“Kanadı Kırık Bir Kuş Misali: Cahide Sonku” Oyunu Üzerine 

Vicdan İçgüdüye Yenilince

“Kanadı Kırık Bir Kuş Misali: Cahide Sonku” Oyunu Üzerine 

Fırat Yavuz:

6 Mart Pazar günü saat 16.00’da, terk edilmiş bir bina izlenimi veren Caddebostan Kültür Merkezi’ne vardığımızda, neyse ki tiyatro sanatını terk etmemiş, bir grup tutkulu insanı görme ümidiyle bir oyunu izlemeye başladık. “Kanadı Kırık Bir Kuş Misali: Cahide Sonku”.

Oyunun yüreğimizin bam teline, aklımızın dehlizlerine ulaşabilmesini hayal ediyorduk. Çünkü adı geçen kadın Cahide Sonku’ydu. Türkiye sinemasının ilk kadın oyuncusu ve yönetmeni, dahası filmlerde anlatmaya yetmeyecek kadar dolu dizgin geçen bir hayat…  Yaşadığı büyük acılara rağmen tıpkı Amazon kadınlar gibi asla pes etmeyen; güzelliğiyle,  görkemli başarısı ve tarzıyla Olimpos tanrıçalarına benzeyen parlak bir yıldızdı Cahide. 

Aşkla ve mücadeleyle yoğrulmuş yaşamı, soluk soluğa, ACI tatlı bir hatıralar dizisiyle sahnelendi. Darülbedayi yılları, Talat Artemel’den İhsan Doruk’a kadar yaşadığı aşkları ve evlilikleri, yegane kızı Ender’le olan hikayesi, Muhsin Ertuğrul’la sinema dünyasına girişi, yükselişi ve düşüşü, kendi adına kurduğu Sonku Film’in bir yangında yok olması…

Bu yaşadıkları bir tragedyanın dramatik yapısını fazlasıyla oluşturuyordu. Ancak Cahide Sonku’nun kariyerinin zirvesindeyken Ermeni iş insanı Parseh Çıtıryan (Gevrekyan) ile yaşadığı aşk, bu oyunun hikayesinde yoktu. Birlikte yaşamaya başladıklarında Cahide Sonku’yu Şehir Tiyatroları’ndan attıran bir aşk…  Hatta Cahide, bir dönem karakola ifade verip durmuştu. Üstüne bir de 2. Dünya Savaşı patlak verince devlet, çıkardığı “Varlık Vergisi” yasası gereği, birçok Ermeni’ye (ve Rum’a) yaptığı gibi, Parseh’in malına mülküne el koymuştu ve bu Ermeni adam, Erzurum Aşkale‘de gayrimüslimler için hazırlanmış olan çalışma kampına sürgün edilmişti. Cahide ve Parseh’i ayrılığa götüren ve yıllarca yaşanacak bir aşk acısının, insanlığın utandığı kahır dolu sürecin kapısı aralanmıştı. Müslüman bir kadının gayrimüslim biriyle beraberliğinin hiç hoş karşılanmadığı bir ülkede yaşanan gizli ilişkinin dramı, ne yazık ki oyunda da gizlenmişti. Ya da görmezden gelinmişti.

Peki ama Cahide Sonku’nun, kendini en mutlu hissettiği, hayata dair umudunu büyüten bu aşk, oyunu sahneleyen Çiğdem Tunç Tiyatrosu tarafından niçin görülmemişti? Hani tiyatro, dünyanın en büyük aşk hikayelerinin sahnelendiği yerdi..? Sanat, görünmeyeni görünür kılan değil miydi..? Türkiye tiyatrosunda ve sinemasında hep Muhsin Ertuğrul’un öneminden bahsedilip Ertuğrul’un, Cahide’yi ve Ermeni aşkını sahiplendiği neden unutuluyordu? “Sen kimi seversen, ben de onu severim küçüğüm.” Böyle demişti, Cahide’ye zor anlarında, Muhsin bey. Üstelik kendisi, Cahide’nin atılması için Şehir Tiyatroları’ndan büyük baskı görürken… 1940’ların o kasvetli karartma günlerinde…

Dönemin diktatoryal TC rejimi, kurgusal milli toplumu, hatta tiyatrosu Cahide’nin canından parça koparmıştı. Asıl dramatik hikayenin oyunda yokluğu, Cahide’nin kanadını bir kez daha kırdı belki de. Gerçek hayatında otel odalarında günlerce yalnız yaşamış Cahide, bu oyunda bir kez daha kalabalık bir tiyatrocu grubun içinde yalnız kalmıştı. O zaman da büyük aşkına destek bulamamıştı, bugün de…  Vicdan yerine ırksal içgüdülerle hareket etmek, bu oyun bağlamında sanatın hakikat beşiğindeki aykırı-muhalif varlığını zedelemişti. 

Sanat tarafında, olup bitenler arasındaki neden-sonuç ilişkileri, bazen dramatik olmaktan çok, “kaderde bu varmış” gibi bir his veriyordu. Cahide’nin aşk ilişkilerinin ise, toplumsal arka planı zayıf, kadınsı içgüdülerin, isteklerin ön planda olduğu bir yapısı vardı. Muhsin Ertuğrul gibi güçlü bir figür, oyunda yer yer tipleme düzeyinde kaldı. 

Oyunun oynandığı sahnenin çok küçük oluşu, mizansenin, diyagonal hareketliliğin, üç boyutluluğun ortaya çıkmasını oldukça zorluyordu. Örneğin bazı anlarda sahnede oyuncu kalabalığı artınca her oyuncu yan yana durmak zorunda kalıyordu. Bu da, mizansende hem alan derinliği oluşturmayı hem geometrik yaratımı olumsuz etkiledi. Ayrıca o küçük sahnede yeterince dekor kurulamaması, ele alınan dönemlerin gerçekliğini seyircinin hissetmesini de zorlaştırdı.

Buna rağmen oyuncuların, enerjik yapıları, dinamik aksiyonları, izleyiciyi de sonuna kadar oyunda tutmayı başarabildi, denilebilir. Cahide Sonku’yu oynayan Çiğdem Tunç ile Cahide’nin evlendiği adamların neredeyse tamamını (Çıtıryan hariç!) oynayan Bertan Dirikolu’nun performansları yerindeydi. Zaten sahnedeki bütün oyuncular birden fazla rol oynadılar. Hiç de kolay olmayan bu işin üstesinden geldikleri söylenebilir. 

Ne ki, kalp olmadan gövde, kollar, bacaklar nasıl işler? Rollo May, Yaratma Cesareti adlı o meşhum, özgün kitabında şöyle diyordu: “Cesaret (courage) sözcüğü, “kalp” anlamına gelen Fransızca sözcük coeur ile aynı kökten gelir. Kalbin kollara, bacaklara ve beyne pompaladığı kan ile tüm diğer organlara kazandırdığı işlev gibi, cesaret de tüm psikolojik erdemleri olanaklı kılar. Cesaretin yokluğunda diğer değerlerden, çürüyen erdem müsveddeleri olarak söz edilebilir.”

İlginizi çekebilir