HDP Sözcüsü Günay: Türkiye’nin çözüm derdi varsa Suriye’den çıksın

HDP Parti Sözcüsü Ebru Günay, Diyarbakır’da haftalık olağan basın toplantısı düzenleyerek güncel gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Derik ve Antep faciaları, Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik saldırılar, ekonomi konuları başta olmak üzere gelişmeleri değerlendiren Günay, şunları söyledi:

 

Acı dolu bir haftayı geride bıraktık. Bütün Türkiye ve dünya katliam gibi iki kazayı konuştu. Önce Antep ardından da Derik’te. Antep’te 16 canımızı yitirdik Derik’te ise 21 canımızı kaybettik. Elbette ki kazalar telafisi mümkün olmayan derin izler bıraktı. Asla unutulmayacak yaralar, asla kapatılmayacak izler ve acılar bıraktı.

 

Ben başlarken yaşamını yitirenlerin yakınlarına, sevenlerine, dostlarına ve tüm halkımıza başsağlığı diliyorum, yaralılar için de acil şifalar diliyoruz. Bu kazaların kaza olmadığını, tesadüf olmadığını tamamen ihmaller zinciri sonunda gerçekleştiğini hepimiz çok iyi biliyoruz. Birkaç gündür, arkadaşlarımızla birlikte olayın ilk anından itibaren alandaydık, tüm olanları görgü tanıklarını yakından takip ettik. Sonra da eş genel başkanlarımız ve heyetlerimizle taziye ziyaretlerine katıldık, halkımızla yan yanaydık. Şunu gördük, baştan sona göz göre göre gelen katliam gibi bir kaza. Baştan sona göz göre göre gelen bir felaket, bunun asıl sebebi ise tedbirlerin alınmaması. Halkın can güvenliğinin değil, yandaşın rantının korunması sonucu katliam gibi bir kaza gerçekleşti. Basit tedbirlerle bu kazalara karşı önlemler alınabilirdi. Her iki kazada da ilk kazadan sonra tedbirlerin alınmaması facianın asıl sebebi. Derik’te tam 20 dakikalık bir zaman farkı var. Bütün demokratik eylemlerde yolları kapatan, her yeri abluka altına alan, adeta kuş uçurtmayan kolluk, bir kaza anında daha büyük felaketleri engellemek için yolu kapatmaya dahi gerek duymuyor.

 

Yanıcı madde taşıyan TIR’lar Mardin’de kent içinden geçiyor

 

Her yeri ablukaya alan adeta hiçbir kuşun uçmasına izin vermeyen kolluk, bir kaza ardından daha büyük felaketleri önlemek için yolu kapatmaya ihtiyaç duymuyor. Kazaya davetiye çıkarıyor. İlk kaza gerçekleştikten sonra yol trafiğe kapatılsaydı ikinci kaza gerçekleşmezdi. Yine yandaşın kar hırsı dolayısıyla bağımsız tonaj kontrolleri yapılmayan tırlar Mardin, Derik ve Mazıdağı’nda ölüm saçmaya devam ediyor. Herkes çok iyi biliyor ki tırlar Cengiz Holding’in Eti Bakır fabrikasından aldığı fosfat gübreyi taşıyorlar. Yanıcı bir madde ve dünyanın hiçbir yerinde yanıcı ve tehlikeli maddeler kent içinden geçirilmez. Gerekli tedbirler alınır. Hem bizim çokça dile getirmemize rağmen hem de Deriklilerin taleplerine rağmen gerekli tedbirler alınmadı.

 

AKP iktidarının derdi halkın güvenliği değil, yandaşların rantıdır

 

AKP iktidarının derdi halkın can güvenliği değil. AKP iktidarının derdi, halkın can güvenliği yoksulluğu, sağlığı değil. Derdi yandaşının korunması, yandaşının güvenliği. Derik, Mazıdağı, Diyarbakır, Mardin arası sadece Eti Bakır tırlarının yol güvenliği için kontrol noktalarının oluşturulduğunu, özel tren hatlarının oluşturulduğunu herkes biliyor. İhmaller ve yandaş koruma politikası olarak sayabileceğimiz çok örnek var. Bu cinayetlerin faili ve sebebi, bu katliam gibi kazanın sebebi Cengiz Holding’dir,  AKP iktidarının kendisidir. Bizler ilk andan itibaren oradaydık. Büyük katliam, cinayet dosyalarında olduğu gibi AKP iktidarının ilk yaptığı şey yayın yasağı getirerek hakikatlerin üzerini örtmek. Gerçekler ortaya çıktıkça, gizlemeye çalıştıkları suç ortaklığı ortaya çıktıkça, yaptıkları ilk iş yayın yasağı almak oldu. Bu yayın yasağı mağdurları korumak için alınan bir yayın yasağı değil.

 

Suç  işleri bakanı hakikatlerin üzerini örtmeye çalıştı

 

Bu yayın yasağı Cengiz Holding’i ve yandaşını korumaya yönelik bir yayın yasağı. Çünkü ihmaller silsilesinin ortaya çıkmasını engellemek istediler ve iktidar, iktidar yandaşları bundan rahatsız oldular. Bir suçluluk psikolojisiyle suç işleri bakanını olay yerine göndererek her zamanki gibi hakikatlerin üzerini örtmeye çalıştılar. Yani AKP iktidarı kendi suç içişleri bakanını gönderdiği her yerde bir şeyler gizlenir, gerçeğin üzeri örtülür. Ama ne Derik halkı ne de bizler asla hakikatin üzerinin örtülmesine izin vermeyeceğiz. Bu katliamın gerçek failleri hesap verene kadar mücadele etmeye, onlarla birlikte mücadele etmeye ve acılarını paylaşmaya devam ediyoruz. Bir kez daha hayatını kaybedenlerin yakınlarına ve halkımıza başsağlığı diliyorum ve yaralılara acil şifalar diliyorum. Onlarla dayanışmamız elbette devam edecektir. Nasıl ki kaza anında yan yanaydık ve acılarını paylaştık, bundan sonra da gerçeklerin ortaya çıkması için mücadele edeceğiz. Gerçeklerin üzeri ne kadar örtülmeye çalışılsa da her hakikat açığa çıkar, toplumu aydınlatır. Hele hele mücadele ve bir toplumun kararlılığı ile bu süreç hızlanır.

 

İktidar varlığını sürdürmek için her yerde aynı yıkıcı zihniyeti hayata geçirmeye çalışıyor

 

Ülkeyi yaşanamaz hale getiren, yıkımlara, facialara davetiye çıkaran bu iktidar varlığını sürdürmek için her yerde aynı yıkıcı zihniyeti hayata geçirmeye çalışıyor. İktidarın Kuzey Doğu Suriye’ye yönelik saldırıları sürüyor ve bizler de Suriye’deki gelişmeleri çok yakından takip ediyoruz. 2011 yılından itibaren kesintisiz bir şekilde Suriye’deki savaşı destekleyen hatta besleyen iktidar ilk kez Esad’la görüşmekten, diyalogdan bahsediyor.

 

Sorunların diyalogla çözülmesinden yanayız

 

Biz elbette parti olarak bütün sorunların diyalog ve müzakere ile çözülmesinden yanayız. Ancak iktidarın amacının gerçekten müzakere ve diyalog olmadığının da farkındayız. Bu diyalog teklifinin gerekçeleri bir yana gelinen aşamada Esad’ın yeniden muhatap alınması, Saray’ın ve ona bağlı çetelerin Suriye’deki savaşı kaybettikleri anlamına da gelmektedir.

 

Saray’da çekilen film absürt bir komediye dönüştü

 

Yani Saray’dan çekilen “Esad’ı devirmek” adlı korku/macera filminin finali absürt bir komediye dönüşmüştür artık. Şam Emevi Camii’nde namaz kılma vaadiyle başlayan süreçte sistem muhalefetini de arkasına alarak özellikle her seçim öncesindeki operasyonlarıyla şov ve hamasetten beslenen iktidar, bugün itibariyle Türkiye’yi milyonlarca mülteci ile karşı karşıya bırakmıştır.

 

İktidar Kürdü tasfiye operasyonunu gerçekleştirmenin yollarını arıyor

Bu maceraperestliğin ve ihvan rejimini Suriye’de hakim kılma girişimlerinin bedelini milyonlar çok ağır ödedi ve halen de ödüyor. Ancak Saray rejimi, geniş bir Ortadoğu coğrafyasını etkileyen bu yıkımdan ders almamış olacak ki, Esad’la diyalogun yine Kürtsüzlük temelinde gerçekleşebileceğine ilişkin çözümsüz bir politikada ısrar ediyor. Saray rejimi, önce IŞİD eliyle yapamadığı, daha sonra bizzat kendisi Suriye topraklarına girerek gerçekleştirmek istediği Kürtleri tasfiye operasyonunu bu kez diyalog ve müzakere adı altında Esad rejimi ile ortaklaşarak ya da Esad’a devrederek gerçekleştirmenin yollarını arıyor.

 

Türkiye’nin tek hedefi Kürtleri statüsüz bırakmaktır

Türkiye’nin Suriye’de bir çözüm perspektifi bulunmuyor. Tek hedefi Kürt karşıtlığı ve Kürtlerin statüsüz bırakılmasıdır. İşgal ettiği, kendine bağlı güçleri yerleştirdiği tüm alanlardan çekilmesinin şartı olarak ön plana çıkaracağı temel şey Kürtlerin sahip olduğu hakların geri alınmasıdır. Bu da bir çözüm siyaseti değil, pazarlık ve şantaj politikasıdır. Bir kere rejim açısından Türkiye, Suriye’nin birçok bölgesinde işgal gücü bulunduran bir ülke. Hatta Suriye rejimine göre Türkiye’nin desteklediği tüm silahlı gruplar terörist. Buna rağmen Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu kalkmış bulundukları bölgelerden çekilip çekilmeyeceklerini açıklamadan, bu konuda bir değerlendirmede bulunmadan kendince muhalefet olarak gördüğü, ancak kontrol ettikleri yerlerde birçok insanlık suçunu işlemiş bu grupları Şam yönetimiyle barıştırmaktan söz ediyor.

 

Türkiye’nin temel siyaseti Suriye ve Rojava’yı istikrarsızlaştırmaktır

Türkiye’nin önceliği Kürtleri statüsüz bırakmak için, Rejim ile ilişki geliştirmek. O yüzden kendilerine bağlı grupları rahatlıkla bırakabilir ancak bunun yaratacağı sorunlar olacak. Açıklamalarla zemin yoklamaya çalışıyor. Yine rejim ile anlaşmalı bir tampon bölge oluşturup bir kısım mülteciyi oraya yerleştirmek diğer bir hedeftir. Bu yüzden ne kadar barıştan söz etse de Türkiye’nin temel siyaseti Suriye ve Rojava’yı istikrarsızlaştırmak, işgal ve yeni saldırılara zemin hazırlamaktır. Tüm eylemleri ve planları buna yöneliktir.

 

Türkiye çözüm istiyorsa Suriye’den çıkmalıdır

En doğru siyaset Suriye’deki çözümü Suriyeli halklara bırakmak. Türkiye bu pozisyona çekilirse ancak çözüme hizmet eder. Pazarlık, şantaj ve Kürt düşmanlığı bir çözüm siyaseti olamaz. Türkiye’nin Suriye’de bir çözüm ve barış derdi varsa yapması gereken tek şey Suriye topraklarından çıkmaktır, kendisine bağlı gruplara verdiği destekten vazgeçmektir. Her gün sivillerin SİHA saldırıları ile katledildiği, kaçırıldığı, malların yağmalandığı, demografik yapının değiştirildiği, cinayetlerin gerçekleştirildiği bölgelerde sorumluluğu olan bir iktidarın, diyalog ve müzakere arayışı olsa olsa bu suçların daha derinleştirilmesine neden olacaktır.

Çözüm Suriye halkının iradesini tanımaktır, Suriyeliler kendi sorunlarını kendileri çözebilir

 

HDP olarak Suriye’de yabancı güçlerin herhangi bir müdahalesi olmaksızın kendi aralarında siyasi ve kalıcı bir çözüm için doğrudan görüşmelerini savunduk ve savunmaya devam ediyoruz. Savaş suçu işleyenler hariç ülkelerini terk etmiş tüm Suriyelilerin kendi memleketlerine güven içinde dönmelerini sağlayacak bir çözüm mümkündür. Savaş suçu işleyen çetelerin ise bulundukları ülkelerde derhal yargılanmaları sağlanmalı ve örgütlerinin lağvedilerek bölgesel silahsızlanmanın önü açılmalıdır. Saray rejiminin taktiğiyle Suriye tarafına 3 adam gönderip, oradan Türkiye tarafına 5 füze attırarak savaş ya da müdahale bahanesi yaratmanın ve bu asılsız iddialarla Suriyeli Kürtleri “terörist” ilan etmenin ucuzluğuna başta ana muhalefet olmak üzere kendisine “demokrat” diyen kimse kapılmamalıdır. AKP-MHP’nin her “terörist” ya da “düşman” dediğine muhalefetin de sorgusuz sualsiz uyması, bu ülkenin barış ve istikrar umutlarını gölgelemektedir. HDP olarak nasıl ki Türkiye’de Kürt Sorununa siyasi çözüm temelinde yaklaşıyorsak, Suriye’de de müzakerelerle siyasi ve kalıcı bir çözümden yanayız. Bu ilkeli duruşumuzu her zaman ve her yerde savunmaya devam edeceğiz.

 

Biz halkımıza aynı gemideyiz

Değerli arkadaşlar bütün bunlar Türkiye’de yaşanan sorunları her geçen gün daha da derinleştiriyor. Ne zaman bir siyasal ya da ekonomik kriz çıksa yönetenler halkları birlik ve beraberliğe davet eder ve “boğulma” korkusuyla kendilerine destek vermeye çağırırlar. Bu dünyanın her yerinde bilinen klasik bir iktidar taktiğidir. Erdoğan da yine tüm ülkeyi batıran kendisi değilmiş gibi herkesten sabırlı olmasını istedi ve “aynı gemideyiz” dedi.

Biz seninle aynı gemide değiliz. Biz halkımızla aynı gemideyiz. Soruyoruz: Bu ülkeyi 20 yıldır yöneten kim? Bütün siyasetini toplumu ayrıştırmak, kutuplaştırmak, bölmek için kullanan kim? Hazineden döviz garantili milyarlarca dolar ve euroluk ihale alanlarla, toprağını işlemek için sürekli borçlanan, tohum, gübre, elektrik fiyatları altında ezilen yoksul köylüler aynı gemide mi?

Naslar bankalara işlemiyor mu?

 

Bizler ise halklarımızın gemisinin batmasına, su almasına asla izin vermeyeceğiz. Hep birlikte, el ele, omuz omuza vererek bu gemiyi limana sakince yanaştıracağız. Çünkü bu liman AKP’nin talimatıyla hareket eden Merkez Bankası’nın faiz manipülasyonlarıyla yürümez. Dokuz ay önce “Bir Müslüman olarak ‘naslar neyi gerektiriyorsa onu yapmaya devam edeceğim, hüküm bu” diyen Erdoğan’a soruyoruz: yüzde 13 Merkez Bankası, yüzde 25 banka faizlerinde nas işlemiyor mu? Hüküm, paradan para kazanan bankalar için geçerli değil mi?

 

İhtiyacı olanlar için faizi sıfıra indirelim

Gerek KOBİ’ler gerekse de vatandaşlar bakımından ihtiyacı olanlar için faizi sıfıra indirelim. Geçmişte çekilen kredilerin faizlerini silelim. Ana paraları, uzun vadeli şekilde yapılandıralım. Nas da, insanlık da, vicdan da faize karşı, yandaşa karşı halkı savunmaya çağırıyor.

Kendilerini kurtarmanın arayışındalar

 

Memleketi ve ülkeyi batıranlar şimdi panik halde kendilerini kurtarmanın arayışındalar. Geçtiğimiz günlerde Erdoğan ve kurmayları olağanüstü “seçim zirvesi” yaptılar. Gerçi toplantıya çağrılanların bile haberi yoktu, çünkü Saray fena halde sıkışmış veya panik içinde. O zirveye “seçim zirvesi” dediler ama aslında zirve “Memleketi batırdık, filikalarla nasıl kendimizi kurtarırız” zirvesiydi.

 

AKP’nin seçim zirvesi, iktidardan düştüğü zirve olarak tarihe geçecek

Bütün anketler Türkiye toplumunun, ülkeyi felakete sürükleyen bu zihniyetten uzaklaştığını ve AKP’nin toplum desteğini kaybettiğini gösteriyor. Kendi yandaşları bile her gün güç kaybettiklerini anket sonuçlarıyla önlerine koyuyor. İşte zirveyi bu korku ve panikle yaptılar. Ama korkunun ecele faydası yok, iktidar miadını doldurdu, onlar 40 bin zirve yapsalar da toplumu kandıramayacaklar, felaketlere sürükledikleri toplumdan rıza alamayacaklar. Gidişleri yaklaştı ve bu zirve aynı zamanda AKP’nin bu ülkenin yakasından düştüğü, kaybettiği zirve olarak tarihe geçecek. Bu da kendiliğinden olmayacak, biz gerçekleştireceğiz. Bunu örgütlü gücümüzle yapacağız, ittifaklarımızla gerçekleştireceğiz. Bugün eş genel başkanlarımızın katılımıyla İstanbul’da partimizin de dahil olduğu ittifak toplantısı gerçekleştiriliyor. Bu toplantıda ittifakın ilkeleri netleştirilecek, çalışma esasları ve birliktelik hukuku belirlenecek ve toplantıdan çıkacak sonuç üzerinden önümüzdeki günlerde bir deklarasyonla toplantıdan çıkan sonuçlar kamuoyuna deklare edilecek.

Savaşa ve tecride karşı 1 Eylül’de alanlarda olacağız

 

Bizler alanlarda tekrar halkımızla birlikte mücadele etmeye, savaş politikalarına karşı milyonlarla etkinlik halinde olmaya devam edeceğiz. Savaş ve tecride karşı 1 Eylül’de alanlarda olacağız. “Savaş kaybettirir, barış kazandırır” şiarıyla gerçekleştireceğimiz 1 Eylül Dünya Barış Günü etkinliklerine güçlü bir şekilde katılmaya çağırıyoruz. 1 Eylül’de Van’da Eş Genel Başkanımız Pervin Buldan’ın, Şırnak’ta ise Eş Genel Başkanımız Mithat Sancar’ın katılımıyla mitingler düzenleyeceğiz. Her yerde de emek, demokrasi güçleri ile alanlarda olacağız. Savaşa karşı sesimizi yükselteceğiz, çünkü savaş kaybettirir, barış kazandırır diyoruz.

Berpirsyarê qetlîamên Dêrik û Dîlokê AKP û hevkarên wê ne

 

Wekî hûn dizanin li Dîlokê û Dêrikê du qezayên giran çêbûn, ew birîn û êş tu car nayê jibîrkirin. Em careke din sersaxiyê ji malbata miriyan û li gelê Kurd re dixwazin. Serê me sax be. Em şîfaya xêrê ji birîndaran re dixwazin. Ew qeza ne qezayê ji rêzê ne, qetlîam in. Em dizanin polîtikayên AKP’ê yên şer, talan û rantê li her derê mezin dibe. AKP bi ewlehiya gelan û jiyana gelan na, ewlehiyên şirîkên xwe diparêze. Berpirsiyarê van komkujiyan bi taybetî jî komkujiya Dêrikê polîtikayên AKP û bi taybetî jî Cengîz Holdîng e. Demek dirêj e li Dêrikê, li Mêrdînê, Şemrexê ev şîrket komkujiya xwezayê pêk tîne. Gelê Mêrdînê bertek nîşanî vê yekê da lê desthilatdaran dîsa şirîkên xwe guhdar kir. Daxwaza gel, ewlehiya gel, jiyana gel ne giring e û ew şirîkên xwe diparêzin.

Em ê heya dawiyê li cem gelê xwe bin. Em ê vê bûyerê zelal bikin, AKP piştî van bûyeran biryara qedexekirina weşanê digire. Di van qezeyan de jî ev biryar girt. Ji ber ku dixwazin tiştekî veşêrin û gel rastiyê nizanibe. Loma jî ev rêbaz bûye rêbaza AKP’ê. Lê mixabin, gelê Dêrikê rastiyê dizane. Ji serî heya niha em li Dêrikê li cem gelê xwe bûn. Gel dizane ka berpirsyarên vê bûyerê kî ne. Em ê jî heya dawiyê vê yekê bişopînin.

Di politîkaya AKP’ê ya Sûriyeyê de guherîn tune ye, dixwazin bi rêbazên nû pêşiya statûya Kurdan bigirin

PIRS: Ev guherîna polîtîkaya AKP’ê ya Sûriyeyê dê çi biguhirîne?

Di polîtîkaya AKP’ê de guherînek tune ye. Ji destpêkê heya îro armanca wan ew bû ku Kurdan bêstatû bihêlin. Xwestin ku vê yekê bi çeteyan, bi DAIŞ’ê pêk bînin, niha jî ev yek wekî şeklê diyalogê xwe diyar dike. Lê dibêje min ev şer winda kir lê em ê neyartiya li hemberî Kurdan bi rêbazeke nû bidomînin. Lewma em ê bi rêveberiya Sûriyeyê re diyalog û bazaran bikin. Dixwazin bi vê yekê Kurdan bêmaf bihêlin. Derdê wan ê esasî ev e. Li hemberî Kurdan neyartî, bêstatûbûna Kurdan, qedexekirina ziman û çanda Kurdan helwesta xwe didomînin. Bi polîtîkayên bazarê û şantajê vê yekê dimeşîne. Ger ku bixwazin çareserî pêk bê, lazim e ku hemû hêzên xwe ji Sûriyeyê vekişînin û îradeya gelê Sûriyeyê jî nas bikin. Çareserî ji bo Sûriyeyê ev e.

 

İlginizi çekebilir