Behice Feride Demir: Devletsiz Diva

Edith Piaf, Hildegard Knaf, Miriam Makeba, Maria Callas, Tina Turner, Feyrouz, Aretha Franklin ve Dalida’nın çağdaşı idi…

Onlar kadar alımlı, yetenekli, üretken, starlığa ve sahneye aşinaydı. Kendinden emin ve sanatsal aurası yüksekti. Ancak meslektaşlarının gördüğü her zorluğun iki katını gördü. Elbette kadın olmanın ve sanat dünyasında basamakları tırmanmanın bedeli her yerde ağırdır ama 1960’ların başında sanatçı bir Kürt kadını olmanın bedeli başkaydı.

Eyşana Elî..Ayşe Şan…Eyşana Kurdî…Ya da devletsiz Diva !

1938’de dünyaya geldiğinde Kürdistan’da birçok bağımsızlık başkaldırısı talihsizce sonuçlanmış ve hayatın her alanında yeni trajediler ortaya çıkmıştı. Bundan sonra her Kürd’ün geleceğinde bu trajedilerin gölgesi olacaktı. Düzenli bir okula gitmedi ama aile ortamındaki dengbêjlik kültürü ve dini eğitimle yetişti.

1979’da Bağdat radyosuna verdiği bir röportajda, hayatını anlatırken babasının sanattaki tek idolü olduğunu söyledi. Sesinin güzelliğini, müzikal bilgisini, kılam söyleme disiplinini babasından öğrendiğini, önce ona özenerek, sonra  onu yad ederek sanatının geliştiğini açıkladı.

Sanatçı ruhluydu , güzel bir kadındı, sahnelere yakışıyordu, kitlelerin dikkatini çekiyor ve mikrofona hakimdi. Ama bütün bunları aşan hatta tersyüz eden bir yönü daha vardı ve bu yönü kariyerine mal olacaktı. Kürtlüğünü yarı politik yarı sanatsal olarak sahiplenmişti. O dönemde Kürt sokağının dışında, bu tutumla Kürtçe söyleyen birkaç kişiden biriydi. Diğer pek çok Kürt sanatçı, aslını “ Doğulu” imajı ile ikame edip Türk sanat dünyasında para ve şöhret rekoru kırarken O, Kürtçe’yi sanatsal kimlik olarak seçmişti. Bu yüzden şantajcı plakçılar, paragöz gazino sahipleri,etnik kimliğini ona karşı tehdit ve sömürü gerekçesi yaparak müzik piyasasında hak ettiği yere gelmesini hep engelledi.

Buna rağmen yılmadı. Art arda plaklar ve kasetler doldurdu, konserler verdi. Baskıları azaltmak için iki dilli kılam ve türküleri ilk o söyledi. Kürt müziğinin zenginliğine sözü ve müziği kendisine ait yeni klasikler eklerken, Türk müzik piyasasının önyargısını kırmak için albümlerinde iki dilde ( Kürtçe-Türkçe ) kılamlar derledi ve denemeleri başarılı oldu. Ama inkarcı sistemin gözünden hiçbir şey kaçmıyordu ve Kürtçe söyleyen Eyşe Şan’a hiçbir zaman rahat yüzü göstertmedi. Buna rağmen Kürdistan’da çabuk tanındı ve özellikle Güney Kürdistan’ın Bağdat’a karşı güçlü olduğu dönemde ünü Musul’a kadar yayıldı.

 Hep modern ve girişken bir kadın oldu. Açık saçlı, makyajlı ve kentli kimliğini korurken kültürel aidiyetini yansıtmayı hiç ihmal etmedi.

 Arif Cizrawi, İsa Berwari,Cemilê Horo ve Beytocan ile düetler yaptı. Uğruna aşk kılamları bestelendi ve güzelliği ile baş döndürdü. Ne kadar sevdi bilinmez ama çok sevildi. Daykê Qurban, Bavê Seyro, Rindamin, Ax Lê Kinê ve Zerî heyran kılamları ile Kürt müziğine dönük yasakları boşa çıkarırken, üstü örtülü siyasî baskılarına hep maruz kaldı. Sırtından milyonlar kazanıldı, kendi hakkını arayamayacak kadar tehdit edildi susturuldu ve sürgün oldu.

Öldükten sonra gerçek bir diva olduğu anlaşıldığında, yalnızlık, yoksulluk ve ilgisizlikle geçen son dönemleri, tarihsel şuurumuzun ne kadar eksik olduğunu  gösterdi.

 Kendinden sonraki kuşakları en çok etkileyen sanatçılardan biri olarak zengin bir külliyat bıraktı.

 Bügün adı ve eserleri ile anılmak müzikal bir onur sayılıyor ve kendisi çok büyük bir idol.

 Ölümünün 27. Yılında Kürdistan’ın devletsiz divasını saygı ile anıyorum.

 İyi pazarlar!

 

İlginizi çekebilir