Mahrang Baloch: Sesimizi duyun, soykırıma uğruyoruz

 Dr. Mahrang Baloch: Tüm dünyaya acımızı göstermek için buradayız. Oturma eyleminde 200’den fazla aile var. Bu aileler oturma eylemini sürdürürken kendi hikayelerini yazmıyorlar, kendi uluslarının, Belucilerin yaşadıklarını anlatıyorlar. Benim gibi, Belucistan gibi… Dünya halklarının sadece bize dair konuşmasını istemiyoruz, hareketimize katılmasını ve hedeflediğimiz amaçlarımızın gerçekleştirilmesini istiyoruz.

Yeni Özgür Politika’dan Selahattin Işıldak ile Nejla Ari’nin haberi:

Belucistan’da Pakistan devletinin yargısız infaz, zorla kaybettirme ve soykırım politikalarına karşı Beluc halkının direnişi sürüyor. Kasım ayı sonlarında dört Belucilinin öldürülmesi, uzun süredir devam eden öfke ve acıyı yeniden alevlendirdi. Binlerce Beluci protesto için sokaklara döküldü ve sonunda kadınlar öncülüğünde halk, Turbat’tan Pakistan’ın başkenti olan İslamabad’a kadar uzanan Uzun Yürüyüş eyleminde bir araya geldi. Bin 600 kilometreden fazla yol yürüyerek 20 Aralık’ta İslamabad’a ulaşan Belucilere dönük -İslamabad Yüksek Mahkemesi’nin protesto eylemlerine izin vermesine rağmen- şiddetli saldırılar gerçekleşti; 290 protestocu gözaltına alındı. Tutuklanan Belucili eylemciler sınır dışı edilmekle tehdit edildi.

Bu esnada, geçici Başbakan Anwaar-ul-Haq Kakar, 1 Ocak’ta düzenlediği basın toplantısında, İslamabad’daki Beluci protestocuları maddi ya da manevi olarak destekleyenlerin Beluci militanlara katılmasını önererek kayıp kişilerin ailelerini “terörist” olarak nitelendirdi. Hükümetin baskılarına rağmen Beluciler, 20 Aralık’tan bu yana, yaşlı ve hasta ebeveynler, küçük çocuklar ve bebeklerle İslamabad’daki Ulusal Basın Kulübü’nde oturma eylemini sürdürdü. Eylemlere öncülük eden Beluc Yakjehti Komitesi’nin organizatörlerinden Dr. Mahrang Baloch, uzun soluklu eylemin ardından önceki gün Quetta’ya geri döndü. Bnlerce kişi tarafından büyük bir coşku ile karşılanan Dr. Mahrang Baloch, “Bugün topraklarımızda halklarımız arasında duyduğumuz sevgi ve saygı, İslamabad zulmünden bin kat daha güçlüdür” dedi. Dr. Mahrang Baloch, Belucistan’da yaşananları, Uzun Yürüyüş’ü ve saldırıları Yeni Özgür Politika gazetesine değerlendirdi.

Dr. Mahrang Baloch

Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz? Mücadelenize nasıl başladığınız?

Belucistan’ın Quetta bölgesindenim. Genel cerrahi alanında yüksek lisans yapıyorum. Tıbbi alandaki akademik derecemle birlikte, kendimi gururla, Beluci Soykırımı’na karşı mücadele veren, halkım için daha iyi bir yaşam koşulları sağlayabilmek için çaba sarf eden bir politik aktivist olarak tanımlıyorum. Politik aktivist olarak faaliyetlerime 2006 yılında başladım. Babam, bir siyasi figür olarak, devlet destekli ajanlar (para-militer güçler) tarafından zorla kaçırılmış ve kaybedilmişti. Ben o zaman altıncı sınıftaydım. Babamın tutuklanmasının bende yarattığı acı ile sokaklara çıktım. Babamın serbest bırakılması için protesto eylemleri düzenledik ve sonunda 2009 yılında serbest bırakıldı. Ardından, Karachi’deki bir hastaneden tekrar kaçırıldı; o sırada annemin sağlık sorunları ile ilgili bir tedavi için oradaydık. Babam, Pakistan ordusu tarafından 2011’de öldürüldü ve cesedi parçalanmış bir şekilde sokak ortasına atıldı. O günden sonra, bir Beluci olarak, mücadeleye katılmaktan başka seçeneğim yoktu. Bu kahredici kayıp, içimdeki acıyı alevlendirdi ve beni Beluci Ulusal Mücadelesi’ne katılmaya sürükledi.

Babamın ardından devlet, tek kardeşim olan Nasir Baloch’u da 2017’de (tekrar) kaçırdı, kardeşim 3 ay 10 gün sonra serbest bırakıldı. O zaman, bu trajedi ile yeniden yüzleşmek zorunda kaldım ve geri dönmeksizin mücadeleye devam kararı aldım. Babamı kaybetmenin acısı, sevdiklerimize yönelik devam eden aralıksız tehditler, hayatımı halkımızın ve topraklarımızın davasına adamam konusundaki kararlılığımı pekiştirdi. Kendinizi tanıtır mısınız diye sordunuz; Dr. Mahrang budur işte. Bazen bu yaşananlar olmasaydı ve her şey normal bir yaşam akışı içinde devam etseydi ne olurdu diye düşünüyorum ama bu bizim kim olduğumuzu anlatıyor. Bu hayatı diğer hayatlara tercih ediyorum, onuruna sahip çıkan insanlar için yaşamak en iyisidir. Bana güvenenler için nefes almak güzel bir hayattır, direnerek yaşıyorum.

Geçtiğimiz günlerde İslamabad’a uzanan bir yürüyüş gerçekleştirdiniz. Eylem kararı nasıl alındı? Uzun Yürüyüş ile amaçladığınız neydi?

İslamabad’a yürüyüşü başlatan olay 23 Kasım 2023 tarihinde yaşandı. Dört Beluci kardeşimiz zorla kaybedilmiş, devlet destekli Pakistan Kont-terör Departmanı (CTD) tarafından katledilmişti. Eylem kararı ise, Belucistan’ın uzak bir bölgesinde düzenlenen bir toplantıda alındı. O toplantının ardından uzun bir yürüyüş başlatma ve Belucistan’ın uzak bölgelerini de bu konuyla alakalı olarak ziyaret etme kararı aldık. Bu kararın ardından, protesto gösterilerini Belucistan’ın tümüne yayarak, büyüyen bir Uzun Yürüyüş’e dönüştürdük.

Peki neler yaptık? Her bölgeyi ziyaret ettik, kamplar kurduk ve kayıp yakınlarının başvurularını kayıt altına aldık. Halkımızın yaşadığı sorunları 3 ayrı kategoride ifade edersek: Birincisi doğrudan devlet şiddetinin mağduru olanlar yani katledilenler. İkincisi zorla kaybettirilenler yani faili meçhuller. Üçüncüsünü ise her an kaybedilme ya da katledilme korkusuyla yaşayan, tehdit edilenler diye özetleyebiliriz. Yani hiçbirimiz güvende değildik. Çünkü devlet, ordusu ve silahlarıyla halkımızı öldürüyor ve bu insanlara ses verebilecek, güvenebilecekleri gerçek bir politik hareket yok. Bu yüzden başlangıçta şunu kararlaştırdık: halkımıza cesaret vereceğiz ve bu başlattığımız yürüyüş kadınların öncülük ettiği bir eylem olacak.

Belucistan’daki kadınlar sözcüklerle ifade edilemeyecek kadar saygındır; ailenin büyüğüdür ve herhangi bir kararı alabilecek yetkiye, güce sahiptir. Bu yüzden biz kadınlar halkımıza birleşelim, ulusal mücadeleye katılalım çağrısı yaptık. Sevdiklerimizin ölü bedenlerini göreceğimiz günü beklemeyelim dedik. Bu uzun yürüyüş, daha geniş, büyük bir hareketin başlangıcıdır. Amacımız, Belucistan’ın her şehrini ve bölgesini birleştirmektir. Hareketimiz üçüncü aşamasında ve bu aşamada her bölgede protestolar, eylemler organize ettik. Belucistan’ın her yerine mesaj gönderdik, Beluc kadınlara şunu dedik: “Sessizce acı çeken Belucistan’ın üçüncü nesli olarak yollara dökülün. Bir ulus; kadını ve erkeği ile var olur. Kadınların eşit katılımı, erkeklerin eşit katılımı kadar gereklidir ve barış içinde bir coğrafya istiyorsak gelin ve harekete katılın”.

İslamabad’a vardığınızda sert bir polis şiddetine maruz kaldınız. Neler yaşadınız?

Daha önce eşi benzeri görülmemiş uzun yürüyüşümüz, tüm bölgeyi tek bir çatı altında birleştiren siyasal bir güce dönüştü. Turbat’dan Karachi’ye, Suab’dan Quetta’ya devlet bizleri bölmüştü ancak başlatmış olduğumuz bu uzun yürüyüşümüz tüm Belucistan’ı birleştirdi. İslamabad’a vardığımızda ise dövüldük, gözaltına alındık, hücrelere atıldık. Bizzat ben yedi saatten fazla bir süre boyunca şiddete maruz kaldım. Kadın, çocuk ayrımı gözetmeden yaptılar bunu. Görüntüler var. İslamabad’da oturma eylemimizi yaptığımız günden bugüne kadar hiçbir devlet yetkilisi bizleri gözaltına alan, döven, tehdit eden ve hiçbir yasaya aldırmadan haksız bir şekilde hücreye atanlar hakkında herhangi bir işlem başlatmadı.

Eylemimize destek amacıyla hiçbir Birleşmiş Milletler (BM) yetkilisi bizi ziyaret etmiş değil hala. Mesela; Pakistan’daki BM ofisini ziyaret ettiğimizde, oradaki yetkililer Belucistan’da neler yaşandığını bilmediklerini söylüyorlardı. Düşünsenize insan haklarını koruyoruz ve buradayız, yerli halkı ve ezilmiş bir ulusu yok etmek, katletmek, soykırıma uğratmak isteyen hiçbir devlete izin vermeyeceğiz diyorsunuz ama yaşananları bilmediğinizi söylüyorsunuz. Ulaşmak istediğimiz amaca kendi başımıza ulaşacağız. Eğer hayatta kalmak istiyorsak, bu harekete bütün enerjimizi, gücümüzü vermemiz gerekiyor. Yaşamlarımız kendi ulusumuzun hayatta kalmasına bağlıdır. Tüm dünyaya bir mesaj vermek istiyoruz, bizi duysunlar istiyoruz, adı Beluc olan, Belucistan diye bir coğrafyada yaşayan bir ulus var. Yıllardır acıyı çekiyoruz, hiçbirimiz nefes alamıyoruz. Oturma eyleminde 200’den fazla aile var. Eylemdeki bu aileler oturma eylemini sürdürürken kendi hikayelerini yazmıyorlar, kendi uluslarının, Belucların yaşadıklarını anlatıyorlar. Benim gibi, Belucistan gibi… Yani buradayız. Dünya halklarının sadece bize dair konuşmasını istemiyoruz, hareketimize katılmasını ve pratik olarak hedeflediğimiz amaçlarımızın gerçekleştirilmesini istiyoruz.

Beluc halkı en temel hakları için mücadele ederken CTD’nin şiddet ve baskısıyla karşılaşıyor. Raporlara göre; sokak ortasında “sözde çatışma” süsü verilmiş yargısız infazlarda çok sayıda kişi katledildi. Bu kişilere dair elinizde ne gibi veriler var?

Öncelikle belirteyim ki sadece CTD değil, onlar isimlerini sürekli olarak değiştiriyorlar. Beluc halkının Pakistan otoriteleri tarafından karşılaştığı şiddet ve baskılar saymakla bitmez. İlk zamanlarda bunu ATF adı ile yapıyorlardı. Sonra isim değiştirdiler. CTD’nin devlet şiddetini yasa dışı ve insanlık dışı bir şekilde kullanması özellikle de son dört yıldır yoğunlaştı. “Hepsini öldür” politikasıyla ilk olarak, bini aşkın Beluc siyasi aktivisti, gazetecileri, öğretmenleri, doktorları kaçırdılar. Kaçırılanların hepsi de Beluc toplumunun varlıklı, önde gelen seçkin insanlarıydı. Ardından onları öldürmeye başladılar; buna “devletin öldürme politikası” adı verilmişti. Hatta 25 Ocak 2013’te Belucistan’ın Khuzdar kentinde bir köyde toplu mezarlar bulundu; zorla kaybettirilmiş 300’den fazla Belucun parçalanmış bedenlerinin bulunduğu toplu mezar yerleri tespit edildi. Asya İnsan Hakları Örgütü, Uluslararası Af Örgütü ve BM bu olaydan sonra endişelerini dile getirdi. Ancak ne oldu? Pakistan, hakikatleri sümen altı etmek için sadece göstermelik bir yargı komitesi oluşturdu. Küresel bir basınçla karşılaştıklarında ise; “Cinayet silahı bulunamadı, cesetler hiçbir şekilde tanımlanmadı, üzerlerinde hiçbir DNA testi yapılmadı” diyerek hakikatlerin üzerini örttüler.

Sorunuza gelirsek; CTD tarafından zorla kaybettirilenlerin ve öldürülenlerin isimlerinin olduğu bir listeye sahibiz. CTD tarafından öldürüldüğü tespit edilen 40’tan fazla kişi var. Aileler hazırladığımız raporlar çerçevesinde CTD aleyhine davalar açıyor. CTD ise buna karşı sürekli olarak ailelerin evlerine baskınlar düzenleyerek, tehditler yağdırıyor. Sadece tehdit de etmiyorlar; yaptıkları ev baskınlarında o ailelerin paralarına el koyuyor, halkın kaynaklarını çalıyorlar. Her türlü şiddet onlar için yasallaşmış durumda.

Kürtler ve Beluclar kültürel açıdan birbirine benzer halklar. 1600’ler ve 1700’lerde Beluc yöneticiler de Kürtler gibi, “Mir” ünvanını kullanıyor. Yine birçok bağımsız Beluc aktivisti, tarih boyunca “Kurd” soyadını almış. Kürtlerle aranızda bir benzerlik olduğunu söyleyebilir miyiz?

Bu soruyu yönelttiğiniz için teşekkür ederim. Kürt halkıyla etnik ve kültürel bağlarımızdaki ortaklıktan dolayı her zaman gurur ve onur duyuyoruz. Tarihsel olarak, aynı bölgenin bir parçasıydık. Yüzyıllar geçmesine rağmen kültür ve yaşam tarzındaki benzerliklerimiz devam ediyor. Onlar için Beluc halkı, “Kurd kabilesi” içinde yer alır ve bu Kurd kabilesi içinde Beluc halkının da önde gelen bir lideri bulunur; Abdulaziz Kurd. Bu dönem, 1920’ler ve 1930’lara kadar uzanır.

Kürtlerin 1990’larda verdikleri mücadelelerle Beluc halkının mücadelesi arasında da belirgin benzerlikler olduğu çok açık. Ortak bir zemin oluşturmak ve birlikte çalışmak bir seçenek olabilir mi? Bu konuda düşünceleriniz neler?

Birliğin ve ortak mücadelenin gücünü biliyoruz, tanıyoruz. Deneyimleri karşılıklı olarak paylaşmak ve kolektif bir ses yükseltmek mücadelemiz açısından hayati bir öneme sahip. Farkındalık kampanyaları, uluslararası alanda ortak bir savunma hattı ve karşılıklı destek gibi girişimlerin daha güçlü bir etki sağlama potansiyeline sahip olduğuna inanıyoruz. Hareketimizi uluslararası bir harekete dönüştürme konusunda kararlıyız. İttifaklar kurmayı ve özellikle de ezilen halkların ittifaklarını örmeyi önemli görüyoruz. Özellikle Kürtleri, onlarla birlikte diğer dost ulusları bu barbarlığa karşı birlikte mücadele etmeye davet ediyoruz. Uluslararası düzeyde bir araya gelerek, birliktelik sağlamayı ve dünya genelinde ezilen halkların hareketleriyle dayanışma inşa etmeyi amaçlıyoruz. Sesimiz ortaklaşarak daha da güçlendirebilir, Kürtler için, Beluclar için, Filistin için ve acı çeken bütün halklar için birlikte çalışabiliriz…

Siyasi aktivistler olarak, sömürgecilik döneminin bitmediğine inanıyoruz ve biz bir ulus olarak doğrudan sömürgecilikle yüz yüzeyiz; kimliğimiz tehdit altında. Bu nedenle, kendimizi yıllardır başka ezilmiş halklarla dayanışma içinde buluyoruz. Çocukken ben ve birçok arkadaşım, yoldaşım, Kürt hareketini kendimize örnek alır ve özellikle Kürt kadınlarının verdiği mücadeleyi takdir ederdik. Hatta bizlere: “Hayır, siz bu Kürt Kadın Hareketi’nin seviyesinde değilsiniz” dediler.

Son olarak Kürt halkına ve dünya halklarına iletmek istediğiniz bir mesaj var mı?

Kürt kardeşlerime ve kız kardeşlerime yüreğimin derinliklerinden bir mesajım var: Birbirimizle olan bağlantımız sadece etnik ve kültürel benzerlikle sınırlı değildir; aynı zamanda acıları, çileleri ve baskıları da paylaşan bir deneyimle kök salmıştır. Kürtlerin yıllarca maruz kaldığı soykırım gibi, Beluc halkı da benzer sistematik soykırım politikaları ile karşı karşıya. Beluclar da Kürtler de kendi topraklarında yabancı muamelesi görüyor. Beluc ve Kürt halkının uluslararası alanda baskılara karşı bir araya gelmesini ve seslerini ortak bir şekilde yükseltmesini umuyorum. Kürt kadınlarının direnişinden derin bir şekilde ilham alıyor ve onur duyuyorum. Beluc kadınlarının da, kendi mücadelelerinde Kürt kadınlarının yolundan ilerlemelerini temenni ediyorum.

Kürt halkına; uygulanan bu zulüm dolu karanlık günlerin sonuna gelindiğini de ifade etmek istiyorum. Güçlü bir şekilde inanıyorum ki; hem Beluclar hem de Kürtler için yakında bu karanlık sona erecek, daha barışçıl ve insanca bir gelecek inşa edebileceğiz. Bir araya gelerek, birleşerek, karşılaştığımız zorlukları aşabilir ve gelecek nesillerimiz için daha huzurlu ve insanca bir yaşam inşa edebiliriz. Onların yüzyıllardır ulusumuza yaptıkları tüm insanlık dışı uygulamalar sona ersin ve bizlerin de huzur içinde yaşamasına izin verilsin. Savaşın ve acının hatıralarına sahibiz. Keşke mutluluk, sevinç ve barışın anılarına da sahip olabilseydik. Biliyorum ki, bu da yakında mutlaka gerçekleşecek.

İlginizi çekebilir