Mûsa Dojender: Küreselciler Neden Sessiz?

Kapitalizm derin bir buhran yaşıyor. Yayınlanan bazı verilere göre kapitalizm eski liderini de kaybediyor, bu da yaşanan krizin yanına yeni bir sorun koyuyor. Yaşanan bir çöküştür. Ama bu daha herkesin göreceği hale gelmedi. Yine de Trump ve diğerlerinin şu anki tüm hamleleri çöküş sonrası için alınan önlemler kapsamındadır.

2019 yılında ciro bakımından dünyanın en büyük 500 firmasını sıralayan Fortune Küresel 500 listesinde geçen yıl ilk kez Çinli şirket sayısının ABD’li şirket sayısını geçtiğini gördük. Listede 129 Çinli şirket yer alırken, 121 ABD’li şirket yer aldı. Veriler gösteriyor ki 2. Dünya Savaşından bu yana ilk kez 2019 yılında ABD bu alandaki liderliğini kaptırdı.

Küresel ekonominin motoru her zaman teknolojidir, dolayısıyla teknolojiye hakimiyet liderlik demektir. Peki geleceğin ekonomisine hangi ekonomi ilerletecek ve dolayısıyla belirleyecek? Kapitalizm mi, Sosyalizm mi? Küreselcilik mi, ulusalcılık mı? Çin’in 2019 yılı itibariyle bu listenin başına geçmesi işte bu sorulara da verilen bir yanıttır. Yanıt olarak kabul etmeyenler de ciddi bir iddia olarak kabul edebilirler en azından.

Dikkat edilirse bu veriler sonrası ABD ve Çin arasında karşılıklı yaptırım süreci başladı. ABD Çin’in avantajlarını ortadan kaldırmak amacıyla küreselci politikalardan ulusalcı politikalara yöneldi, her şeyi Çin’e satabilmek, her şeyi Çin’den satın alabilmek, daha ucuz oluyor diye her üretimi Çin’de yapabilmek artık ABD için yolun sonunda liderliğin bitişini gösteriyordu.

Çin’in yapay zeka kuantum bilgisayarlar, robot ve otonom araç gibi alanlarda başarı gösterebileceği, bu alanda liderliği ele geçirebileceği, teknolojide liderliği ele geçirebilirse üretiminde tüm dünyayı ele geçirmek için yeterli nüfusa sahip olduğu herkesin malumu.

Tüm sosyalistlerin dün politikalarını eleştirdiği Çin, bu liderliği ele geçirdikten sonra Sosyalizmin bazı ilkelerini hayata geçirmeyeceğini kim garanti edebilir? Çin’in sosyalizmini beğeniyor veya beğenmiyor olabilirsiniz, demokratik görüyor veya görmüyor olabilirsiniz ama konumuz hiç o değil. Kapitalizmin gördüğü ufuktan söz ediyoruz.

Listedeki Çinli şirket sayısı ABD’li şirket sayısını geride bıraktı ama toplam gelirlerde ABD’nin liderliği sürüyor. 2019 yılı itibariyle toplam cirosunun yüzde 25.6’sı Çinlilerde, yüzde 28.8’i ise ABD’lilerde. Asıl hesapları alt üst edecek olan ise listenin gerisinde yer alıp da küçük olan Çin şirketleridir ki bunların büyüme hızını tahmin etmek herkesin harcı değil.

Kutuplardaki buzun erime hızını tahmin etmede bilim adamları hep yanıldı ya, burda da büyüme hızını tahmin etmede yanılmaları işten bile değil. Çin’in de devrimin 100’ncü yılı olan 2049 yılı için hedefleri var ve bu hedeflere göre Çin’in o tarihte her alanda ama her alanda ABD’nin önüne geçmesi planlanıyor. İşte küreselcilerin sessizliği, ulusalcıların ise “kıyamet senaryosu” ile harekete geçmeleri bu yüzden. Peki ulusalcılara göre ne yapılmalı? Trump’ın politikalarını ve yansımalarını görüyoruz, buna değinmeliyiz.

2020 Yılı İtibariyle

1990 yılında Fortune’nin ilk sayısının yayınladığı Global 500 listesinde tek bir Çinli şirket yokken 2020 yılı itibariyle Hong Kong Özel İdaresi ve Taiwan 133 şirket ile listenin birinci sırasında yer alıyor, ABD ise 121 şirket ile geçen yıl gibi ikinci sırada yer alıyor.

Küresel iş sistemlerinin kalbi büyük şirketlerdir. Büyüme ve her alanda ilerlemeyi kenara bırakalım dönüşümde belirleyicidirler. Küreselleşme sürecine bakarsak 1970’lerden bu yana küreselciliğin dev şirketlerin çalışma ve rekabet şeklini dönüştürdüğünü görürüz. Ne dev şirketleri gördük batarken, üstelik çoğu teknoloji deviydi, bugün ne adları var ne de sanları. Bugün en büyük 7 internet hizmet ve perakende şirketinden sadece 3’ü ABD’nin. Geriye kalanı Çin’in.

Trump bu nedenle ABD’nin başında denirse hemen itiraz etmeyip biraz değerlendirmek gerek. Obama ABD’nin başka bir hedefine uygun başkan iken Trump ABD’nin farklı ve güncel bir hedefine göre başkandır denilirse durup değerlendirmek gerek.

Çoğumuz Trump’ın Suriye’den Afganistan’a, Irak’tan İran’a kadarki tüm sözlerinden dolayı onu beceriksizlikle suçlayabiliriz. “Askerimi çekiyorum” dedi, çekemedi ama bölgede Obama gibi ileriye adim atmadığı da ortada. Dışarıya para harcamaktansa içeriyi kurtarmayı hedeflediğini her seferinde izah etmeye çalışıyor. Trump’ın sözlerine baktığınız zaman sadece Ortadoğu’da bile ABD’nin eski Emperyal hedeflerinden taviz verdiğini açıkça görmek mümkün. Rusya’nın ise sırf bu nedenle daha aktif hale geldiğini dünya alem gördü.

Trump’a göre Çinli teknoloji şirketlerinin ürettiği telefon ve diğer araçlar topladıkları verileri Çin ordusuna veriyor. Bu nedenle ABD’li şirketlerin Çin’de üretimlerine son vermelerini ve ülkelerine dönmelerini istedi. Çinli şirketlerin büyüme hızını kesmek için de onların tıpkı ABD’nin yaptığı gibi küresel ekonominin imkanlarından yararlanmalarını sınırlandırmaya çalışıyor. Yani aslında ABD, Çin’i engellemek için küresel ekonomiye yeni şekil vermeye çalışıyor. Küreselcilerin ise “karışmayın, Çin lider oluyorsa olsun” diyecek hali yok. İşte ABD’de Trump’ın karşısında güçlü bir muhalefet bulmayışımızın sebebi bu. Küreselciler sessiz.

Aslında ABD’nin teknoloji devleri Microsoft, Google, Apple ve diğerleri yıllardır kullandığımız bilgisayar ve telefonlardan hakkımızda her türlü bireysel veriyi topluyordu ve bu veriler istendiği zaman sadece “terör” bağlamında dahi FBI, CIA veya Pentagon’a verilmek zorunda idi ve yasalar zaten bunun usulünü belirliyordu. Kimsenin buna diyeceği yoktu. Çinli şirketlerin ürünlerini kullandığımız zaman da en fazla aynı verilerimiz Çin’in de elinde olacaktı. Rakibi sırf sosyalist olduğu için değil, bunu kapitalist Rusya da yapabilseydi ABD’nin tavrı aynı olurdu.

Peki ABD Kapitalizmin Liderliğini İstiyor mu?

Covid-19 salgınının ortaya çıkmasından sonra tüm dünyayı saran bir ekonomik kriz herkesin gözü önünde gerçekleşiyor. ABD ve AB ülkeleri üst üste küçülme verileri açıkladı. Kapitalist devletler için en kötüsü de kendi aralarında dayanışma sergileyememeleri oldu. Aslında bu kapitalist (paracı) refleks aynı zamanda kapitalizmin de sonunu getirecek bir refleks.

Öyle ki Çin Covid-19 virüsüne karşı mücadele etmek için tüm ülkede olağanüstü tedbirler alırken ve şirketlerin o süre içindeki ekonomik kaybıni önemsemezken, kapitalist devletler dev otomotiv, bilişim ve diğer üretim şirketleri batmasın diye insan ölümlerine göz kapatarak “normalleşme” diye bir saçmalığı dile getirdi.

Oysa tüm kapitalist devletler ortak bir bütçe oluşturarak ve BM üzerinden tüm devletlerde iki veya üç aylık sokağa çıkmama yasağı uygulasaydı ve o sürede de insanlara o bütçeden para harcansaydı bugün tüm dünya Çin ile aynı rahatlığı yaşardı.

Trump bir küreselci gibi değil, bir ulusalcı gibi davrandı ve her şeyden önce “bana ne” dedi. Suriye’de katliama uğrayan Kürtler için “bana ne, orası onların toprakları” dedi. Covid-19 salgını sürecinde Dünya Sağlık Örgütü’nden çekildi. Pek çok askeri anlaşmadan çekildi ve hatta NATO’yu ve BM’yi bile ödediği paraların miktarı üzerinden tartışmaya koydu.

Kapitalist dünya birden bire kendini lidersiz olarak gördü ve AB bu süreçte hızlı dönüşemedi. AB ülkeleri de birbirlerini en başta Covid-19 belasında başbaşa bıraktı. Son kertede “çakallar sürüsü” denildi.

Sadece Macron’un bu süreçte NATO hakkında “beyin ölümü gerçekleşti” sözü bile bu sürecin en doğru tanımlarından biridir. Doğrusu Macron hem Suriye’de ve hem de Akdeniz’deki Türk-Yunan geriliminde gösterdiği tavrıyla AB’nin ihtiyaç duyduğu lider olabilir. AB artık ABD olmadan dünya barışını korumanın hesaplarını yapmak zorundadır. Aksi halde AB kendi varlık sebebi ile çelişerek dağılacaktır.

Sonuç:

Çin ve ABD arasındaki çekişme paranın yeni liderini belirlerken kapitalizm liderini kaybediyor ve Covid-19 salgını ile beraber kapitalist devletlerin yaşadığı ekonomik kriz Çin ve Rusya’nın “ulusal hedefler” için gönüllü olarak ölmeye hazır ordularının önünü açıyor. Covid-19 için küresel bir çözüm bulunmazsa ve ilk aşıyı bulacak olanın kazanacağı para hedefine terkedilirse yaşanacak çöküş sonrası herkes tek kurtarıcıya sarılacak: “Ulusal Birlik”. O süreçte ulusal birliğini yaratmamış ve kendi içinde parçalı olanlar genellikle Çin ve Rusya’nın sömürgesine dönüşebilir.

Sadece Ortadoğu, derin tarihi tecrübesi ve eğilimi ile bu sömürgecilikden kurtarabilecek çareyi üretebilir…

İlginizi çekebilir