Aslıhan Gençay: Gazeteci Tülay Dağaşan’ı devlet korumadı, erkek öldürdü

“Tülay, boşandıktan sonra tehdit edildiği için polis koruması aldı fakat tehditler sürdü. Devlet Tülay’ı ikinci kez korumadı ve öldürüldü…”

Aslıhan Gençay P24Blog için yazdı:

 

*

Kendini evrenin merkezi sanan erkeklerin ve onlara bu hakkı altın tepside sunan sistemlerin dünyasında kadının bir yeri var mı? Mesela hangi alanda öncelikli kadınlar? Hiç şüphesiz ki erkekler tarafından öldürülmekte!

Sokakta yaşam savaşı veren köpekleri, büyük bir tehlike sanıp konuya hâkim olmadan atıp tutanlar, bir kere de kadınlar için erkeklerin ne büyük bir yaşamsal tehdit olduğunu görebilseler keşke.

Bir kadın için erkeklerin arasında zarar görmeden hayatını sürdürmeye çalışmak, Amazon cangılında yaşamaktan daha büyük bir tehlike. Tacize, tecavüze, şiddete uğramayan kadın kaldı mı bu ülkede, yoktur. En azından mağdur paylaşmıyor ya da gizliyordur.

Sömürülen, ezilen, ekonomik sorunlar çeken ama güçlü ve erkek olduğu da ona sürekli hatırlatılan eril; iğdiş edilmesinin hıncını, sistemden değil, en yakınındaki kadından çıkarıyor. Gücünü kadın üzerinde göstermek, aşağılık kompleksini bu şekilde aşmak, mülkiyet alanı oluşturmak istiyor ve ‘işte burası da benim iktidarım’ diyerek dört duvar arasında hâkimiyet kuruyor. Tabii devlet de bunu istiyor, destekliyor, hatta körüklüyor. Zira bu şekilde hem erkek elimine edilerek öfkesini kadına yöneltiyor hem de kadın ve çocuklar, sistemin evdeki temsilcisi eril tarafından zapturapt altına alınabiliyor.

Bu düzen değişmiyor. İstanbul Sözleşmesi şöyle bir görünüp, sonra geldiği gibi bir anda gidiveriyor. 6284 sayılı kanun ise sadece kâğıt üzerinde kalıyor ve kadınlar teker teker erkekler tarafından öldürülmeye devam ediyor.

Tülay Dağaşan’ı boşandığı erkek öldürdü

2024’e de böyle girdik.

1 Ocak akşamı 46 yaşındaki Arzu Çınar, Kocaeli’nin Çayırova ilçesinde, boşandığı erkek Yasin Denizedalan tarafından öldürüldü. Otomobiliyle sokakta yürüyen Arzu Çınar’ın karşısına çıkan Denizedalan, onu yanında getirdiği pompalı tüfekle öldürdü. Yanında bulunan ve ona engel olmaya çalışan arkadaşını ise yaraladı. Denizedalan kasten öldürme ve yaralama suçundan tutuklandı. Şimdilik tutuklu.

4 Ocak akşamı ise bu sefer hedef, Kocaeli’nin Darıca ilçesinde yaşayan 45 yaşındaki gazeteci Tülay Dağaşan’dı. 2 yıl önce boşandığı erkek Şefik Karaali, o akşam Tülay’ı takip etti, pusu kurdu ve evinin önünde ona üç el ateş etti. Darıca Farabi Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne kaldırılan Tülay, doktorların tüm müdahalesine rağmen kurtarılamadı zira iki kurşun boynuna isabet etmişti. Katil önce olay yerinden kaçtı, sonrasında gidip polise teslim oldu. O da şimdilik tutuklu.

Tülay, yerel kanal Batı Yakası TV’de çalışıyordu. Daha önce yerel yayın yapan Hedef TV ve Anibal gazetesinde de görev almıştı. Boşandığından bu yana Şefik Karaali’nin tehdit ve tacizlerine maruz kalan Tülay, emniyetten koruma almıştı fakat bu koruma süresi bittikten sonra, birtakım prosedürler öne sürülerek ona tekrar koruma verilmedi. Şefik Karaali ise Tülay’ı takip etmeye devam ediyor, hatta onu barışmaya zorluyordu. Evliyken Tülay’a baskı ve şiddet uygulayan Şefik Karaali, boşandıktan sonra da onu rahat bırakmıyor, yeni bir hayat kurmasına izin vermiyor, Tülay’ı adeta kendi malı sanıyordu.

Bülent Kömürcü: Katil göz göre göre öldürdü

Oysa Tülay, her şeye rağmen mutlu, umutlu, aynı zamanda yetenekli, akıllı ve işinde de başarılı bir kadındı.

Anibal gazetesinin sahibi İrfan Yormaz’la konuştuğumuzda Yormaz, Tülay’ın niteliklerini ve başarısını anlatarak; “Devlet Tülay’ı korumadığı için Tülay öldürüldü.” dedi.

Tülay’ın yeni çalışmaya başladığı Batı Yakası TV’nin sahibi Bülent Kömürcü ise şunları aktardı:

“Tülay’la birlikte çalışma konusunda anlaştıktan sonra beraber yol yürüyeceğimize dair sosyal medyada bir resim paylaştık. Şefik Karaali, bu iletinin altına ahlaksızca yorumlar yaptı. O gün Tülay bize, Şefik Karaali’nin sürekli böyle tacizler yaptığını, defalarca şikâyetçi olduğunu anlatmış, uzaklaştırma kararı aldırdığın da söylemişti. Çok korkuyordu. Hatta cinayetten sonra öğrendiğimize göre; birkaç gün önce Tülay bizim iş hanına girerken, adam kapının önünden araçla geçmiş ve Tülay’a ‘Az kaldı, az kaldı.’ diye bağırmış. Tülay yukarı çıktığında yüzü bembeyazmış, olanları iş arkadaşlarına anlatmış. İş arkadaşları, adamın sosyal medyada silahının fotoğraflarını paylaşarak Tülay’ı tehdit ettiğini de görmüşler. Katil, göstere göstere, söyleye söyleye Tülay’ı öldürdü. Emniyet de, savcılık da tehditleri dikkate almadı, Tülay’ı korumadı.”

Şefik Karaali, şehirlerarası otobüs firmalarında (Kâmil Koç ve Pamukkale) uzun yol şoförü olarak çalışmış, kamyonlarla taşımacılık ve tur şoförlüğü yapmış, en korkuncu da okul servisi kullanmıştı. Tülay’ı öldürdüğü akşam ise onu, kullandığı servis aracıyla evine kadar takip etmiş ve öldürdükten sonra aynı araçla kaçmıştı.

Esra Deniz Erol: Devlet kızlarını değil, katilleri koruyor

Tülay’ın en yakın arkadaşı ve Batı Yakası TV’de birlikte çalıştığı Esra Deniz Erol, Tülay’a ve uğradığı cinayete dair şunları söyledi:

“Tülay benim çok eski arkadaşım. Boşandıktan sonra katil tarafından sürekli tehdit edildi. Polis koruması almıştı, bu koruma bittikten sonra da tehditler sürdü. Tülay yine koruma almak istedi ama bunun için prosedürler gerekiyormuş ve ikinci korumayı vermediler. O dönem Hedef TV’de çalışıyordu. Hedef TV, katilin evine bayağı yakındı. Bu yüzden Tülay çok tedirgindi, onu hep aracımla götürüp getiriyordum. Sonra ikimiz birden Batı Yakası TV’ye geçtik. Tülay çok başarılıydı. Mesela bir dergi çıkarmayı düşünüyorduk, inanın o dergiyi her şeyiyle ilgilenerek bir aydan kısa sürede tek başına çıkardı. Çok mutluydu. Çalıştığımız iş yerini seviyorduk ve katlin evinden uzak olduğu için Tülay daha huzurluydu. Son birkaç aydır tehditler kesilmişti. Haberim olsaydı ben yine onu getirip götürürdüm, her zaman onu uzaktan da olsa kolluyordum. Bir ara ona savcılığa git, demiştim. ‘Gitmedim mi sanıyorsun, hiçbir şekilde ilgilenmediler.’ dedi bana. Yazıyorlar, tutanak tutuyorlar, sonra da ‘Tamam biz daha sonra bakarız, ilgileniriz.’ diyorlarmış. Neyle bakıyorlar çok merak ediyorum! Uzaktan kumandayla bakıyorlar herhâlde.”

Erol ayrıca; “Şu bir gerçek ki devlet kızlarını korumuyor. Eğer biz bu devletin kızarıysak, neden bizi değil de katilleri koruyorsunuz?” diye yetkililere sordu ve ekledi:

“Tülay’ı planlayarak öldürmüş, pusu kurmuş. Bu konuda program yapacağım. Her şeyi söyleyeceğim, susmayacağım. Şimdi hapiste bu katile krallar gibi bakılacak. ‘Namusunu temizledin, arkandayız.’ diyecekler ona. Oysa Tülay’ın mazbut bir hayatı vardı, annesiyle yaşıyor, kıt kanaat geçiniyordu. Kredi kartı borcu vardı ama yine de küçük oğluna mutlaka harçlık verir, ona güzel bir gelecek kurmak için araştırmalar yapardı. Annesi de çok korkuyordu bu adamdan. Her sabah Tülay ve annesiyle kahvaltı eder, oradan işe giderdik.”

Kadın cinayetlerinde gelinen noktanın yarattığı ruh hâlini de özetledi Erol; “Erkekler durmuyor, hemen hemen hepsi canavar ruhlu. Resmen bizi erkek düşmanı yaptılar.”

Fidan Ataselim: İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmek katillere cesaret verdi

Tülay Dağaşan cinayetiyle de ilgilenen Kadın Cinayetlerini Durduralım Platformu’nun genel sekreteri Fidan Ataselim ise şunları aktardı:

“2024 yılının daha ilk günlerinde yine kadın cinayeti haberleriyle karşılaşıyoruz. Bunlardan biri de basın mensubu Tülay arkadaşımız ve yine tesadüf değil, göz göre göre gelen bir cinayet olduğunu düşünüyoruz. Nasıl 2023 yılında kadınlar en çok ateşli silahlarla öldürüldüyse Tülay da iki yıl önce boşandığı erkek tarafından üç kurşunla öldürüldü. Bu namlular kadınlara döndüğü zaman bizim yaşam hakkımız, silahların tutukluk yapma olasılığı kadar olmamalı. Bu yüzden bireysel silahlanma yasaklanmalı.”

Boşanma süreçlerinde kadınların korunmadığını da vurgulayan Ataselim;

“Kadın cinayetleri aslında durdurulabilir ve önlenebilir. Hem boşanma hem de boşandıktan sonra kadınların hakları ve şiddetsiz bir yaşama kavuşmaları sürecinde, koruma mekanizmaları etkin bir şekilde işlemeli. Daha geçtiğimiz günlerde bir katil, cezaevinden çıkıp eşini öldürdü. Kadınlar en çok evlerinde ve en yakınlarındaki erkekler tarafından öldürülürken bakanlık, medeni kanun çalıştayı yapıyor, aile arabuluculuğunu gündeme getiriyor ve aile şuraları düzenliyor. Aile meselesini bu kadar öne çıkartırsanız, sağlıklı boşanmalar gerçekleşmez ve o ailelerin içinde taraflar eşit haklara sahip olamaz, sağlıklı kararlar veremez. Bu eşitsizliğin sonucu olarak erkekler, boşandıkları kadınlar üzerinde dahi hak iddia edip karar tasarrufunun kendilerinde olduğunu düşünme cesaretini buluyor. Bu cesaretin en büyük sebebi, İstanbul Sözleşmesi’ne atılan imzanın geri çekilmesi ve 6284 sayılı kanunun etkin uygulanmaması. Şimdi de kazanılmış haklarımız ve laiklik, tartışmaya açılıyor.”

Ataselim: Tazyik hapsi yaşamsal önemde

Ataselim’le, geçen hafta yazdığım 8. yargı paketi taslağında yer alan “Tazyik hapsine itiraz yolu düzenlenecek.” maddesinin, merak ettiğimiz ve tedirgin olduğumuz olası içeriği hakkında da konuştuk. Hâkimlerin faillere tazyik hapsi vermesi konusunda zaten sorun yaşandığından ve bu yüzden öldürülen Hülya Şellavcı’dan bahsetti Ataselim:

“Yargı paketi taslağını inceleyip anlamlandırmaya çalışıyoruz fakat elimizde çok sınırlı bir bilgi var. Önümüze böyle gelmemesi açısından ve olası riskler için şunu söyleyebiliriz; tazyik hapsi yaşamsal önemdedir. Zaten İstanbul Sözleşmesi’nden imzanın geri çekilmesinin, uygulayıcılar üzerinde politik olarak olumsuz etkileri oldu. 6284 sayılı kanunun doğrudan etkilenmemesi gerekirken, uzaklaştırma kararlarının süreleri kısaldı. Uzaklaştırma kararının süresi bittiğinde ve kadınlar yenilemek istediklerinde, kararın yenilenmediği durumlarla karşılaştık. Hâkimler; sana şiddet uygulamamış neden yenileyelim, dediler. Zaten uzaklaştırma kararının amacı, şiddetin uygulanamaması ve şiddeti önlemektir. Biliyoruz ki şiddet failleri, uzaklaştırma kararlarının son gününü bekliyor, bunu hesaplıyor. Tazyik hapsinin önemi konusundaki en kritik örnek, İzmir’de öldürülen Hülya Şellavcı’dır. Hülya Şellavcı, 6284 kapsamında önleyici, koruyucu tedbir olarak uzaklaştırma kararı çıkartmıştı. Fail defalarca bu kararı ihlal etti. 6284’e göre, karar üst üste ihlal edildiğinde faille ilgili tazyik hapsi uygulanması gerekiyordu. Fakat hâkim faili gözaltına almadı, tazyik hapsini uygulamadı ve dedi ki; ‘Bir kişi hakkında, mahkemede ifadesini almadan, duruşmasını görmeden, hürriyetini kısıtlayıcı karar alamam.’ Kimilerine bu, mantıklı ve etik gelebilir ama bu düzeyde toplumsal cinsiyet eşitsizliği yaşadığımız bir düzende, etik ve mantıklı olan bu değildir. Hâkim bir ay sonraya duruşma günü vermişti. Şiddet faili, bir ay beklemedi ve duruşma günü gelmeden Hülya Şellavcı’yı öldürdü. İşte bu kadar ciddi, hayati bir konuyu konuşuyoruz. Zaten tazyik hapsinin uygulanmadığı durumlarla çokça karşılaşırken ve failler bunların hepsini hesap ederken, kadınların yaşam hakkını öncelemek sorumluluğu devletindir, vekillerindir.”

Tülay’dan sonra da yine her gün kadın cinayeti haberleri almaya devam edeceğiz, bu kesin. Kadınları ve çocukları koruyan İstanbul Sözleşmesi bir günde yok sayılır, yasalar kâğıt üzerinde kalmaya devam eder ama öte yandan yetkililer, paralel bir evrende yaşıyormuşçasına pratikte hiçbir karşılığı olmayan nutuklar atarken, ne yazık ki kadınlar bir bir öldürülüyor.

Tülay’ın ölümü bir kez daha gösterdi ki:

*Bireysel silahlanma yasaklanmalı.

*Özellikle erkeklere silah ruhsatı verilmemeli, silah satılmamalı.

*İstanbul Sözleşmesi’ne tekrar imza atılmalı.

*6284 pratikte uygulanmalı.

*Tazyik hapsi mutlaka uygulanmalı ve itiraz yolu düzenlenecekse bu asla faillerin lehine olmamalı.

 

İlginizi çekebilir