Aslıhan Gençay yazdı: 8. Yargı Paketi Nasıl Olmalı?

Taslakta yer alan infaz ve denetimli serbestlik oranları, siyesi hükümlüler için de geçerli olmalıyken hasta ve yaşlı mahkûmlar serbest bırakılmalı…

*

Ülkemizin alametifarikalarındandır; hükümetler bize “reform” diye yasa sunar ama içlerinden hep sopa çıkar. Bu durum sadece son 22 yıla özgü de değildir, diyorum ya ülkenin alametifarikası.

Ne 24 Ocak kararları, ne cunta anayasaları gördük biz, hepsi cici ambalajlar içindelerdi. Hatta herkese bir ev, bir araba, iki anahtar, diyenler, nihayetinde elimize cezaevi anahtarlarını tutuşturuvermişlerdi.

Yani biz, söylenene değil yapılana bakmayı, şık ve janjanlı paketlerin içini didik didik etmeyi, hele mevzubahis yasalarsa maddelerini tek tek incelemeyi öğreneli çok oldu.

Evet, 2024’e girdik. Hani girdik girmesine de hayatımızda ne değişecek, önemli olan bu. Bakın ilk etapta bir torba yasa geçecek meclisten. O kadar karışık bir torba ki bu, aslında içerdiği her maddeyi enine boyuna incelemek gerek. Ama ben bugün, yine Ocak ayında meclis genel kuruluna sunulacak olan, Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’un hazır olduğunu duyurduğu 8. yargı paketini ya da gerçek adıyla “Yargı Hizmetlerinin Etkinliğinin Artırılması Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklif Taslağı”nı değerlendirmeyi tercih ettim. 67 maddelik bu taslak paketle bazı kanun maddelerinin de değişmesi öngörülüyor.

Bakan Tunç, taslağın koşullu salıverme ve denetimli serbestliğe (DS) yönelik maddeleri için; “Suç, işleyenin yanına kâr kalmaması lâzım. Yani 2 yılın altında cezaya hüküm giyen biri, koşullu salıverme süresiyle beraber denetimli serbestliği de dikkate aldığımızda, hiç cezaevinde barındırılmadan tahliye oluyor. Bu da toplumda bir cezasızlık algısına neden oluyor. Denetimli serbestlik süresi otomatik 1 yıl şeklinde değil de bir oran getirerek, beşte 1 olabilir, uygulanabilir. Bu tabii milletvekillerimizin takdirindedir.” demişti. Oysa “otomatik 1 yıl” DS, sadece iyi hâl raporu verilen siyasi hükümlüler için geçerli, adli mahkûmlar içinse bu rakam çok daha yüksek.

Yargıda reform olacak mı?

*Şimdiye kadar 7 paket geldi de ne oldu, diyebiliriz haklı olarak zira yıl oldu 2024, hâlen “cunta anayasası” diye kodladığımız bir anayasamız var bizim ve bugünün dünyasında gayet gerici ve ırkçı sayılabilecek hükümleri dahi uygulanmıyor.

*Bakın Can Atalay hâlen tahliye edilmedi çünkü aslında ona tahliye kararı veren Anayasa Mahkemesi de tutuklu, hatta hükümlü.

Önce Anayasa Mahkemesi beraat etmeli ki Can Atalay çıksın.

*Öte yandan Sinan Ateş cinayeti ve Ayhan Bora Kaplan dosyası, ortaya çıkan kanıtlara rağmen ilerlemiyor.

*Adliyelerdeki hâkim ve savcılara dair rüşvet, yolsuzluk iddialarının hepsinin üzerine gidilmiyor. Yargıda temizlik yapılacağına, yargının bugünkü yapısını eleştirenler “temizlenerek” bir bir cezaevine tıkılıyor.

*Cezaevleri ağır hasta, yatalak ve yaşlı insanlarla dolup taşıyor. Hepsinin cezaevlerinde kalamayacaklarına dair raporları bulunmasına rağmen tahliye edilmiyorlar.

*Cezaevlerindeki sivil siyasetçiler, ifade özgürlüğünü kullandığı ve gazetecilik yaptığı için “terörö” sayılanlar da ısrarla görmezden geliniyor.

Bu koşullarda; Mayıs 2023 seçimleri sonrası görev alan kabinenin Adalet Bakanı Yılmaz Tunç için başarılı diyebilir miyiz? Bence hayır. Bakanlıkta ve tüm mekanizmalarda baştan aşağı bir temizlikle reorganizasyon yapılacağına, kısmi düzenlemelerle değişim algısı yaratılıyor fakat gerçek hiç de öyle değil.

Seçim kazanmış ve beş yıl daha iktidarda kalacak hükümet, ülkenin halkları için soluk borusu açacağına, onları daha da baskılamayı, susturmayı, aksayan mevcut mekanizmalarda ısrar etmeyi sürdürdükçe ve Devlet Bahçeli Bey’in haftada bir üzerimize saldığı tehditler devam ettikçe insanlar nefessiz kalıyor. Entübe edilmemiz de yakındır.

Unutmadan; her salı Devlet Bey’i dinlerken kendini Elm Sokağı sakini ya da “Evil Dead”in orman kulübesindeki biri gibi hisseden kaç kişiyiz, merak ediyorum.

8. pakette neler var?

8. yargı paketi taslağının kamuoyuna yansıyan bölümlerine gelirsek; Bakan Tunç’un da belirttiğine göre taslakta bir genel af yok-ki zaten olmamalı. İnfaz yasalarına dairse birtakım düzenlemeler mevcut, bunlara zaten göz atacağız.

Kadına şiddette zorlama hapsi itirazı

Taslaktaki maddelerden biri şöyle:

*Kadına şiddetle mücadele kanununda düzenlenen zorlama hapsine itiraz yoluna ilişkin düzenleme yapılacak.

Peki, 6284 sayılı kanunun “Tedbir kararlarına Aykırılık” başlıklı 13. maddesinde yer alan zorlama hapsi neydi:

“(1) Bu kanun hükümlerine göre hakkında tedbir kararı verilen şiddet uygulayan, bu kararın gereklerine aykırı hareket etmesi hâlindefiili bir suç oluştursa bile ihlal edilen tedbirin niteliğine ve aykırılığın ağırlığına göre hâkim kararıyla üç günden on güne kadar zorlama hapsine tabi tutulur. (2) Tedbir kararının gereklerine aykırılığın her tekrarında, ihlal edilen tedbirin niteliğine ve aykırılığın ağırlığına göre zorlama hapsinin süresi on beş günden otuz güne kadardır. Ancak zorlama hapsinin toplam süresi altı ayı geçemez. (3) Zorlama hapsine ilişkin kararlar, cumhuriyet başsavcılığınca yerine getirilir. Bu kararlar bakanlığın ilgili il ve ilçe müdürlüklerine bildirilir.”

Ayrıca zorlama hapsine itiraz yolu da açıktı zaten. Peki, şimdi ne düzenlenecek, neler getirilecek, bilmiyoruz.

Evet, itiraz bir haktır ama şiddet uygulayan erkeği merkeze alan bir yargı sistemi söz konusuyken, eğer yeni düzenleme, şiddet uygulayıcı avukatlarının sürekli talep ettiği gibi, ispat yoksa hapis olmamalı kapsamında şekillenirse büyük sorunlar yaşanacaktır.

Yani çekince yaratan mesele itiraz yolu değil, yeni düzenlemeyle yapılacak itiraza istinaden, şiddet uygulayıcının direkt serbest bırakılma olasılığıdır. Henüz itiraz yolunun ne şekilde düzenleneceği belli olmamakla birlikte, kadınlar için olumsuz koşul doğuracak bir madde yasalaşırsa ve bir hâkimin serbest bıraktığı erkek, herhangi bir kadına zarar verirse bu zararın cezasını, kararı veren hâkim de çeksin madem!

Taslaktaki bu maddenin ayrıntıları için gelişmeleri takip etmeye devam ediyoruz.

İnfazlar yine adil değil

Taslaktaki bir diğer madde;

*Hakkında ikinci defa tekerrür hükümleri uygulanan hükümlüler, cezalarının dörtte üçünü infaz kurumunda iyi hâlli olarak geçirmeleri hâlinde koşullu salıverilmeden yararlanabilecek, şeklinde.

Mevcut durumda; ikinci defa mükerrer olanlar yani suçunu tekrarlayanlar, şartlı tahliyeden ve DS’den yararlanamıyordu. Bu düzenlemeyle cezalarının dörtte üçünü iyi hâlli geçirirlerse hem koşullu salıverilmeden hem de DS’den yararlanabilecekler.

Fakat öğrendiğimize göre bu düzenleme, siyasi hükümlüleri kapsamıyor yani onlar için mükerrerlik durumunda koşullu salıverilme ve DS söz konusu olmayacak. Hatırlatalım; siyasi mahkûmlar, koşullu salıverilmek için zaten cezalarının dörtte üçünü yatmak zorundalar.

Ne anlıyoruz: 3-4 defa kadına karşı şiddet, cinayet veya tecavüz gibi bir suç işleyen hükümlü, koşullu salıverilmeden de, DS’den de yararlanabilecek. Tabii eğer cezasının dörtte üçünü kapalı infaz kurumunda iyi hâlli olarak geçirirse -ki bu “iyi hâl” meselesine ayrıca değineceğiz.

Öte yandan ifade özgürlüğünü kullandığı veya legal siyasi faaliyette bulunduğu için “terörö” ilan edilen bir birey, eğer 2-3 defa bu “suçu”  işlerse ne koşullu salıverilecek ne de DS’den yararlanacak. Sadece, tecavüzcü koşullu salıverilme ve DS’den yararlanıp tahliye olurken ardından el sallayacak.

Şu iyi hâl meselesi

İyi hâl meselesi, özellikle siyasi mahkûmlar için bir yılan hikâyesine dönmüş durumda.

Cezaevlerinde, 3. yargı paketiyle yürürlüğe giren işleyişe göre; cezaevi savcısı başkanlığındaki kurullar, herhangi bir disiplin cezası bulunmasa da, siyasi hükümlülere iyi hâl raporu vermiyor ve onları DS hakkından faydalandırmıyor. Oysa 3. “reform” paketinden önce, eğer disiplin cezaları yoksa (ya da disiplin cezalarının “gölgesi” diye tabir edilen zaman dilimi dolmuşsa) kurum müdürlerinin başkanlık yaptığı kurullar, pek çok siyasi hükümlüye iyi hâl raporu verebiliyor, onları da DS’den yararlandırıyordu.

Denetimli serbestlik maddeleri

Taslakta;

*Hükümlünün koşullu salıverilme süresinin beşte birini denetimli serbestlikte geçirmesi sağlanacak. Böylelikle, her hükümlü cezasının en az yüzde 40’ını cezaevinde çekecek ve

*Denetimli serbestlik süresi 3 yılla sınırlandırılacak, maddeleri mevcut.

Eğer bu maddeler siyasi mahkûmlar için de geçerli olacaksa hesaplayalım: Toplam 12 yıl ceza alan hükümlünün, dörtte üç siyasi suç infazına göre, koşullu salıverilme süresi, yani cezaevinde yatması gereken süre 9 yıl. DS süresi ise 1 yıl 8 ay oluyor. Mevcut durumda ise siyasi hükümlülere tanınan DS sadece 1 yıl. Eğer 20 yıllık bir ceza söz konusuysa koşullu salıverilme süresi 15 yıl olurken, yeni maddeye göre DS 3 yıla çıkıyor ve iyi hâl raporu verildiği takdirde hükümlü, cezaevinde 12 yıl kalıyor.

Ama tabii ne dedik, siyasi hükümlülere uygulanırsa! Aksi takdirde onlar yine tecavüzcü ve katillerin ardından el sallayacaklar.

Hasta, yaşlı ve engellilere ne olacak?

Taslağa göre:

*Hükümlülerden 0-6 yaş grubunda çocuğu bulunan kadınlar, maruz kaldığı ağır bir hastalık, engellilik veya kocama nedeniyle hayatlarını yalnız idame ettiremeyenler ve 70 yaşını bitirmiş olanlar, koşullu salıverilme için cezaevlerinde geçirmeleri gereken sürenin beşte üçünü ceza infaz kurumlarında geçirmeleri hâlinde denetimli serbestlikten yararlanabilecek.

Bu maddenin de siyasi hükümlüler için geçerli olup olmadığını bilmemekle birlikte hesaplayalım: 12 yıl ceza alan ve ağır hasta siyasi hükümlünün, yukarıda da belirttiğim gibi cezaevinde yatacağı koşullu salıverilme süresi 9 yıl. Maddeye göre bu sürenin 5 yıl 4 ayını cezaevinde geçirdikten sonra ancak DS’den faydalanabilecek. Eğer toplam ceza 20 ve koşullu salıverilme süresi 15 yılsa da 9 yıl cezaevinde yatması gerekecek.

Yatalak ve ağır hasta veya engelliyseniz, örneklere göre, 5 yıl 4 ay ya da 9 yıl yatmadan cezaevinden çıkarılmayacaksınız! Adil midir bu?

Aylardır cezaevlerindeki hasta mahkûmları yazıyorum. En son 2023 Kasım ayında Şerife Sulukan, Özge Özbek, Sıddık Güler, Mehmet Emin Çam ve Gültekin Avcı’nın durumunu sizlerle paylaştım. Onlar, hasta mahkûmların sadece birkaçı. Cezaevi koşullarında yaşayamayan hasta ve yaşlı insanlar, yeni düzenlemelerle tahliye edilecekler mi, ben buna bakarım.

“Aman cezasızlık algısı oluşmasın” diye ölmek üzere olan insanları, matematik hesabıyla cezaevinde tutmaksa bence reform değil eziyettir, vicdansızlıktır.

Açıkçası hasta insanlar söz konusu olduğunda, toplumda, sosyal medya trolleri dışında, hiç böylesi bir algı yok. Halkın içindeyim ve biliyorum; Ak Parti seçmenleri dâhil insanlar, isnat edilen suçları savunmasalar da hiçbir hastanın cezaevinde ölmesine razı değil. Ortada bir merhametsizlik varsa bu, taslağı hazırlayanlara ait.

Olumu sayılabilecek maddeler

Taslakta;

*24 Ocak 2024 tarihi itibarıyla evlenen kadınlar, eşinin soyadı yerine artık yalnızca kendi soyadını taşıyabilecek, deniyor.

Keşke kadınların öncelikli derdi, kendi (daha doğrusu babasının) soyadını taşımak olsaydı. Gerçek ve öncelikli sorunlarımız biliniyor, yine de bu maddeyi olumlu görüyorum.

*Anneye, baba ile çocuk arasındaki soy bağının reddi davasını açma imkânı tanınacak.

*Çocuk evlat edinenlerin adları, evlatlığın kimliğine ana ve baba adı olarak yazılabilecek.

*Hükümlü vasisi, 5 yıldan az ceza almış kişiler açısından isteğe bağlı olarak atanabilecekken, 5 yıldan çok ceza alanlara eskisi gibi vasi atanacak fakat yetkili sulh ceza mahkemesinin kişiyi dinlemesi gerekecek. Ayrıca hükümlünün, yetkili mahkemeye başvurarak vasiliği kaldırtma hakkı da olacak.

*İnfaz hâkimliği kararlarına dair yapılan itirazlar, şikâyet olarak alınacak. Bu kapsamda şikâyet süresi 14 gün olarak devam ederken, şikâyet başvurusu sonucu verilen karara itiraz/temyiz süresi de 7 günden 14 güne çıkarılacak.

*Açık cezaevlerinde bulunanlar, her türlü eğitim ve sınav hakkından yararlanacakken kapalı cezaevlerindekiler iyi hâli olurlarsa kurumlardaki kurslara katılabilecek. Sınavlara ise imkân varsa çevrimiçi, yoksa denetmen gözetiminde yüz yüze girecekler. Merkezi sınavlar içinse belirlenmiş bir cezaevine götürülecekler.

Lakin eğitim maddelerinin hepsinde “cezaevi güvenliğine uygunsa” veya “mahkûm iyi hâlliyse” koşuları mevcut -ki iyi hâl konusuna yukarıda değinmiştim.

Bir diğer madde de şöyle:

*Makul sürede yargılanma hakkının ihlâl edildiği iddiasıyla yapılmış ve kanunun yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla AYM’de derdest olan bireysel başvurular ile AYM’nin incelemenin sürdürülmesini haklı kılan bir neden görülmediği gerekçesiyle düşme kararı verdiği bireysel başvurular bakımından da tazminat komisyonuna başvuru imkânı getirilecek.

ACEP nedir?

Taslak dışında ayrıca, Adalet Bakanlığının açıkladığı fakat henüz uygulamaya başlamadığı Akıllı Teknolojilerin Ceza İnfaz Kurumlarına Entegrasyonu Projesi (ACEP) var bir de.

Bakan Tunç bu konuda; “Uygulamayla hükümlüler, herhangi bir personele ihtiyaç duymaksızın ve bir denetime tabi olmadan, bakanlığımıza doğrudan sesli, görüntülü veya yazılı olarak şikâyet ve önerilerini iletebilecekler. Uygulamanın altyapı çalışmaları tamamlanmış olup kısa süre içerisinde aktif hâle getireceğiz. Hiçbir aracı olmadan hükümlümüz direkt şikâyetini bakanlığımıza iletebilecek. Bu şikâyetler değerlendirilecek. Geriye dönüşler yapılacaktır, nedir bu talep, nedir bu şikâyet, nedir işin aslı diye.” diyor.

Pratikte bakalım öyle mi olacak, nasıl şekillenecek hep birlikte göreceğiz.

Taslak nasıl olmalıydı?

8. yargı paketi, henüz taslak hâlindeyken; düzeltilmesi ve eklenmesi gereken pek çok madde olduğunu belirtelim.

Anayasal eşitlik ilkesine göre:

*Koşulla salıverme ve DS oranları değişecekse eğer bu infaz değişikliği; tüm suçlar için geçerli olmalı.

*Cezaevi kurulları ayrımcılık yapmadan, disiplin cezası olmayan tüm hükümlüleri bu haklardan yaralandırmalı.

*Mükerrerlere dair yapılacak değişiklikler, tüm suç gruplarını kapsamalı.

*Hasta, engelli ve yaşlı hükümlülerle tutuklular, hiçbir hesap kitaba girilmeden, raporları kapsamında DS, adli kontrol, ceza erteleme gibi seçeneklerden biriyle bırakılmalı veya affedilmeli.

*Cezaevlerindeki mahkûmlar, aile ikametgâhlarının bulunduğu illerdeki cezaevlerine nakledilmeli.

*Silahlı eyleme katılmamış, şiddete karışmamış, halka karşı suç işlememiş sanıklar, terör suçu kapsamında yargılanmamalı.

*Hâkim ve savcılar dâhil olmak üzere tüm Adalet Bakanlığı bürokratları denetlenip, yolsuzluk, usulsüzlük, kadrolaşma, torpil, rüşvet bulguları olanların hepsi hakkında, makama, mevkiye bakılmadan soruşturma başlatılmalı, suçlular görevlerinden alınmalı.

Taleplerim genel olarak bunlar.

Şimdi siz kısa vadede bunları yapın, halk olarak biz de işte o zaman, evet bu bir reform paketidir, diyelim. Nasıl olur?

Not: Yazıda; 8. yargı paketi taslağında yer alan tüm maddeler değil, kamuoyuna yansıyanların içinden bir kısmı değerlendirilmiştir.

 

/Kaynak:p24Blog/

İlginizi çekebilir