Suna Arev: Fatma Altınmakas şahsında öldürülmüş ve ölüm korkusu yaşayan kadınlar adına

Tarih kitapları 1071 Malazgirt Meydan Muharebesini anlatır: Anadolu’ya atlarının kanlı nallarıyla nasıl ayak bastıklarını, ‘kapıları uygarlığa nasıl açtıklarını’ anlatır dururlar kitaplar.
Oysa savaşlar, oysa işgaller önce kadınları vurur, sonra onların doğurduğu çocukları.
Malazgirt’e hiç gitmedim, orayı hiç görmedim, adı bile okulda bir not alabilme telaşıyla unutulup gitmişti, taa ki Fatma Altınmakas öldürülene kadar. İnsanoğlunun iki dille düşünüp, iki dille yargılayacağı bu olay hafızalarımızda hala taptaze duruyor. 
İnsanın kendini ana diliyle ifade edip, derdini anlatamaması, bütün demir kapıların yüzüne kapanması ve sonra kan revan içinde ölmesi. Ona Kürtçe, ‘ kalk’ demek istiyorum fakat beceremiyorum çünkü, Kürtçe bilmiyorum, Kürtçe anlamıyorum. 
Atalarımın ana dillerinin Kürtçe olmasına rağmendir bütün bunlar…
Uygarlık şöyle dursun, atların nalları kan dökmeye sistemli olarak devam ediyor. Kadın cinayetleri de bunun sonucudur ki ‘Kadın Cinayetleri Politiktir…’ 
Şimdi; Malazgirt denilince bir de akan sular dursun, kopacaksa kıyamet yeter ama varsın da kopsun dediğimiz andır o Malazgirt. Fatma’nın annesi Kürtçe bir çığlık atsın…”Kazım Fatma’yı vurdu, canım sana ne oldu, seni saran kollarım, açan güllerim soldu” desin..!
Fatma’nın dili yok, Fatma’nın altınmakasla dili kökünden, küçük diline kadar kesilmiş. Fatma yaralı. Nallıların demir kapısında yardım çığlıkları atıyor, çığlıkları dönüp dolaşıp yine kendini dağlıyor, ağzını mühürlüyor. Oysa anlatabilmesi lazım, zamanı yok, kefeni biçilmiş, tabutu hazır, katili de altı çocuğunun babası Kazım.
Meramını Kürtçe bağıracak, Kürtçe anlatacak, demir kapılar ardında bir medet umacak fakat ne çare ki Fatma’nın dili yok…Dili kayıp onu, anlayan bir Allah’ın kulu yok, acısını anlatacak bir tercüman da yok…yok oğlu yok işte. Oysa Fatma ne acı çekiyor, nasıl bir girdap içinde dönüp dolaşıp boğuluyor.
Fatma’nın eşinin kardeşi Sinan ki 2005 yılında kendi öz abisini öldürmüş, yaşı küçük diye beraat etmiş bir katildir. Sürekli Sinan’ın sistematik tecavüzüne maruz kalıyor. Karakola koruma talebi ile başvuruyor. Ne ki dili yok, kimse onu anlamıyor. Kendi coğrafyasında kendini ana dilinde ifade edemeyen 6 çocuklu bu anne sistematik de işkence görüyor. 
 Fatma Altınmakas, 12 Temmuz 2020 tarihinde eşi Kazım Altınmakas ile beraber Malazgirt Jandarma Karakoluna giderek Kürtçe  şunları söylüyor; ‘’Ben Fatma Altınmakas, 32 yaşında 6 çocuk annesiyim. Eşimin kardeşi Sinan Altınmakas tarafından son üç aydır sistematik cinsel tacize uğramaktayım. Sinan Altınmakas ,beni ve çocuklarımı ölümle tehdit ediyor. Bana sistemli tecavüz ediyor ve şiddet uyguluyor. Kendisinden şikayetçiyim , kendisinden davacıyım… ” 

Tercümanı kim? Kocası Kazım !
Benzer haberler

Ölümle tehdit edilen Diyarbakır Baro Başkanı: Türkiye’de her…

Şenyaşar katliamı dava dosyaları birleştirildi

“Gitti ailenin şeref ve namusu” bakış açısı…
Şikayet üzerine Sinan Altınmakas, gözaltına alınsa da, ortada fiziksel darp olmadığı gerekçesiyle 14 Temmuz’da serbest bırakılıyor . Gazeteler ondan S.Altınmakas diye söz ediyor. Sinan ön adı çoğu zaman itinayla teşhir bile edilmiyor. S.Altınmakas diye geçiyor.
Aynı gün “kardeşime iftira atıyorsun” diye  aile meclisi tarafından alınan ölüm kararıyla Fatma Altınmakas, kocası Kazım’ın elindeki silahla iki el ateş edilerek öldürülüyor.
Fatma, gerçeği anlatarak ailenin namus ve şerefini kirletmiştir.  Fatma’nın katli vaciptir. “Kesin Fatma, kuyruk da sallamıştır, zira kadında olmazsa erkek hiçbir şey yapmaz’’ mantığı burada da devrededir.
” Fatma kirlidir! Fatma ölmelidir! Fatma Altınmakas da sistemin ,kocasının eline tutuşturduğu silahla öldürülenlerdendir. Ailenin ve sistemin şeref ve namusu da böylece temizlendi!
Fatma resimlerde ne zarif, ne mazlum, nasıl da narin, yaşaması bağırması gereken gencecik bir kadın.
Fakat Fatma resimlerde ölmüş gibi, acıyla bize  Kürtçe bakıyor. Sesini çıkaramıyor, derdini anlatamıyor, yaşadıklarını duyuramıyor, yardım isteyemiyor.
Aynı şey  tersinden olsa; Kazım’ın başına gelseydi, Fatma, Kazım’a inanır onun yarasından öper, iyileştirirdi. Onun beyanını esas alır, namusu onun bacak arasında aramazdı. Esecek en geri, en ilkel, en feodal kasırgalara göğsünü siper eder onu asla  incitmezdi. “Sen bana 6 çocuk vermiş bir dünyasın” derdi. “Seni hiçbir şiddete yedirtmem” derdi…
“Sana gelecek ölüm, çocuklarımıza gelecek ölümdür, sana gelecek ölüm, tüm kadınlara gelecek ölümdür, sana gelecek ölüm, tüm insanlığa gelecek zulümdür, ve ben buna izin vermeyeceğim” derdi …Yaşanan tecavüzü gidip gelip başına da kakmazdı..
Kadındır bu; bir dünyadır, dünyayı tersine çevirecek güçtedir ki, aynen de böyle yapardı.
Kazım, Fatma’yı vurdu, canım çocuklar size ne oldu? Sizi saran o kollar, açan güller de sararıp soldu…
25 Kasım Dünya Kadına Karşı Şiddetle Mücadele Günü’ydü. Dün bütün gün çalıştım Fatma’yı yazamadım. Fatma, kendini ana diliyle ifade edememiş bir kurban. Kocası Kazım hapiste…
Canım 6 çocuk büyüdü mü? Devletin koruması altında ne kadar güvendeler? Fatmalar öldü, Fatmalar hergün öldürülüyor. FATMA; Kız kardeşim, canım sana ne oldu, hadi ayağa ayağa kalk ve bağır, bir daha ne olur ölme…
İlginizi çekebilir