Sancar: HDP’yi kapatma davası siyasi hedeflere dayalı bir operasyonun parçasıdır

HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, partisine açılan kapatma davasıyla ilgili açıklama yatı. Sancar’ın açıklamasından öne çıkan başlıklar şöyle:

“Kapatma davası evrensel hukuk ilkelerinin tamamına aykırı şekilde açıldı.

Bu dava hukukla açıklanabilecek bir sürecin sonucu değildir. Aksine tamamen siyasi saiklere ve hedeflere dayalı bir operasyonun parçasıdır. Dava açılmadan önceki dönemi hatırlarsak partili cumhurbaşkanının HDP’ye yönelik çeşitli suçlamaları ve hedef gösteren açıklamaları vardı. Daha sonra iktidarın küçük ortağı MHP bir kampanya başlattı. Partimize karşı kapatma davası açılması için tehdit ve şantaj içeren açıklamalar geldi.

Bu kampanyanın bir neticesi olarak sembolik açıdan anlamlı bir tarihte açıldı. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı iddianameyi AYM’ye 17 Mart 2021’de teslim etti, yani MHP’nin kongresinin yapılacağı tarihten bir gün önce.

Bu dava siyasi nitelik taşımaktadır. Bu davanın amacı demokratik siyaseti baskı altına almaktır. Bu davanın amacı HDP’yi tasfiye etme planlarını hayata geçirmektir. Oysa yine Türkiye’nin taraf olduğu evrensel hukuk standartlarına göre yargılama süreçleri hiçbir şekilde siyasi hedef ve saiklere dayanamaz. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi bunu açıkça yasakladığı gibi AİHM de bu konuda çok net kararlar vermiştir.

Bu kararların en önemlileri de Türkiye’ye karşıdır. Yargının siyasi hesaplara alet edilmesinin tipik bir örneğidir HDP’ye karşı açılan kapatma davası. En son Hazine yardımının yapılacağı banka hesaplarımıza bloke koyma kararı çıktı.  Bu kararın oy çokluğuyla alındığı biliniyor.  Kararın her açıdan hukuka aykırı iç hukukun bütün temel ilkelerini ihlal edecek şekilde alındığını da açıkladık.

Hazine yardımının yapılacağı hesaplara bloke konma kararı apaçık şekilde AYM’nin varlık nedeninin inkârı anlamına geliyor.

Buna karşı itiraz hakkımız var. İtiraz süre 4 Şubat’ta sona erecek, bu ayrı bir süreç olarak değerlendirilmelidir.

Bununla ilgili kısa bir açıklamayı yine yapacağım. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı AYM önünde 10 Ocak sözlü mütalaasını sundu. Şimdi geldiğimiz aşamada partimize sözlü savunma yapmak üzere süre tanınması söz konusu olacaktır. Bugüne kadar henüz bize bir bildirimde bulunulmamıştır.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın sözlü mütalaası yazılı olarak bize tebliğ edilecek. Bütün bu işlemlerin bugüne kadar devam etmesi ve davanın şu aşamaya gelmiş olmasının yarattığı çok ciddi sorunlar var.

AYM’ye yaptığımız başvuruda bu davayla ilgili muhakeme işlemlerinin 18 Haziran 2023 seçimleri sonrasına bırakılmasını talep ettik. AYM bu davayla ilgili işlemleri durdurmalıdır.

Seçimler normal olarak 18 Haziran 2023 tarihinde yapılacak, eğer başka bir karar alınmazsa bu seçimler için resmi süreç 19 Nisan 2023’te başlayacaktır.  Yine kulis bilgileri ve doğrudan iktidar temsilcilerinin açıklamaları 14 Mayıs’ın da seçim tarihi olarak düşünüldüğünü gösteriyor. Eğer seçimler 14 Mayıs’a alınacak olursa seçim süreci resmen 12 Mart 2023’te başlayacaktır. Ortada ciddi bir belirsizlik var, bu belirsizlik HDP’yi bir kıskaca alma planından öteye hedefler içeriyor.

İktidar bu davayı HDP’ye bir şantaj aracı olarak kullanma niyetinde. Bu tür şantajların HDP için bir etkisi olmayacağını elbette herkes biliyor. Bunu bir kez daha huzurlarınızda dile getireyim. Sadece HDP değildir hedefte olan… Hedefte olan seçimlerin eşit, adil, demokratik bir şekilde gerçekleşmesi ilkesidir. Asıl hedef tahtasına konan şey Türkiye’nin adil, özgür, eşit, demokratik seçim süreci yaşamasıdır.

İktidar seçim sürecinin bu şekilde işlemesini engellemek için bu davayı kullanmak istiyor. Meselenin HDP ile sınırlı kaldığı gibi bir düşünce çok ciddi bir yanılgı oluşturur. Bütün partilerin bu konuda duyarlı olmaları kendi sorumluluklarının, görevlerinin bir gereğidir.

İktidarın bu operasyonuna karşı sadece HDP’nin değil bütün demokrasi güçlerinin tepki göstermesi gerekir. Bizler elbette iktidarın bu davayı şantaj aracı olarak kullanmasına karşı her türlü tedbiri alırız, aldık da. Siyasi operasyonlara karşı tedbir ve hamle alacak gücümüz var. Fakat meseleye bu pencereden bakmak yetersiz olur.

İhlal edilen ilkeler Türkiye’de demokrasinin son kırıntılarını da ortadan kaldırma sonucunu doğurabilecek ağırlıktadır. Bu seçim Türkiye için tarihi bir nitelik taşımaktadır.

İktidar kapatma davası dışında başka operasyonları da seçim sürecini kendi lehine dizayn etmeyi arzulamaktadır. Bunun için çok çeşitli hamleler yaptıklarına da hep birlikte tanık oluyoruz. Bu davanın şu aşamada bütün muhakeme açısından durdurulması talebimizin dayanaklarını çok kısa açıklamak isterim.

Her şeyden önce hukuk devleti ilkesi bizim bu talebimizin en temel dayanağıdır. Çünkü bir devletin hukuk devleti niteliği taşıyabilmesi için hukuksal, güvenlik ve öngörülebilirlik ilkesinin tam anlamıyla hayata geçirilmesi gerekiyor.

Seçim sürecine girerken tam bir belirsizlik yaratılarak hem partimiz hem de seçim süreci belirsizliğe sürüklenmek isteniyor.

Demokrasinin vazgeçilmez şartı seçimlerdir. Seçimlerin de gerçek anlamda demokratik sayılabilmesi için eşit, özgür, adil şartlarda yapılması gerekir.

Bu şartlardan yoksun ortamdan girilen seçimlerin meşruiyeti de sorgulama konusu olacaktır. Geleceğe dönük endişelerin çıkmasına yol açacaktır. Öte yandan yurttaşların seçme ve seçilme hakkını özgürce kullanmaları ilkesi de bu belirsizlikle çiğnenmektedir.

Anayasa’nın 90. Maddesi gereği uluslararası sözleşmeler ve içtihatları iç hukuk üstündedir. Bütün makamları bağlar.

Bloke kararına karşı itiraz hakkımız saklıdır. AYM bu davayla ilgili bütün işlemleri seçim sonrasına bırakma kararı almalıdır. Bunun istisnası Hazine yardımının yatırılacağı hesaplarımıza bloke olması kararıdır.  AYM’nin bu tedbiri kaldırması şarttır ve gereklidir.

Tedbir kararı da seçimlerin adil, özgür, eşit şartlarda yapılmasını engellemeye yönelik bir müdahaledir. Tedbir kararı kaldırılmalı, bunun dışındaki muhakeme işlemleri seçim sonuna bırakılmalıdır.

İktidarı amacı bu operasyonla seçimi kendi lehine dizayn etme ve seçimden istediği sonucu çıkarmaktır. Bunun Türkiye açısından ne kadar ağır bir tehdit oluşturduğu da ortadadır. AYM üyelerinin çoğunluğunun evrensel hukuk ilkelerine uygun ve vicdanlarına bağlı bir karar verecekleri inancımı korumak istiyorum.

İktidarın siyasi baskı ve kuşatması bu kadar ağırken AYM’den nasıl bir kararın çıkacağı konusunda elbette çok ciddi sorular ortaya çıkarmaktadır.”

 

/T24/

İlginizi çekebilir