CHP Genel Başkanı Özel: DEM Parti ile görüşme yok, kent uzlaşısını sağlıklı bir yaklaşım olarak görüyorum

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, genel başkan adaylığı döneminde kendisine destek veren ve seçilmesinde etkili olan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun “gölgesinde kaldığı” İmamoğlu’nun gölge genel başkan gibi hareket ettiği iddialarını cevapladı.

BBC Türkçe‘ye konuşan Özel “Ömrün boyunca ekibimdeki kimseyi kıskanmadım. İmamoğlu ile aramıza sürekli fitne ve nifak sokmaya çalışanlar boşuna beklerler… Tayyip Erdoğan’ın tek umudu var, bunlar birbirine düşer mi? Biz birbirimize düşmeyeceğiz” yanıtını verdi.

Özgür Özel, CHP Genel Başkanı olarak ilk önemli sınavını 31 Mart’ta yapılacak yerel seçimlerde verecek.

Yaklaşık 2 ay önce CHP’nin 38. Olağan Kurultayı’nda genel başkan seçilerek Kemal Kılıçdaroğlu dönemine son veren Özel, kendisini hızlı ve yoğun bir siyasi gündemin içinde buldu.

İYİ Parti ile yaptığı seçim işbirliği görüşmelerinden sonuç alamayan Özel, “nezaket ziyareti”nde bulunduğu DEM Parti ile de seçim işbirliğine ilişkin somut bir ilerleme sağlayamadı. Taban ittifakına güvenen Özel, seçim hazırlıkları, ittifaklar ve partisinin bundan sonraki rotasına ilişkin, BBC Türkçe’nin sorularını yanıtladı.

‘İstanbul’u Ekrem başkan, Ankara’yı Mansur başkan belirliyor diye bir şey yok’

-Parti Meclisiniz yarın toplanıyor ve yarın (bugün) bir grup belediye başkan adayı daha ilan edilecek. Özellikle CHP’nin kalesi olan yerler merak ediliyor. Bundan sonra nasıl bir süreç işleyecek?

Bizde olan belediyelerde memnuniyet anketleri yapıyoruz. Belediye başkanlarımızın memnuniyetini ölçüyoruz.

Eğer partinin üzerinde ve kendi seçildikleri illerin ilerisindeyse, kendileriyle devam ediyoruz. Bazen bir şey varsa, performans durumunu kendileriyle konuşuyoruz. Veya başkanımızın anket sonucuna ilişkin bir şüphesi olursa, anket yenilediğimiz de oluyor. Bazı yerlerde ikinci anketi filan yapıyoruz. Onun dışında adayları önce ankete koyuyoruz. Seçilebilecek durumdaki tek bir aday ortaya çıkıyorsa, onu adaylaştırıyoruz. Ama seçilecek durumda birden çok aday varsa bunlardan birisi kadınsa, kadını adaylaştırıyoruz.

Eğer bunlardan birisi kadın değilse, diyelim üç erkekse üç erkeği sandığa sokup, örgütümüze soruyoruz. Şu ana kadar 700 yerde örgütümüze önseçim yapabilirsiniz dedik, bunların 110’undan önseçim talebi geldi. Ama daha 500 yerle ilgili de anket sonucuna göre sandık kurun diyebiliyoruz. Bizde olan belediyelerle, kazanma ihtimalimizin yüksek olduğu belediyelerde, eğer anket bizi iki üç aday arasında tercih yapma noktasına getiriyorsa, oralarda sandık kuruyoruz, önseçim yapıyoruz. Şu ana kadar önseçim yapılmayan yerlerde bundan sonra önseçim yapılmayacak diye bir şey yok.

İstanbul’da Ekrem başkan, Ankara’da Mansur başkan il başkanlarıyla ayrı ayrı çalışıyorlar. Ben de İzmir’de özel olarak çalışıyorum. Ama son kararı il başkanı, mevcut belediye başkan adayımız, milletvekillerimizle birlikte oturacağız birlikte vereceğiz. Yani şöyle bir şey yok. İstanbul’u Ekrem başkan belirliyor, Ankara’yı Mansur başkan belirliyor diye bir şey yok. Ama kendi illerinde yoğun çalışıyorlar ve ben en çok da onların o çalışmalarını önemsiyorum. Çünkü onlar kendileri adaylar ve belediye meclis çoğunluğunu sağlamak istiyorlar.

– Önümüzdeki süreçte CHP’nin kalesi il ve ilçelerde daha çok kadın aday görecek miyiz?

Göreceğiz. Bunun çok üzerinde duruyorum. İnanın kadın adayı adaylaştırma konusundaki direnç hiçbir şeyde yok. Gerçekten yeterli başvuru yok. Burada kadınları suçlamamak lazım. Öğrenilmiş bir çaresizlik var. Yani “nasılsa aday yapılmayacağım…” Mesela İstanbul’da çok önemli ve çok güçlü olduğumuz yerlerde, umduğumuzun çok altında kadın aday başvuruları var. Keşke bu konudaki kararlılığımızı bir süre anlatabildikten sonra başvurular olsaydı çok iyi olurdu.

Başvuru olan yerlerde de, mutlaka bir bahane var kadını aday yapmamak için. “Orada şu denge önemli, burada bu denge önemli” gibi erkek adayın önüne çıkmayan engeller bariyerler– tabii örgütümüzü, mevcut belediye başkanlarımız suçlamak için söylemiyorum- kadın adayın önüne çıkabiliyor. Ama ben hep söylüyorum. Gençlerin ve kadınların arkasında duracağım. Hatta gençlik kollarına özel görev verdim, toplantı yaptılar, bana birazdan bir sunum yapılacak. Gençlerin sayısını nasıl artırabiliriz diye. Belki de başvuruları yeniden açabilirim bazı bölgelerde.

Yapılmayan her ittifak kaybettiriyor, kaybı minimumda tutma çabamız var’

-Yerel seçimde en büyük kapışma İstanbul’da olacak. Erdoğan İstanbul’u “CHP’den kurtarmakta” kararlı olduğunu söylüyor. CHP ise İstanbul’da ittfaksız seçime giriyor, bu durum iktidardın şansını artırmıyor mu?

Şimdi ittifakı geçen seçimde bıraktık, bu seçimde işbirliği yapalım diye konuştuk. Ama bunda çok bir yol alamadık. Herkes de kendi gerekçelerini anlattı. Ama ben mesela İstanbul’da bir İstanbul ittifakının, Türkiye’de bir Türkiye ittifakının olacağını düşünüyorum. Özellikle değişim sürecinden sonra partimizde, sokakta büyük bir heyecan var ve bu ittifak kendi kendine kuruluyor.

Ama çeşitli partilerin seçmeni, “Yukarıda olmadı ama biz burada sizin göstereceğiniz adayları destekleyeceğiz” diyorlar. Burada temel motivasyonun şu olduğunu görüyorum; CHP’nin seçmenine çok benzeyen tabanı olan partiler var. Cumhuriyetçi, Atatürkçü ve temel motivasyonu AK Parti’nin Saray gücüne itirazı olan seçmen, parti yönetimi bizimle işbirliği yapmasa da, sahada AK Parti’ye ya da MHP’ye kazandırmama motivasyonunda. Bu büyük bir birlikteliğe dönüşürse. çok büyük bir iş başarabiliriz. Ama tabii ki şunu kabul ediyorum; yapılmayan her ittifak tabii ki kaybettiriyor. Ancak bu kaybı minimumda tutmak, üstüne de farklı bölgelerde, bizim elimizde olmayan belediyeleri kazanmak için bir takım önemli çabalarımız var.

Örneğin, Bursa, Balıkesir, Manisa, Denizli’de, sahil şeridinden içeriye bir hat daha çekebiliriz. Böyle bir fırsat var. Hele hele seçmen şu andaki motivasyonunu sandığa yansıtırsa, İç Anadolu’dan, Kastamonu’dan, Kırıkkale’den önemli başarılar bekliyorum. Onun dışında farklı yerlerden, sürpriz ve ilçe belediyeleri alacağımızı düşünüyorum. Önemli olan bu heyecanı, motivasyonu seçime kadar taşıyabilmek.

AK Parti’nin İstanbul ve Ankara’da aday çıkaramamasını normal karşılıyorum. Çünkü benim gördüğüm anketleri o da (Erdoğan) görüyor. İki belediye başkanımıza, İstanbul ve Ankara büyükşehir belediye başkanımıza, bir belediye başkanımıza , bir belediye başkanına gösterilebilecek teveccühün üzerinde bir teveccüh, destek var. İttifaksız bu rakamlara ulaşabiliyor olmaları önemli.

İki şeye bağlıyorum: Birincisi Erdoğan onları başarısız kılmak için her şeyi yaptığı halde, hizmet noktasında önemli işler yaptılar. Özellikle pandemide yaptıkları sosyal belediyecilik, kimseyi yalnız bırakmayan yaklaşım. Mesela Ankara’da veresiye defterinin kapatılması gibi, İstanbul’da yapılan her türlü sosyal belediyecilik işi ve altyapı işi. Bunlar inanılmaz sonuç vermiş görünüyor. Aslında nasıl belediyecilik yapılır, nasıl karşılık görüyor, bu görünüyor. Tabii Erdoğan’ın kutuplaştırıcı siyasetinin de bizim seçmenimizi de, muhalif seçmeni konsolide ettiğini de görüyoruz oralarda.

Peki Ankara ve İstanbul’da AKP’nin aday göstereceği isimler konuşuluyor. Bu isimleri ölçtürdünüz mü, ne görünüyor?

Ankara’da 12, İstanbul’da 18 adayı ölçtürdük, ayrı ayrı. Hiçbirisi Ekrem İmamoğlu’nu, Yavaş’ı yakalayamıyor. Ve Tayyip Erdoğan’a “siz kiminle kaybedeceksiniz” gibi bir durum var yani.

Tabii ben bu lafın karşısında Ekrem bey ve Mansur Bey’e hep şunu söylüyorum; “Sakın rehavete kapılmayalım, son sözü sandık söyler, geçen seçimden daha çok çalışmalısınız” diyoruz. Onlar da diyorlar ki, belediye meclisinde çoğunluğu sağlamak çok önemli biz de belediye meclis çoğunluğu çok önemli,biz de var gücümüzle bunu sağlamak çalışacağız.

Akşener’in eleştirileri: İYİ Partililer en iyi kararı verecek

-İYİ Parti ile ittifak, işbirliği olmadı. Ama İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, partinize, özellikle Ankara ve İstanbul büyükşehir belediye başkanlarınıza çok sert eleştiriler yöneltti, korkaklıkla suçladı. Siz bu tavrı neye yoruyorsunuz?

Ben asla ve asla muhalefete muhalefet etmem. Bu lafı yeni söylemiş değilim. 8 yıl grup başkanvekilliği yaptım, zaman zaman muhalefet partilerinin her birinden bize saldırılar geldi. Ben söz aldığımda, hep şunu söyledim, “ben muhalefete muhalefet etmem, muhalefete muhalefet etmek iktidara kazandırır. Benim işim iktidara muhalefet etmek.”

İktidara muhalefet etmek, halka kazandırır. Ben aslında Hacıbektaş’ta bunu bana sordular, cevabını da verdim. Ben, bütün muhalefet partilerine barış ilan ediyorum. Ve bütün muhalefet partili seçmenlere; siz bize bakmayın, ilçede, sokakta, beldede, ilde birleşin, diyorum.

-Ama Akşener’in bu “savaş ilanı”nın, sizin İstanbul, Ankara gibi kritik illerde seçimi kaybetmenize yol açmasından endişe etmiyor musunuz?

Ben seçim kaybettireceğini düşünmüyorum. Ben İYİ Partililer’in en iyi kararı vereceğini düşünüyorum.

DEM Parti ile görüşme yok, kent uzlaşısını sağlıklı bir yaklaşım olarak görüyorum’

-DEM Parti’yi ziyaret ettiniz, nezaket ziyareti dendi ama seçim işbirliği olanakları da konuşuldu. Heyetler oluşturuldu diye haberler var, nasıl bir işbirliği olacak mı?

Bir heyet oluşturmadık. Ama DEM Parti’nin özellikle bu kent uzlaşısı dediği ve kentin değerlerini korumak, ranta geçit vermemek, kendini öteki hissedenleri ötekileştirmeyecek belli yapıda adayları destekleme noktasında bir çerçeveleri var. Bunu önemsiyorum. Ve biz üzerinde bu kent uzlaşısını sağlayabilecek adayları belirleyebileceğimizi düşünüyoruz.

Bu bir ittifak, işbirliği değil ama o tarife uygun bizde çok sayıda belediye başkanlarımız var. Yani halkçı, yoksulu kayıran, ranta, çevre talanına izin vermeyecek belediye başkanlarını adaylaştırdığımızda, kent uzlaşısının üzerlerinde sağlanabilmesiyle ilgili bir umudum var. O noktada ben DEM Parti kent uzlaşısıyla ilgili yaklaşımı önemsiyorum.

-Peki bir görüşme trafiği yürütülecek mi bu konuda?

Yok şu anda öyle bir görüşme trafiğimiz yok. Onlar zaten; biz doğuda adaylarımızı çıkarcağız, batıda da belli aday çıkarcağız dediler. Ama kent uzlaşısıyla ilgili de, oy verebileceğimiz aday çıkarılırsa, o adaylar üzerinde uzlaşma sağlayabiliriz diyorlar. Bunu sağlıklı bir yaklaşım olarak görüyorum.

Eski ortaklarla işbirliği

-Eski ittifak ortaklarınızla tekrarla bir tekrar seçim işbirliği diyaloğu olabilir mi? Salı günü de Temel Karamollaoğlu ziyaret etti sizi.

Olabilir. Temel bey geldi, hayırlı olsun demeye… Sağlık durumu nedeniyle geciktiğini söyledi. Biz eski ittifak ortaklarımızın bazı seçim çevrelerinde aday gösterip, kendi güçlerini görmek istemelerini anlayışla karşılıyoruz. Ama belli seçim çevrelerinde, CHP adayına destek vermeleri ve bazı seçim bölgelerinde, belediye meclislerinde birlikte davranabilme yaklaşımları olduğunda, her zaman kapımız açık.

Ben hep söylüyorum; eski dosttan düşman olmaz. Geçen sene Mayıs ayında bir sandıkta birleştiğimiz biriyle, bu martta niye ayrışalım? O anlamda sıkıntı yok. Ama daha önce de dediğim gibi, ittifak kelimesi yorgun ve yerel işbirlikleri önemli. Dün de konuştuk. Saadet Partisi belli yerlerde yerel işbirliklerine açık olacaklarını söylüyorlar. Bu konuda biz de açığız. Ama merkezi bir görüşme trafiği veya merkezi bir protokol gibi bir şey yapmayacağız. Ama o yerin şartlarına göre uygun adaylaşmalar olduğunda, karşılıklı yardımlaşmalar olabilir. Ama merkezi bir görüşme trafiği, heyetler arası görüşme, bütün Türkiye’yi bağlayacak kararların peşinde değiliz.

‘Kompleksleri olmayan bir yöneticiyim, ömrüm boyunca ekibimdeki kimseyi kıskanmadım’

-Yaklaşık 2 aydır genel başkansınız. Ama sürekli parti yönetiminde bir “İmamoğlu gölgesi”nden söz ediliyor. İşte Parti Meclisi’nde şu kadar İmamoğlucu var, İmamoğlu gölge genel başkan gibi. Siz bu yaklaşımları nasıl karşılıyorsunuz, bu durum sizi rahatsız etmiyor mu?

Ben Erdoğan’ın şu andaki zorluğunu biliyorum. Kendisi hem oldukça yaşlı, hem yorgun görünüyor. Karşısında 50 yaşın altında bir rakip lider var. Onun ezberini bozan bir takım işler yapıyor. Ben işte bütün AK Parti basının her gün bu konuda bana saldırıyor olmasını, bizden duydukları endişeye veriyorum. Buna parti içinde de alet olan 3-5 kişiyi görüyorum. Hiçbirini önemsemiyorum. Mesela İstanbul İl Başkanı Özgür (Çelik) bey bize İstanbul’dan 190 imza getirdi. İstanbul sandığından 190’a yakın oy aldık biz. Aldığımız oya oranladığınızda, İstanbul’un PM’de hak ettiğinin çok altında bir temsiliyeti var. Çünkü biz, oy aldığımız almadığımız her yere yaydık, çok da iyi bir PM oluştu. Ve PM listesi oluşum sürecinde biz Ekrem beyle bir kelime konuşmadık. Biz İl Başkanımız Özgür başkanla konuştuk. Diğer yerlerde de hep örgütü, il başkanlarını ön plana aldık. Ekrem beyle de çok sağlıklı bir iletişimimiz var.

Bu parti, birbiriyle anlaşamayan, uzlaşamayanlardan, çatışmalardan, bölünmelerden çok çekti. Ne partiye faydası oldu, ne kavga edenlerin kendisine faydası oldu. Şimdi hayatta olanlar da olmayan figürler de sayılabilir. Oysa karşımızda, birbiriyle kavgalarını dışarı yansıtmadan, ülkede yıllarca iktidar olmuş bir rakibiz de var.

Özgür Özel bu partide ilk neyi başaracak, derseniz; Özgür Özel, onun bunun fitnesine gelip de ekibini dağıtmayacak, partisinin içinde tartışma yaratmayacak. O yüzden ben, kendi anahtar listemden PM’ye girmeyen 4 isme de MYK’da yer verdim. Onun için ben Tayyip Erdoğan istiyor diye kavga edecek değilim. Ben kompleksleri olmayan bir yöneticiyim. Ömrüm boyunca ekibimdeki kimseyi kıskanmadım. Kimseyle birileri istiyor diye çatışmadım. İmamoğlu ile aramıza sürekli nifak ve fitne sokmaya çalışanlar, boşuna beklerler.

Biz Ekrem İmamoğlu ile de Özgür başkanımızla da bütün il başkanlarımız ve belediye başkanlarımızla da bir ortak hayalde birleşiyoruz. Biz 5 sene sonra Türkiye’yi yöneteceğiz hep beraber. Bu ortak hayale inanan kimsenin birbirini çekiştirmeye, kıskanmaya kavga etmeye hakkı yok. Herkesin görevi belli ve konumu belli. Hepimiz işimizi iyi yaparlarsa bize bu ülkeyi yönettirecekler. Bu geliyor ve görüyoruz. Eğer işimizi yapmak yerine birbirimizle uğraşırsak, bize bu ülkeye yönettirmezler. Tayyip Erdoğan’ın tek umudu var, bunlar birbirine düşer mi? Biz birbirimize düşmeyeceğiz.

Bu parti, birbiriyle anlaşamayan, uzlaşamayanlardan, çatışmalardan, bölünmelerden çok çekti. Ne partiye faydası oldu, ne kavga edenlerin kendisine faydası oldu. Şimdi hayatta olanlar da olmayan figürler de sayılabilir. Oysa karşımızda, birbiriyle kavgalarını dışarı yansıtmadan, ülkede yıllarca iktidar olmuş bir rakibiz de var.

Özgür Özel bu partide ilk neyi başaracak, derseniz; Özgür Özel, onun bunun fitnesine gelip de ekibini dağıtmayacak, partisinin içinde tartışma yaratmayacak. O yüzden ben, kendi anahtar listemden PM’ye girmeyen 4 isme de MYK’da yer verdim. Onun için ben Tayyip Erdoğan istiyor diye kavga edecek değilim. Ben kompleksleri olmayan bir yöneticiyim. Ömrüm boyunca ekibimdeki kimseyi kıskanmadım. Kimseyle birileri istiyor diye çatışmadım. İmamoğlu ile aramıza sürekli nifak ve fitne sokmaya çalışanlar, boşuna beklerler.

Biz Ekrem İmamoğlu ile de Özgür başkanımızla da bütün il başkanlarımız ve belediye başkanlarımızla da bir ortak hayalde birleşiyoruz. Biz 5 sene sonra Türkiye’yi yöneteceğiz hep beraber. Bu ortak hayale inanan kimsenin birbirini çekiştirmeye, kıskanmaya kavga etmeye hakkı yok. Herkesin görevi belli ve konumu belli. Hepimiz işimizi iyi yaparlarsa bize bu ülkeyi yönettirecekler. Bu geliyor ve görüyoruz. Eğer işimizi yapmak yerine birbirimizle uğraşırsak, bize bu ülkeye yönettirmezler. Tayyip Erdoğan’ın tek umudu var, bunlar birbirine düşer mi? Biz birbirimize düşmeyeceğiz.

İlginizi çekebilir