Hasip Kaplan: Adaletin olmadığı yerde yeni anayasa yapılamaz

Hak ve özgürlükleri ortadan kaldıran, basını, siyaseti susturan, kayyum rejimini her alanda kalıcılaştırmak isteyen AKP’nin sivil bir anayasa yapmayacağını belirten avukat Hasip Kaplan, “Kürt sorununa çözüm getirmeyen hiçbir anayasa ne yeni ne sivil ne de demokratik olur” dedi.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski milletvekili olan hukukçu Hasip Kaplan, 19 yıllık AKP döneminde anayasada yapılan değişikler, bunun yarattığı sonuçlar ile birlikte Kürt sorununun temelini oluşturan anayasaya dair tartışmalara ilişkin olarak Mezopotamya Ajansı’nın sorularını yanıtladı. 

 İktidara geldiği 2002’den beri sıklıkla “yeni anayasa” söylemine sarılan AKP’nin bugün yeniden bunu gündeme getirmesinin nedeni nedir? Anayasa’da bugüne dek ne tür değişiklikler yapıldı? 

 AKP, 2002 yılı seçimlerinde yüzde 34 oyla 310 milletvekili kazandı, Meclis çoğunluğuna sahip oldu. İkinci parti CHP, yüzde 19 oyla 151 milletvekili çıkarmıştı. DSP+ANAP+MHP koalisyonu 2001 ekonomik krizi ile boğulurken, AB’ye aday üyelik süreci başladığında 1982 Anayasası’nın önemli 17 maddesinde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne (AİHS) ve Kopenhag Kriterlerine uygun değişiklik yapılmıştı. Adil yargılanma, temel hak ve özgürlükler gibi önemli konularda değişiklikler yapılmıştı. Koalisyon hükümeti azınlık hakları ve Kürt sorunu konusunda adımlar atacağını, Kürt dili üzerindeki yasakların yayın ve eğitim önündeki engellerin kaldırılacağına söz vermişti. Kemal Derviş’in getirilmesiyle ekonomide finans sektörü ve bankacılıkta önemli değişikliklere gidilmişti. 1999-2002 yılları gerillanın sınır ötesine çekildiği çatışmaların yaşanmadığı yıllardı. Bu elverişli koşullara ve AB rüzgarına rağmen Kürt sorununun çözümü konusunda adım atılamadı. MHP’nin koalisyona son vermesiyle seçime gidildi.

AKP şanslı bir dönemde göreve geldi. Yaptığı tek olumlu değişiklik 2004 yılında Anayasanın 90’ıncı maddesini değiştirmek oldu. Buna göre uluslararası sözleşmeler iç hukukta kanunların üzerinde olup uygulanacaktı. Ancak bugün dahi kendi koydukları yasalara uymayan bir AKP iktidarı var. Selahattin Demirtaş’ın AİHM Büyük Daire kararını hala uygulamamaktadır.

 2010 yılında da Anayasa’nın bazı maddelerinde değişikliğe gidilmişti değil mi?

 Evet, AKP kendi çıkarları söz konusu olduğunda anayasa değişikliğine gidiyordu. 12 Eylül 2010 tarihinde 26 maddelik anayasa değişikliğini referanduma götürmüştü. Yüzde 57.88 oyla kabul edilmişti. Anayasa Mahkemesi’nin üst yargının yapısı ve çalışma usulleri değiştirilmişti. Milletvekilliğinin düşürülmesi, AYM’ye bireysel başvuru yolunun açılarak AİHM’de açılacak davaları azaltmak gibi değişiklikler vardı. AKP yargıyı siyasallaştırmak ve kendisine bağlamak için hazırlamıştı. Biz o dönem BDP olarak seçimleri boykot etmiştik. Seçimlerde yeni demokratik bir sivil anayasa sözü veren, Meclis’te grubu bulunan 4 parti 19 Ekim 2011 yılında “Anayasa Uzlaşma Komisyonu” kurma kararı aldılar. AKP, CHP, MHP ve BDP’den eşit sayıda üçer üye katılmıştı. 

Çözüm sürecinin olumlu ikliminde Meclis’te bugüne kadar yapılan en kapsamlı çalışmaydı. BDP Meclis Grup Başkan vekiliydim, çalışmaları yakından izliyordum. Kurumlar, kuruluşlar, üniversiteler, yargı mensupları, barolar, dernekler, sendikalar, kişiler vs. binlerce katkı oldu, çalışmalara katıldılar. DTK, Meclis’in resmi daveti üzerine katılmıştı. 60 madde üzerinde uzlaşma sağlanmıştı. Komisyona tanınan süre 31 Aralık 2012 tarihiydi. Çalışmasını bitiremeden tamamlamadan dağılmıştı.

  O süreçten bugüne ne tür değişiklikler yapıldı? 

 15 Temmuz darbe girişimi sonrası 17 Şubat 2016 tarihinde AKP yine kendi çıkarlarını esas alan bir anayasa yapmak istedi. Meclis’te grubu olan CHP, HDP, MHP’nin eşit üçer üyesinin katılımıyla yeni bir Anayasa Uzlaşma Komisyonu kurulmuştu. AKP’nin ‘başkanlık rejimi’ dayatması, CHP’nin parlamenter rejimden “vazgeçmeyiz” ısrarı sonucu daha üçüncü toplantısında komisyon dağılmıştı. Ardından AKP kendi istediği başkanlık rejimi değişikliğini içeren anayasa değişikliğini Meclis’ten geçirmişti. 16 Nisan 2017 tarihinde yapılan rejim değişikliğini içeren, yargıya siyasi vesayeti getiren HSK kurulmasını sağlayan değişiklik, halk oylamasında çok az oy farkı ile kabul edilmişti. Halk oylamasından üç gün önce seçim sonuçlarının bazı televizyonlarda yayınlanması ve sonuçların aynı çıkması seçime hile karıştırıldığı iddialarını gündeme getirdi.

 Türkiye’de bugün demokratik nitelikte yeni bir anayasa yapma koşulları var mı? 

AKP bugünlerde gündemi değiştirmek için yeni sivil bir anayasa yapılmasını istiyor. Şartların uygun olmadığı, uzlaşma ortamının bulunmadığı bugünlerde amacı seçim sistemlerini değiştirmek, Cumhurbaşkanına üçüncü kez aday olma yolunu açmaktır. Diğer bir amacı HDP’nin kapatılması ve hazine yardımı almasının önlenmesini sağlayacak değişiklikler getirmektir.  

Başkanlık rejimi iki yılda iflas etmiş, kaosa yol açmıştır. Cumhur İttifakı hızla oy kaybetmektedir. Adaletin olmadığı yerde barış olmaz, yeni bir anayasa yapılamaz. Bütün hak ve özgürlükleri ortadan kaldıran, basını, siyaseti susturan, kayyum rejimini her alanda kalıcılaştırmak isteyen AKP, sivil bir anayasa yapmaz. Amacı militer, otoriter, ırkçı, ayrımcı ve baskıcı bir anayasa yaparak iktidarını kalıcı hale getirmektir.

 Değindiğiniz gibi yeni anayasa değişikliği konusunda iktidar argüman olarak “sivil anayasa” söylemine sarılmış durumda. Mevcut pratikler üzerinden iktidarın böylesi bir anayasa yapması gerçekçi mi?

 Osmanlı’da 1876 tarihli Kanuni Esasi (1978’de kaldırılıp, 1908’de yeniden yürürlüğe sokuldu), Meşrutiyet ilanı padişah zamanında yapılmasına rağmen ömürleri çok kısa olmuştur. 1921 Anayasası İstiklal savaşı koşullarında oluşturuldu.1924 Anayasası tek parti rejiminde yine silahlı güçlerin yönetime hakim olduğu bir zamanda yapıldı. 1960 ile 1982 anayasaları darbeciler tarafından yapıldı. Bu nedenledir askeri, militer, darbeci olmayan bir yeni anayasa yapılmasında ‘sivil anayasa’ kavramı öne çıkmıştır. Toplumun özgür iradesiyle yapılması hedeflenmiştir. Darbeci, baskıcı ve dikta yönetimlerinde anayasaların halk oylamasına sunulması göstermeliktir. 1961 Anayasası yüzde 61.7, 1982 Anayasası yüzde 91.37 oyla kabul edilmesi demokratik bir seçim yapıldığı anlamı çıkmaz.

 Yürürlükteki 1982 Anayasası’nda defalarca değişikliğe gidildi. Yapılan bunca değişiklik sorunları giderilebildi mi?

 1921 Anayasası’nda “Türkiye halkı” denilirdi. Eşit yurttaşlık vurgusu vardı, ademi muhtariyet yani özerklik konuları açıktı. İlk Meclis’te Kürdistan, Lazistan mebusları vardı. 1924 Anayasası ile diğer halklar yok sayılarak, ‘Türklük’ esası üzerine ulusal üniter, inkarcı, asimilasyoncu bir anayasa yapıldı. Eşitlik ve özgürlük anayasada yoktu.

 1961 Anayasası darbe sonrası Fransa yarı başkanlık rejiminden esinlenerek hazırlanmıştı. 1924 anayasasına göre daha özgürlükçü olsa bile, başta Kürt halkı olmak üzere halklara azınlıklara eşit haklar getirmiyordu. 12 Mart 1971 muhtırası sonrası birçok hükmü budanmıştı. 12 Eylül 1980 askeri darbesi sonrası yapılan anayasa ise, ırkçı-ayrımcı bir anayasa olduğu gibi temel hak ve özgürlükleri ortadan kaldırmıştı. Seçim barajının yüzde on yapılması, siyasi partiler ve seçim yasalarında yapılan değişiklikler, “bölünme paranoyası” ile konulan hükümler sonucu bugüne kadar adil ve eşit seçimler yapılamadı. Aksine Kürt partilerinin seçim barajına takılması ve kapatılmasının yolları açıldı.

Milli Güvenlik Kurulu (MGK) ve Yükseköğretim Kurulu (YÖK) gibi birçok merkezi kurum getirildi. Kürt dili kimliği kültürü yasak kapsamındaydı. 2932 sayılı yasayı çıkararak resmi dil Türkçe dışındaki dillerin öğretilmesini, yazılmasını, yayınlanmasını yasakladılar. Bugüne kadar yamalı bir bohça gibi bazı değişikliklere uğrasa da otoriter ve baskıcı ve yasakçı özellikleriyle hala yürürlüktedir.

 Yasama, yürütme ve yargı arasındaki güçler ayrılığı neden önemli? AKP iktidarı boyunca bu mekanizmalar nasıl bir dönüşüm geçirdi?

 ABD’de Başkanlık rejimini incelemek için dört parti milletvekilleri olarak Washington’a gitmiştik. Temsilciler Meclisi 435 üyeden, Senato her eyaletten ikişer olmak üzere 100 senatörden oluşuyor. Kongre bunlardan oluşuyor. Kongre binası, Temsilciler Meclisi, Senato ve Komisyon incelemelerimizde ilk edindiğimiz izlenim, keskin güçler ayrılığı ve fren-denge sistemi vardı. Yürütme yasamaya, ikisi de yargıya müdahale edemiyordu. ABD 50 eyaletten oluşan bir federasyondur. Başkanlık sisteminin temel taşı eyalet parlamentolarıdır.

 AKP’nin ‘tek adam’ yönetiminin Başkanlık rejimi ile benzer hiçbir yanı yok. Çünkü bizde güçler ayrılığı yerine güçler birliği getirilmişti. Ayrıca fren ve denge de yoktur. 

 Bizdeki Başkanlık rejimi daha çok Güney Amerika devletlerinde “Coudillo” denilen şefin bütün idareyi ele alması, “Pronunciemento” denilen askeri darbe modellerine benziyor. Zaten bu tür yönetimlerin “kırmızı anayasa” dedikleri gizli anayasaları vardır. Güvenlik siyaset belgeleri onların derin anayasasını oluşturur.

 Yeni bir anayasa hazırlarken neler esas alınmalı, nelere odaklanılmalı?

 Anayasa bir devletin yönetim biçimini belirler. Milletin, toplumların ülke üzerindeki egemenlik haklarını, bireylerin temel haklarının hangi koşullarda devlet tarafından kullanılacağını belirleyen temel kanunlardır. Anayasalar toplumsal sözleşme sayıldığından her kesimin eşit ve özgür olması, tamamının ortak iradesini yansıtması zorunludur. 

 Türkiye’nin içinde bulunduğu atmosferde toplumsal uzlaşı ile bir anayasa yapmak mümkün mü?

Toplumun en fazla kutuplaştığı çatıştığı bir dönemden geçiyoruz. İktidar muhalif olan herkese ‘sözde’, ‘öteki’ ya da ‘terörist’ diyor. Seçilmişlerin atanmışlara ezdirildiği, görevden alındığı, kayyum atandığı günler yaşıyoruz. Barolardan üniversitelere her alana kayyum zihniyetiyle müdahale edildiği günlerden geçiyoruz. Sağcı-solcu, laik-antilaik, Kürt-Türk, devlet yanlısı-devlet karşıtı, Sünni-Alevi, batılı-doğulu, köylü-şehirli, işçi-işveren, fakir-zengin olarak 83 milyon yurttaşın arasında ayırımcılığın en çok kaşındığı günlerden geçiyoruz. Basının susturulduğu, yandaş medyada nefret dilinin her gün kullanıldığı ortamda Kürtçe konuştu, müzik dinledi diye öldürülen Kürt yurttaşlarımız oluyor. Barış ve güven ortamı yok. Kendisini güvensiz hisseden, tedirgin, yaralanmış, onuru kırılmış milyonlarca yurttaş kendi güvenlik güçlerine güven duyamaz duruma gelmiş.

Kritik bir dönemden geçiyoruz. 6,5 milyon oy almış Meclisin üçüncü büyük partisi HDP’ye her gün saldırılar oluyor. On binlerce üyesi soruşturmalardan geçti. Eşbaşkanları, milletvekilleri, belediye başkanları tutuklandı, rehin alındı, ağır keyfi cezalar veriliyor. Şiddetin egemen olduğu, çözümün kılıçla, silahla arandığı bu günlerde başkanlık rejiminde demokratik bir anayasa yapmak mümkün değildir. Bir uzlaşma ortamı bulunmamaktadır.

 Yeni bir anayasa için üç temel unsur vazgeçilmezdir: 1-Siyasal demokrasi olmalı, 2-Ekonomik demokrasi olmalı 3- Kültürel çoğulcu demokrasi olmalı. Bunların üçü içinde uygun bir ortam yoktur.

 Ülkenin en büyük sorunu olan Kürt meselesine dair çözüm kodları barındırmayan bir anayasanın demokratik olması mümkün mü? 

 Kürt sorununu çözmeyen bir anayasa demokratik olamaz. Aynı zamanda eşit, özgür, adil bir anayasada olamaz. Türkiye, AB üyelik sürecinde olan bir ülkedir. Farklılıkların olduğu, kültürel olarak zengin ülkeler demokratik bir şekilde sorunlarını kendi aralarında çözmüşlerdir. Nüfusu 30 milyona yaklaşan Kürt halkının kendi dilini, kültürünü, kimliğini, özgürlüğünü eşit bir şekilde yaşayamadığı hiçbir anayasa demokratik olamaz. 

 Cumhuriyetin kuruluşunda “Kürt halkı azınlık değil, Türk halkı ile birlikte kurucu unsurdur” diyenler; ret, inkar, imha ve asimilasyoncu anlayışa son vermek zorundalar. Devletin resmi ideolojisi olan Türk-İslam sentezi, tek dil, tek millet, tek din anlayışı terkedilmelidir. 

 Anayasada Kürt halkının “millet” olarak varlığı, kendi kaderini tayin hakkı çok açık belirlenmelidir. Birlikte yaşamanın olmazsa olmaz en önemli şartı eşitliktir. Rojava ile Bakur arasına çekilen 900 km duvar yıkılmalıdır. Irak’ta yeni anayasada Kürdistan Bölgesel Yönetimin statüsü açıktır. Kürt halkının self determinasyon hakkı vardır. Bunu nasıl kullanacağına kendisi karar verir. Eyalet, federasyon, özerklik gibi statüler birlikte yaşama modelleridir. Rojava’da yeni anayasa çalışmalarında Kürtlerin statüsü tartışılmaktadır. Şahların, diktatörlerin, mollaların, sultanların darbecilerin, tek adam rejimlerinin yeni bir demokratik sivil anayasa yapması fıtratlarına aykırıdır. 

Kürtler nüfus yoğunluğu olarak en çok Türkiye’de yaşamaktadır. Yeni demokratik bir anayasada Kürt halkı, Türk halkı kadar en temel yurttaşlık haklarına eşit derecede sahip olmalıdır. Kürtçenin resmi dil olarak kabul edilmesi, eğitim, yayın ve kamusal her alanda kullanılması yeni sivil bir anayasa için vazgeçilmezdir. Kürt sorununa çözüm getirmeyen hiçbir anayasa ne yeni ne sivil ne de demokratik olamaz.

 /MA – Ferhat Çelik/

İlginizi çekebilir