Cafer Solgun: Mesele koltuk değil, hizmet ateşi

Memlekette çok şey değişti ama bazı şeyler hiç değişmiyor. Seçim zamanlarında siyasi partilerde yaşanan “küstüm, oynamıyorum!” dalgalanmaları mesela…

*

Cafer Solgun’un  #P24Blog için  kaleme aldığı ‘Mesele koltuk değil, hizmet ateşi’ başlıklı yazısı: 

Malum, siyaset sahnesinde Deniz Baykal’ın ölümüyle birlikte (11 Şubat 2023) “eskilerden” kimse kalmadı. “Eski” derken, yaşarken hiç bitmeyecek sandığımız Demirel, Ecevit, Erbakan, Türkeş yıllarını kastediyorum. İster iktidarda ister muhalefette olsun her genel ve yerel seçimde aday listeleri açıklandığında partiler karışır, seçimler bittikten sonra toparlanmaları biraz zaman alırdı. Küsüp istifa edenlerin yeniden “yuvaya” dönmeleri ise, kamuoyuna “partimizin önlenemez büyümesi sürüyor” edalarıyla lanse edilirdi; kaybettiği eşeğini bulma misali…

Bu yapay ve dönemsel karışıklığı diğerlerine göre asgari ölçülerde, fazla sarsılmadan yaşayan parti, sanırım MHP idi. Bunda “Başbuğ” partisi oluşlarının payı büyüktü elbette ve bir de “davadan döneni vurun!” alarmı söz konusuydu. (Herhalde zamane yöneticileri o dönemleri iç çekerek hatırlıyorlardır. Zaman bozuldu çünkü. Şimdilerde ayrılanlar, ayrı parti kuranlar ve hatta Alattin Çakıcı tehditlerine rağmen parti büyüklerini eleştirenler oluyor.)

Bütün zamanlarda bu karışıklığı en çok yaşayan parti ise, açık ara CHP olmalıdır. Kısa süreli hükümet ve koalisyon dönemleri bir yana, çok partili sisteme geçildiğinden beri iktidar yüzü görmeyen bu partinin esas odaklandığı alan, oldum olası yerel yönetimler. Hükümet olmasa da “kurucu parti” misyonuyla gelip giden iktidarlara yakın zamana değin “ayar vermeyi” asli görevleri arasında sayan bir ideolojik hassasiyetin sahibiydi.

Mevzu; koltuk, makam, mevki ve bu kavramların arka planındaki güç, rant, çıkar, ve gözü doymak bilmez daha fazla zenginleşme hırsı… O kadar parayı, pulu, evi, arabayı ne yapacaklarsa… Ama tabii ki açıklamalarına bakarsanız kimsenin derdi koltuk, makam, mevki, menfaat filan değil aslında! Öyle diyorlar. Dertleri vatana, millete hizmet aşkı. (Ne aşkmış ama, kara sevda!) Genel seçimlerde de yerel seçimlerde de yıllardır tanık olduğumuz hikaye bu.

Deniz Baykal’ın son yıllarında ayakta duracak hali, mecali kalmamıştı ama adam son nefesini verene değin Antalya milletvekiliydi. Antalya için ne tür “hizmetlerde” bulundu bilmiyorum. Onu ısrarla vekil yapan Kemal Kılıçdaroğlu’nun hissiyatı ise, muhtemelen, “vefa” duygusu idi; “Beni siyasete kazandıran adamın koltuğuna oturduk, ayıp mı ettik acaba?” Seçmeni, siyasetçi tabiriyle “milleti” takan yok aslında; nasıl bir tutku ise bu…

Sayın Kılıçdaroğlu, yaşını başını almış, başarıları başarısızlıkları, yaptıkları yapamadıkları, hataları, tutarsızlıkları, çapsızlıkları (vb) ile birlikte istifa etmeye yanaşmadığı CHP Genel Başkanı koltuğundan kurultay seçimi sonucunda kalkmak zorunda kaldı. Evinde gelene gidene tecrübelerini anlatacağına, anılarını yazacağına, torunlarını seveceğine hala gözünün kalkmak zorunda kaldığı koltukta olduğu anlaşılıyor. Bu uğurda varlığını vakfettiği partisine zarar verecek tutumlar sergilemekten de geri durmuyor; Ekrem İmamoğlu’na randevu vermiyor, telefonlarına çıkmıyormuş mesela, “evladım” filan diyordu oysa. İmamoğlu kaybetse, bayram edecek izlenimi veriyor taraftarlarıyla birlikte. Ara sıra X’te ses verdiğinde de, partisine nazire yaparcasına “Yalnızlık” mesajları veriyor. 2023 seçimleri sürecinde “kanka” olduğu Ümit Özdağ da takip ettiğim kadarıyla hala yeni çalışma ofisine bir kilo baklava alıp gitmedi; ayıp…

Neyse. Malum, yerel seçimlere gün sayıyoruz ve partiler adaylarını büyük ölçüde belirledi. “Memlekette ve siyasette çok şey değişti ama bazı şeyler değişmedi” derken kast ettiğim buydu: Adaylar açıklanınca CHP’deki hararet ve kaynama da artmaya başladı. Makamında üç dönem yetmez bir beş dönem daha oturma hesabı yapanlar, “içimdeki hizmet ateşi sönmedi, hizmete devam etmem lazım” diyenler, adaylığı kesinleşmeden kutlamaları kabul edip de aday yapılmayınca “yazıklar olsun o kadar da şeetmiştim” diye isyan edenler… Bazıları “Tasfiye var!” diye feveran ederek istifa etti hatta.

Bu bir CHP klasiği. Şöyle bir yoklayın hafızanızı, her seçim döneminde yaşanan yapay krizler bunlar. “Yapay” çünkü, “Mesele koltuk değil, yanlış anlamayın” dense de bütün mesele koltuk, makam, mevki, yani kişisel çıkarlar… Yoksa sahici gerekçeleri olan krizler pekala “hayırlı” sonuçlar doğurabilir; misal, “Böyle sosyal demokrat parti mi olur?” diye bayrak açsa birileri…

Bu, “eskiden ne ise bugün de o” dedirten tablo sadece CHP’de yaşanmıyor tabii ki. Misal, kanımca lafı edilmeye bile değmez ama İyi Parti isimli yapay ve taklit oluşum da bu süreçte hızla erimeye başladı. CHP ve Kılıçdaroğlu’nun siyasi yelpazeye kazandırdığı bu MHP artığı parti ve 90’lar hasreti yaşayan lideri Meral Akşener, kısa siyasi tarihini ve iddialarını çiğneyip Cumhur İttifakına meylettikçe, belediyelerden nemalanan partililer birer birer ve gruplar halinde gemiden ayrılıyorlar…

Asıl enteresan olan ise, iktidar partisi ve koalisyon ortağında da dalgalanmalar oldu ama CHP’de olanlar kadar değil. Daha önce de olmamıştı zaten. Hemen “duruldu” o cenahtaki dalgalar ve kampanyalarına odaklandılar.  Bu, sadece enteresan değil aynı zamanda düşündürücü bir durum…

Normalde 20 yılı aşkın bir süredir kesintisiz biçimde iktidarda olan bir parti ve liderinin, sırf bu nedenle bile inişe geçmesi beklenir. Hadi “başkanlık” seçimleri biraz daha özgün ve kendi başına değerlendirilmesi gereken bir seçimdi diyelim. Yerel seçimler, adı üzerinde belediye seçimleri. Doğrudan yerel hizmetlerle ilgili. Eskiden genel seçimleri kazanan parti yerel seçimlerde çuvallardı genellikle. Seçmenin böylesi bir “dengeyi korumak lazım” sağduyusu vardı. O sağduyu da bozuldu…

2019 seçimlerinde İstanbul başta büyük şehirleri CHP’nin kazandığını tabii ki unutmuş değilim. Bu bir başarıydı ve ama bu başarıda AKP’nin panik halinde İmralı’dan mektup getirmek, Osman Öcalan’ı TRT’ye çıkarmak gibi siyaseten son derece amatör hatalarının payı büyüktü. Bunun yanında özellikle İstanbul’da Kürt seçmenin “AKP gitsin” seçeneğine oy vermeleri de seçim sonucunu doğrudan etkiledi.

Ankara’da ise, “aynılar” arasında bir seçim olacak: Bir yanda ülkücü kökenli mevcut başkan Mansur Yavaş, diğer yanda yine ülkücü biri, Turgut Altınok. (Bu eski MHP’li sonradan AKP’li şahsiyet kendimi bildim bileli Keçiören Belediye Başkanı, kendimi bildim bileli Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı olmak istiyor ve kendimi bildim bileli kel.)

Aday olanlar olamayanlar, memnunlar küskünler, hesaplar kitaplar… İşte buraya yazıyorum: Bu gidişatın sonucu, yerel seçimlerde DE CHP ve muhalefet partilerinin hezimete uğramasıdır. Tuhaf ama hepsi de bu ihtimalin farkında ve bu sonucu seçmenlerine nasıl izah edeceklerini aşağı yukarı şimdiden netleştirmişler.

Kılıçdaroğlu ve taraftarları: Bırakınca batırdınız işleri! Çekilin Piro toparlasın bari! Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu cenahı: Biz AKP ile yarıştık, arkamızdan hançer yedik! Bir yandan Kılıçdaroğlu bir yandan “Meral abla” köstekledi bizi, yoksa işi bitirmiştik! Her iki taraf hep bir ağızdan: Kürt seçmen AKP’ye sattı bizi!

AKP ne der sizce? “Allahım bu muhalefeti başımızdan, yanımızdan yöremizden eksik etme. Amin!”

Can Atalay’ın vekilliği düşürüldü

Beklenen oldu: Hatay Milletvekili Can Atalay’la ilgili Yargıtay kararı TBMM’de okunarak Atalay’ın vekilliği düşürüldü. Anayasa Mahkemesi kararı ve anayasa, hiçe sayılarak.

Muhalefet partileri, en çok da CHP’liler hemen sosyal medya başına koştu tabii. Birbirinden “sert” sözlerle kınadılar bu durumu. Nedense en çok kararı okuyan Bekir Bozdağ protesto edildi. Bozdağ değil de başka bir AKP’li okusaydı ne fark edecekti? Anlayamadım.

Bu gelişme üzerine tepesi atanlardan biri de Sayın Kemal Kılıçdaroğlu idi. O da Bozdağ’a takmıştı nedense ve şöyle yazmıştı: “FETÖ terör örgütü liderine ‘kıymetli değerimizdir’ diyenlerin okuttukları karar, millet vicdanında hükümsüzdür. Millet iradesine darbe yapanlara GEÇİT YOK! Can Atalay, milletin vekilidir!! Demokrasiye, hukuka ve adalete sonuna kadar sahip çıkacağız. #CanAtalay”

Ümit Özdağ’la imzaladığı gizli protokol ifşa olduktan sonra, kendi istek ve iradesiyle aldattığı seçmenlerinden özür dileyip siyaseti bırakması gerekirken koltuğuna yapışan, koltuktan kaldırıldıktan sonra partisi içinde hizip faaliyeti yürüten Kemal Bey dokunulmazlıklar konusundaki tutumu unutuldu sanıyor herhalde? Yanılıyor. Halen 11 HDP’li vekil o “Anayasaya aykırı ama yine de evet diyeceğiz” sözleri (13 Nisan 2016) nedeniyle hapiste.

“Tarih affetmeyecek” filan diye boş boş konuşuyorlar. Tarihin kendi başına bir vicdanı, mahkemesi filan yok. Ama bir hafızası var. Tarihin hafızasında yazılı olan gerçek ise şudur: Saray iktidarının hak, hukuk tanımayan uygulamalarının çoğunun sorumluluğuna bu muhalefet doğrudan ortak olmuştur. Demagoji ve hamasetle gölgeleyemez ve unutturamazsınız…

***

Bilinen hikayedir; Aslanlar öküzlerin işini bitirince, zor durumdaki öküzlerin lideri, “Aslanlara kanıp o sarı öküzü vermeyecektik” der pişman ve mahcup bir edayla.

Bunun üzerine başından beri kimsenin dinlemediği “Aslanlara kanmayalım, sarı öküzü vermeyelim, bunun sonu yok” uyarıları yapan benekli öküzün, kalan öküzlere, “Bir öküzlüktür yaptık işte, ama hiç değilse şimdi kolay yem olmayalım” dediği rivayet edilir. Yoruma açık: Kalan öküzler bu kez benekli öküzü dinlemişler midir acaba?

İlginizi çekebilir