Oktay Candemir: Hikmet-i Hükümet ve Malumun İlanı

Devletin bir sırrı kalmadı artık! Topal Osman’dan, İpsiz Recep’ten, Ağca’ya, Yeşil’e ve bugün Peker’e kadar uzanan bir gelenektir bu…Sorgusuz sualsiz öldürülen 33 Kürd’ün ölüm emrini veren Orgeneral Mustafa Muğlalı, Teşkilat-ı Mahsusa’nın üyesiydi. Peker’in yerden kaldırdığı da Teşkilat-ı Mahsusa’dır!

Köşe başındaki sokakta kurbanını bekleyen Murat İpek ve Murat Demir’dir! Ergani yolunda ölmüş halde cesedi bulunan temiz yüzlü gazeteciyi infaz eden Alaattin Kanat’tır… Sapanca yolunda “Örgüte para verdiği” iddiasıyla katledilen Kürt iş adamı Fevzi Aslan’ın cesedinin başında kar maskesini çıkarmış bir halde bekleyen İbrahim Şahin’dir…

Seyrantepe sokaklarında beyaz bir Toros otomobilin içinde ak saçlı Apê Musa’yı bekleyen Yeşil’dir… Diyarbakır’da Enes, Nusaybin’de Ceylan, Kızıltepe’de Uğur Kaymaz cinayetidir…

Gelenek 17 bin Kürd’ün infaz edilmesidir.

Aslında tüm bu yargısız infazlar Kemal Kurkut’un infazı gibi gözlerimizin önünde açıkça işlenmiştir. Gücünü “Türk’ün Gücü’nden alır… İnsanı öldür ki devlet yaşasın anlayışıdır bu ve oğlunu boğduran padişahtan alır ilhamını..

Derin devlet denilen organizasyonu sadece Mehmet Ağar’dan, Korkut Eken’den ibaret değerlendirir ve onlarla özdeşleştirirsek bu büyük bir yanılgı yaşamış oluruz. Onlar sadece bir dönemin adamıdırlar, geçici unsurlarıdır. 

Bugün Ağar var yarın Peker olacaktır belki de…

Asıl sorunumuz Teşkilat-ı Mahsusa’dır, İttihat ve Terakki geleneğidir. Yani devletin beynini oluşturan anlayıştır.

Napoleon Bonaparte; “devletin politikası coğrafyasında saklıdır” der… Bizde ise devletin asıl politikası Kürt coğrafyasında gizlidir… AB politikasını, Ortadoğu politikasını bu temel eksen üzerinden şekillendirir.  

Bu coğrafyada her şeyi yapar,  hep gizli kalacağını düşünür ama asla gizli kalmaz. Susurluk’ta olduğu gibi gün gelir tüm pislikler patır patır dökülür ortaya…

Türkiye’de “Devlet Sırrı Kanunu var”… “Şöyle der kanun: Devlet sırrı; açıklanması veya öğrenilmesi, Devletin dış ilişkilerine, milli savunmasına ve milli güvenliğine zarar verebilecek; anayasal düzeni ve dış ilişkilerinde tehlike yaratabilecek ve bu nedenlerle niteliği itibariyle gizli kalması gereken bilgi ve belgelerdir.”

Yukarıda saydığım olaylar ve cinayetlerin işlenmesine gerekçe yapılan kılıflar bu kanunun içinde gizlidir ve yapılan gayri nizami harp bu kanunla müteşekkil olmuştur.

Her ne kadar AK Parti hükümetleri 2008 yılında bu kanunda değişiklik yapsa da devlet aslına rücu ettiğinden beri bu kanun 2008’den önce ki haliyle varlığını sürdürüyor.

Türkiye derin devlet, bir devlet sırrı olmaktan çıkıp devletin kendisi haline geleli hayli bir zaman oldu. Yürürlükte bir anayasa yoktur, hikmet-i hükümet vardır: Yani; Devletin bekasının söz konusu olduğu durumlarda her türlü kuraldan muaf tutulmasını savunan siyasal anlayış geçerlidir.

Ancak bugün tehlike de olan devletin bekası mıdır, yoksa hükümetin ve küçük ortağının bekası mıdır, bu ayrıca tartışılması gereken bir konu!

Sedat Peker yayınladığı videoda “Mehmet Ağar Kürt iş adamlarının öldürülmesi için MGK’yı ikna etti” diyor, her şey o kadar açık ve net ki…

Susurluk kazası ve Peker’in videolarında olduğu gibi siyasi irade hemen girer devreye…

Başbakanlar, Cumhurbaşkanları: “Bana sağcılar cinayet işliyor dedirtemezsiniz”, “Bu devlet için kurşun atan da, kurşun yiyen de şereflidir”, “  “Dış mihrakların oyununa gelmeyelim”… Açıklamaları ile örtbas ederler, sonra da bir komisyona havale ederler…

Bu taktik şu meşhur sözde gizlidir: “Bir meseleyi çözmek istemiyorsanız, onu bir komisyona havale edin”

Peki, Sedat Peker neden bu itirafları yapıyor? Çünkü Türkiye derin devletinde Cem Ersever ya da Muğlalı sendromu vardır!

Kullanılıp bir köşeye atılma korkusu… Son kullanma tarihleri geçtiğinde devletin onları tutup bir kenara atacağını çok iyi biliyorlar…

Milli Mücadele döneminin “Kahramanı” Topal Osman’ın Ali Şükrü Bey’i öldürdüğü gerekçesiyle kafasının nasıl koparıldığını!

Atatürk’ün ‚Emice‘ dediği İpsiz Recep’in yaşamının son zamanlarında neler çektiğini en iyi devletin gayri nizami savaşta kullandığı kişiler bilir!

Teşkilat-ı Mahsusa’nın kurucularından, her türlü nizami ve gayrinizami harpte yer alan Yakup Cemil’in henüz 33 yaşında nasıl kurşuna dizildiğlini!

Muhsin Yazıcıoğlu’nun akıbetini… Yeşil’in henüz bilinmeyen sonunu!

Cem Ersever, bir sendromdur derinlerde… Hala kullanılan tüm derin mensupların kafasında ciddi soru işareti barındırır.

Sedat Peker de bunları çok iyi biliyor. Tüm söylediklerinin altında yatan gerçek mesaj şudur: “Beni öyle diğerleri gibi kullanıp bir kenara atamazsınız…”

Peker, kullanma tarihi geçtikten sonra harcanan diğer derin mensuplara hiç benzemiyor. Anlaşılan Peker hikmet-i hükümete ve onun çevresinde toplananlara daha büyük zararlar verecek.

Peker’e ne olur onu bilemem ama bu derinden çıkarak yüzeye vuran ve ortalığa saçılan hukuksuzluklar maalesef uzun yıllar daha devam edeceğe benziyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan siyasi hayatının en kritik kararını verecek.

Mevcut hükümet ya bu yapılanmayı tasfiye ederek yoluna devam edecek ya da onlarla birlikte tasfiye olacak.

İlginizi çekebilir