitmeden silah sesi geldi. Benim Tahir Elçi ile aramdaki mesafe 1 buçuk metreydi. Balıkçılarbaşı istikametine baktığımda iki kişinin geldiğini gördüm. İlkinde silah yoktu ikincisinin elinde silah vardı. Bende ayaklarına doğru ateş ettim. Tahir Elçi tam arkamdaydı. Sanık duvara doğru kaçarken ben 3 el atış yaptım. Atış açısıyla Elçi arasında 5 metre vardı. Yan atış pozisyonunda atış yapıyorduk. Malum raporun aksine biz yatay açısıyla atış yapıyorduk. Güvenlik alma gibi bir görevimiz yok. Sadece şahsın sokağa girdiği anı gördük. Bizde telsiz olmadığı için anons yapıldı mı bilmiyorum. Tahir Elçi’nin vurulma anını görmedim. Mermim bittiğinde bir kişinin yerde olduğunu gördüm. Kimse gidip rahmetli başkana müdahale etmedi. Sadece silah ve ambulans istiyorduk. Diğer sanıklara aynı şubede görev yapıyorduk.

Mahkeme Başkanı: Londra raporunda açık bir şekilde Tahir Elçiye atış yapabileceğinizi belirtiliyor?

Tahir Elçi’nin vücudunun yüzde 30’u minarenin arkasına düşüyor. Sanki başkan sokağın içinde ve minarenin önünde vurulduğu söylüyor. Tek bir tanık var gazeteci Mehmet Türk. Yüzü Dört Ayaklı minareye dönük bir şekilde hendeklere yöneldiği sırada yere düştü diyor. Ve minarenin arkasındaydı diyor. Çok sayıda silah sesi geldiği için uzun namlulu silah sesi var mıydı fark edemedik. Sokak 7 metre benimle başkan arasında hemen arkamda 2 metre var. Modelemede tutarsızlık var.

Avukat Mahsun Karaman: Militanlar sokağa girdiğinde gördünüz mü?

Bana göre soldan gelen şahsı gördüm. Koşarken elinde silah olduğunu gördüm. Sinan Tabur’a (sanık polis) gelmeden önce şahsı gördüm. O zaman fark edemedik Sinan Tabur’un vurulduğunu. Sinan Beyin sokaktan içeri girdiğini arabanın orada gördüm. Sinan Bey açımızdan biraz daha içerde. Şahıs çapraz yaparak geliyor. Aynı gün amirlerim tarafından mülakata alınmadım. Sur İlçe Emniyet’e aynı gün öğleden sonra çağrılmadık. TEM Şube’de savcılık ve 4 müfettiş ifademizi aldı. İhraç edilmeme dair hakkımda herhangi bir soruşturma yoktur.

 

Avukat Neşet Girasun: Olaydan hemen sonra nereye gittiniz?

İl Emniyet Müdürlüğüne gittim. Ölümden sonra Diyarbakır’dan tayinim gerçekleşti. Hedef olduk çünkü. Bunlar vurdu diyorlardı. Devlet öyle uygun gördü. Olay günü Sarsılmaz silah kullanıyordum. Silahımda 15 mermi vardı. Mermilerin hepsi bitti. Şahısların bize doğru koşması ve bizi geçmesi yaklaşık 9 saniye sürdü. Bu sürede mermim bitmişti. Bende yerdeki İstihbarat Şube kameramanının silahını alıp karşıya geçtim. Köşe başında siper aldım. Şahıs duvar dibinden kaçıyor ama Londra raporunda sanki duvardan 2 metre uzaktaymış gibi çizilmiş. Ben şarjör isterken Tahir Elçi’nin yerde olduğunu gördüm. İlk eylemcide silah olmadığı için ona hiç atış etmedik. Fuat Tan’la aramızda hiçbir sohbet geçmedi. Sadece şarjör istedim. Biz silahlı şahsı etkisiz hale getirirsek başkanı koruyacağımızı düşündük.”

SANIK POLİS FUAT TAN: KAÇ EL ATEŞ ETTİĞİMİ BİLMİYORUM

SANIK POLİS FUAT TAN: Benim olduğum yerde Tahir Elçi’yi görmedim. Bir şahsın yerde yüzüstü olduğunu gördüm. Daha sonra Tahir Elçi olduğunu fark ettim. Dört Ayaklı Minare bizim Tahir Elçi’yi görmemizi engelliyordu. Benim olduğu yerden Tahir Elçi görme imkanı sıfır. Yaşlı adamla konuşurken onu gördüm daha sonra görmedim. Şahısların sokağa girmesiyle birlikte silah sesleri çoğaldı. Hangi silahtan hangi ses geldiğini ayırt edemezdik. Londra’dan gelen, yanlı bir rapor Tahir Elçi’yi vurma imkanımız yok. ”

Avukat Emin Aktar: Diyarbakırda kaç yıl görev yaptınız. O gün göreviniz neydi.

1998-2016’da Diyarbakır’da görev yaptım. Güvenlik Şubeye bağlı ekip amir vekiliydim. Biz basın açıklamasını takip ediyorduk sadece. Diğer arkadaşların görevi neydi bilmiyorum. Sinan Tabur’u (sanık polis) yaralı olarak gördüm. Şahıs bize doğru gelirken hedef alarak silahımı çektim. Ben akşam görüntüleri izlerken bizim bulunduğumuz yere doğru silahını attığını gördüm.

 

Avukat Mahsun Karaman: Uzun hattan görüşelim demek nedir?

Cep telefondan görüşelim demektir. Basın açıklamasında telsiz sesini kıstığımız için telefondan konuşuruz. Benle Mesut arasında diyalog geçmedi. Sorumlu Vedat komiserimin yanına bizden yaralanan var mı diye bakmaya gittim. Sinan’ın yanına gittim. Vurulma anını görmedim. Teröristi o yöne ateş ederken gördüm. Kornet aracın önündeydim, Mesut da yanımda bekliyordu. Terörist şahıs sol taraftan sokağa girdikten sonra ben de yer değiştirip orta alana gittiğimde Tahir Elçi’nin yerde olduğunu gördüm. Olaydan sonra kendi emniyetimize gittik. Kaç el atış ettiğimi ve silahı kontrol edip etmediğimi hatırlamıyorum. Terör Şubede olayın görüntülerini akşam saatlerinde ifademiz verirken izledim.

Avukat Barış Yavuz: Sizin de imzanızın bulunduğu olay tutanağı neden akşam saat 21.00de düzenlendi?

Onu bilmiyorum.

(DUVAR)

İlginizi çekebilir