Hakan Tahmaz: Rantçı değil, insancıl yerel yönetim

Demokratik siyasi değer ve kurumların çöküşünün ve yozlaşmasının yaşandığı, siyasi belirsizliğin derinleştiği günümüz Türkiye’sinde, muhalefetin son yenilginin kaynaklarına cesaretle inememiş olması Türkiye’nin en büyük handikapı. 

*

Bu yerel seçim hazırlıkları sırasında da bir Türkiye klasiği yaşanıyor.  Her seçim bölgesinde aday adayı pazarları kuruldu.

Muhalefet partileri, 2023 Mayıs seçimlerinin yenilgisinin karartıcı gölgesinde seçim işbirliği, ittifak arayışlarını “değişim, üçüncü yol ve müstakil olma” iddiaları ve baskısı altında yürütüyor.

Türkiye’nin çok derin krizinin yıkıcı sonuçlarını yavaşlatmanın ve aşabilmenin toplumsal zeminini inşa edebilme siyasal fırsatı, eski tarz yöntemlerle ve sınırlılıkta yapılan hazırlıklarla ve Türkiye klasiği siyaset anlayışı nedeniyle bir kez daha kaçırılacağa benziyor.

Bu tehlikeyi savuşturmak için, Türkiye’deki sosyal, kültürel, ekonomik ve siyasal değişimi doğru, isabetli bir biçimde kavramak, buna uygun katılımcı, çoğulcu ve demokratik başka bir yerel yönetim anlayışı ve siyaset tarzı geliştirmek gerekiyor. 

Toplumla daha dinamik, daha doğrudan ve hızlı ilişki kurulmasının mümkün olması; katılımcı, eşit, sosyal ve doğrudan demokrasinin hayata geçirilmesinin mekanizmalarının kurulması ile demokratik muhalefet yerel yönetimler için etkin ve işlevli olabilir.

Bu, demokratik muhalefet için iktidara ne derece ve ne türden alternatif olduğunu gösterecek ve aşağıdan yukarıya doğru yeni bir Türkiye inşa etme fırsatı sunacaktır.  Değerlendirip, değerlendirmemek siyasi bir tercihtir.

Aslında farklı toplumsal kesimlerin beklentilerine yanıt vermek; insanca yaşam için gerekli en temel ihtiyaçları karşılayabilmek; insanların güvenli, onurlu yaşamlarını güvence altına alan eşit yurttaşlık haklarına ulaşmalarını sağlamak anlamına gelecektir.

Değişen toplumsal yapı ve dinamikler 

2000’li yılların başında dünyada ve Türkiye’de değişimin dinamiğini “çağımızın iletişim çağı” olması oluşturuyordu. Bugün ise, yapay zekâ, dijitalleşme ve akıllı şehirler revaçta.

Küresel ve yerel çapta toplumların ve bireylerin birbiriyle olan ilişkileri ve toplumsal dokular hızla değişiyor. Ekonominin, toplumsal kültürlerin, sosyal ilişkilerin karakterleri değişiyor.

Siyaset yapmanın, örgütlenmenin ve ilişkilenme biçimlerinden, yönetme /yönetilme, toplumsal, siyasal katılım, örgütlenme gibi her alanda yeni yol, yöntemlerin gelişmesine yol açıyor. Bunlar gelişimden daha çok radikal yepyeni yenilenme belirtileri olsa gerek.

Felaketler zincirine dönüşen neoliberal kapitalizmin, yeni birikim modeli döneminde bir dizi yeni sorunlar üreteceği çok kesin. Bunun bir anlamda yönetim modellerinde, anlayışlarında radikal değişimleri zorunlu kılacağı da açık.

Brezilya’nın Porto Allegre kentinde uygulanan “katılımcı bütçe” modeli bir anlamda bu arayışın ilk tecrübesi. Fikri Sönmez’in dokuz aylık dönemde Fatsa’da uygulandığı “Halk Komiteleri” uygulamasını ve Fatih Maçoğlu’nun Dersim’deki çabalarını da bu kapsamda değerlendirebiliriz.

Demokratik siyasi değer ve kurumların çöküşünün ve yozlaşmasının yaşandığı, siyasi belirsizliğin derinleştiği günümüz Türkiye’sinde, muhalefetin son yenilginin kaynaklarına cesaretle inememiş olması Türkiye’nin en büyük handikapı.

Yerel yönetim seçimlerine, toplumsal değişim dinamikleri ve beklentileri dikkate alarak ve demokratik yöntemlerle belirlenmiş adaylarla girmek gerekir. Eskimiş yerel yönetim yaklaşımlarını çöpe atmakta, yeni katılımcı, demokratik ve çoğulcu yerel yönetim perspektifiyle yaklaşmakta muhalefet gecikiyor.

Bir anlamda yerel seçimler, demokratik muhalefet ve toplumsal değişim ve dönüşüm için büyük bir nimettir. Yani rant paylaşmaya son veren, insancıl bir yerel yönetim hayata geçirilebilir.

Türkiye’de yerel yönetimlerde büyükşehir sistemi, bir tür yetkilerin tek elde toplandığı küçük birer başkanlık sistemidir. Bugün otuz il belediyesi büyükşehir kapsamında.

2019 yerel seçim sonuçlarına göre büyükşehir ve il belediyelerinin nüfusunun yüzde 48,4’ünü CHP, yüzde 39’unu AK Parti, yüzde 5,45’ini MHP yönetiyor.  HDP’nin (HEDEP) yönettiği yüzde 6,6 ise seçimlerden hemen sonra kayyımlar atandığı için iktidar partisine geçti.

2019 seçim verilerine göre büyükşehir ve il statüsü dışında köylerde veya beldelerde nüfusun yüzde 26,8’i yaşıyor. Bu da, Türkiye nüfusunun dörtte üçünün kentlerde, bu dörtte üçün yarısından daha fazlasının büyükşehirlerde yaşadığını gösteriyor.

Uzun yıllardır merkezi ve yerel iktidarları elinde tutan iktidar partisinin seçmen tabanının sosyal yapısında, sınıfsal konumlanışında, kültürel, inançsal tercihlerinde ve yaşam tarzlarında belirgin değişim yaşandı, yeni tip siyasal İslamcı bir kesim oluştu.  

Bunlarla birlikte, Gezi direnişinin bütün ülkeye hızla yaygınlaşma dinamikleri, farklı kesimlerin eyleme dahil olma tarzları ve yeni eylem tarzları hatta direnişi sonrasında mahallerde baş gösteren formlar, tam da yeni tarz yönetime katılma, siyasete müdahale etme biçiminin örnekleri ve arayışları oldu. Bir tür toplumsal dönüşüm kesitleri.

21.yüzyılda yönetenlerin veya yönetmeye aday olanların, oyuna talip oldukları kişileri sadece seçmen olarak görerek hareket etmekte inatla devam ettikleri ve onları her gün gelişen ve değişine temel, insancıl haklara sahip birer yurttaş oluklarını kavramadıkları sürece Türkiye’nin işi zor.

Bugün ücretlerin, emekli maaşlarının “kentsel yaşam maliyeti” dikkat edilerek belirlenmesi tartışması yapılması gerekirken, yerel yönetim seçimlerine esas olarak rant paylaşımı ekseninde hazırlanılması esas sorunu oluşturuyor.

Bu koşullarda, muhalefet partilerinin “değişim, üçüncü yol ve müstakil olma” iddiasıyla Türkiye’deki toplumsal dönüşüm ve değişim dinamikleriyle barışık olmayan bu dinamikleri eski döneme ait yapılara ve siyasetlerine yamama çabaları, trenin kaçmasına yol açacağa benziyor.

 

/PolitikYol.Com/

İlginizi çekebilir