Aziz Tunç: 12 Eylül faşist darbesinden doğru sonuçlar çıkartılmalıdır

Birkaç gün önce 12 Eylül 1980 faşist darbesinin yıl dönümüydü. Bundan 42 yıl önce yapılan faşist darbeyle Türk devleti, toplumsal gelişmenin önünü kesmek için her türlü baskıyı ve zorbalığı yapmışı.

12 Eylülünün sosyal siyasal özelliği ve darbecilerin yaptıkları zulmün zorbalığın ayrıntıları yazıldı, yazılıyor, yazılacak. Yapılan zulmün ve işkencenin teşhir edilmesi gereklidir. Darbenin kimler tarafında ve hangi amaçlarla gerçekleştirildiğine dair sosyo/politik analizlerin yapılması da önemlidir. Ancak bu tartışma, başkaca iki noktanın tartışılmasına engel değildir.

Birincisi darbeye gerekçe yapılan Türkiye ve Kürdistan devrimci güçlerinin 12. eylül öncesinde, sırasında ve sonrasında izledikleri politikanın hatırlanması faydalı olacaktır.  Söz konusu devrimci grupların yıllardan beri ve defalarca, 12. eylül konusunu tartıştıkları, gerekli sonuçları çıkarttıkları bilinmektedir. Eksiklik veya sorun bu değil.

Eksik olan tartışmalarda varılan sonucun toplumsal bilince/toplumsal güce dönüştürülmesiyle ilgilidir. Fedakârlıkları, kararlılıkları, inançları, ürettikleri ve kattıkları değerleri tartışılmaz saygıyı hak eden söz konusu devrimci örgütlerin 12 Eylül konusunda izledikleri politikanın tartışılmasına ihtiyaç vardır. Tarihten ders almak, yaşanmışlıklardan öğrenmek böyle mümkün olacaktır. 12 Eylül döneminde nelerin yaşandığına kısaca bakılırsa anlatılmak istenen daha kolay anlaşacaktır. 12. eylül öncesinde bütün devrimci grup ve örgütlerin, devletin bir askeri darbe saldırısı yapabileceğini öngörüyorlardı. Buna ilişkin tartışmalar da yapılmaktaydı. Hararetle yapılan bu tartışmalarda somut herhangi bir sonuç alınamadan, 12 Eylül faşist darbesi gerçekleştirildi.

Araya girerek hemen belirtilmelidir ki yapılan bu tartışmalar, ayakları yere basan, gerekli hazırlıklarının da yapıldığı tartışmalar değilmiş. Daha sonra yaşananlar gösterdi ki bu tartışmayı açanlar da dahil hiçbir grup konuyla ilgili hiçbir pratik hazırlık yapmamıştır. Geriye kalan “doğru bir tespit” yapmış olmaktır. O da sorunların çözülmesini sağlamıyor.  12 Eylülün yapıldığı ilk gün, devletin, devrimci örgütlerin “silahlı karşı koyuşlar” geliştirilebileceğini hesapladığı görülmüştür. Bu öngörüden hareket eden faşist devlet, “silahlı karşı koyuşlar” hareketlerinin gelişebileceği potansiyel alanlarda, “silahlı kuşatma” hareketleri yapmıştı. Kürdistan’da birçok merkez, metropollerde birçok mahalle, darbenin ilk günü, askerler tarafında bu nedenle kuşatma altına alınmıştı. 12. Eylül faşizmi bu ilk günde başkaca hiçbir saldırı yapmamıştı.

Bunun anlamı şuydu, Türk devleti, devrimcilerin ve halkın 12 Eylül faşist darbesine karşı “silahlı bir karşı koyuş” geliştirebileceğini düşünmüştü ve bundan korkmuştu.  Türkiye ve Kürdistan’ın uygun yerlerde yapılabilecek olan böyle bir karşı koyuş, büyük bedellerin ödenmesine yol açabilirdi belki.  Ancak bu şekilde verilecek büyük bedellerin üzerinden de 12. eylül faşist darbesinin devam edebilmesi kolay olmayacaktı.  12 Eylül faşizmi böyle bir hamlede çökmese de işlevsiz kalması mümkündü. Öyle olmasa bile 12. Eylül, daha sonra yaptığı kadar pervasız, sınırsız bir zulüm yapma olanağına sahip olamayacaktı.

Devrimce örgütler, ne yazık ki bunu yapamadılar. Yukarıda belirtilmeye çalışıldığı gibi ne bunun için gerekli hazırlıkları yapabilmişlerdi ne de böyle bir perspektif geliştirebilmişlerdi.

12 Eylül’ün yapıldığı koşullarda devrimci örgütler ve gruplar, doğal bir refleksle kendilerini korumayı esas alan ve fiilen geri çekilmeye yol açan bir politika izlemeye yöneldiler. Böylece 12 Eylül faşist darbesinin işi kolaylaşmıştı.

Faşist Türk devleti, ilk gün yaptığı “kuşatma” hareketiyle toplumu ve devrimci örgütleri susturmuştu. Yapması gereken saldırılarını kendince bir kurala göre sıraya koymuş, bir planlamaya bağlamıştı. 12 Eylül faşizmi, toplumun ve devrimci örgütlerin suskunluğunun verdiği rahatlıkla planladığı saldırılarını pratikleştirmeye başladı.

Önce legal kurumlar kapatılarak kitlelerin harekete geçme kanalları yok edildi.  Sonra belli başlı örgütlere yönelim başladı. Bazı örgütlere saldırılırken bazıları görmezden geliniyordu. O an görmezden gelinen örgüt, bu durumun kendisinin örgütlenme ustalığından kaynaklandığını düşünüyordu. Başarılı bir örgütlenme gerçekleştirdiği için devletin saldırılarına maruz kalmadığını veya saldırıları savuşturduğunu, diğer örgütlerin yetersizliklerinden dolayı saldırıya uğradıklarını düşünmek rahatlatıcıydı.

Ancak örgütlenme üstünlüklerinden dolayı güvende olduklarını düşünen örgütlerin bu durumu çok sürmemişti. Bu örgütlere de yönelen faşizm, bütün devrimci grup ve örgütleri çalışamaz hale getirmişti. Çok büyük ve çok değerli bir kadro rezervinin Avrupa’ya taşınması bu politikanın sonucuydu.

Öte yanda 12. eylül de Kürt siyasal hareketi, 12. eylül faşizmine karşı tamamen farklı bir politika izlemişti.  12 Eylül tartışmalarına bu boyut eklenmeden ne 12 Eylül, ne de Türk devletinin politikaları anlaşılabilir.

Kürt hareketi  sıkıyönetim koşullarında muhtemel geleceği ön görmüştü. Buradan hareketledaha zorlu bir mücadeleye hazırlanmak üzere kendiyapısının ve Önderliğinin güvenliğini sağlamaya yönelmişti. Bu amaçla Avrupa’ya değil Ortadoğu’ya çekilmişti.  Kürt hareketi planladığı yeni mücadele yöntemleri için hazırlık yaparken diğer yandan da cezaevlerindeki saldırılara karşı direniş bayrağını yükseltmişti.

Ortaya konan mücadele azmi ve inancıyla ve yapılan hazırlıklar sonucu 12 Eylül faşist darbesinin bütün zulmüne ve zorbalığına rağmen, 12 Eylül faşizmini işlevsiz kılan atılımı yapmıştır. Bu sürecin yazıldığı kadar kolay yaşanmadığı herkesin malumudur. 15 Ağustos, bütün devrimci örgütlerin hiçbir şey yapılamayacağını düşündüğü 12 Eylül koşullarında  gerçekleştirilmiştir.  Belirtilen koşullarda devrime, özgürlüğe inanmak ve bunun gereğine uygun bir pratik içinde olmak büyük bir inanç ve yüksek bir motivasyonla mümkündür. Ağustos atılımı böyle bir ruhla yapılmıştır.

Türk devleti tarihinde ilk kez böylesine koordineli, böylesine iddialı, böylesine sonuç almayı sağlayan bir saldırıyla karşılaşmış olmanın şaşkınlığını yaşamıştır. Zaten o gün bugündür Türk devleti bir türlü toparlanamamıştır.

12 Eylül faşist darbesi, bu iki farklı politikayla birlikte değerlendirilirlerse doğru devrimci sonuçlar çıkartılabilir.

/ Kaynak: Alevinet /

İlginizi çekebilir