Arif Kurbani: Kürdler kendisi için ne yapabilir?

Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısının ardından uluslararası kuruluşların meşruiyeti ve manevi gücünün (uluslararası güvence anlamında) bir değeri kalmadı. Rusya’nın Ukrayna’da savaşa ve işgale devam etmesi, Avrupa’yı da tehlikelerle karşı karşıya bırakmıştır, öyle ki Rusya, NATO ve Avrupa Birliği’nin varlığına aldırış etmeden Avrupa Birliği’nin komşu ülkelerine saldırmaktan çekinmiyor. Bu nedenle bir ön hazırlık olarak savunma araçlarını satın almaya başladı.

Hamas-İsrail savaşı ve bu savaşın bölgedeki sonuçları, İsrail’in Suriye ve Lübnan’daki uygulamaları, İran’ın Irak milis grupları, Lübnan Hizbullah’ı ve Yemen’deki Husiler aracılığıyla gerçekleştirdikleri, hiçbir uluslararası güç ve kuruluşun ülkeler arasındaki sınırları ihlal etmenin önüne geçemeyeceği gerçeğini gün yüzüne çıkardı.

Uluslararası kuruluşların konum ve meşruiyetinin bu denli zayıf olması, uluslararası sınırların ihlal edilmesinin sıradanlaşması, aralarında sorun ve anlaşmazlık bulunan ülkelerin güç mantığıyla kendilerince bir çözüm bulma arayışı içine girmelerine zemin hazırlıyor. Aralarında herhangi bir sorunu olmayan ülkeler dahi, daha güçlü bir devletin kendi hegemonyasını dayatmak için şiddete başvuracağından endişe ediliyor.

Hiçbir uluslararası kuruluşun herhangi bir güvence sağlamadığı böyle şartlarda, ülkeler itibar, egemenlik ve varlıklarını korumak için kendilerine güvenmekten başka ne yapabilir ki?

Bu durum egemenlik sahibi ülkeler için bir kez endişe verici ve üzerinde durulması gereken bir konuysa, biz Kürdler için on kat daha fazla bizi silkeleyip kendimize getirmeli. Bütün Kürt bireylerini bu soruyla karşı karşıya bırakmalı, ‘biz kendi başımıza ne yapabiliriz?’. Kaldı ki bizim ne bir devletimiz ne füze ne uçak ne de akıllı silahımız var. Düşmanlarımız bizi bunlarla hedef alıyor.

İran’ın geçtiğimiz hafta balistik füzeyle Erbil’e saldırması, Türkiye’nin her gün Serteki Bemo’dan Serekani’ye Kürdleri hedef alması, Irak milis gruplarının Kürdistan Bölgesi’ne bomba yüklü droneler ile saldırması, bu saldırıların daha da artması olasılığını güçlendiriyor. Batı ülkelerinin ve uluslararası kuruluşlarının beyanname ve kınama mesajları yayınlaması Kürdlere yönelik yapılan saldırıların durdurulması için bir değer taşımadığına şahit olduk. Kimse de Kürdleri savunmak için ses çıkarmıyor, ateşlenen 10 füzeye karşılık tek bir füze dahi atan yok. Kürdlerin, ABD ve Kürdistan’da karargâh ve üsleri bulunan müttefiklerinin Kürdler adına Türkiye, Irak ve İran’a karşı savaşmasını beklemek esasen mantıksız ve yersiz bir beklentidir. Onların sadece çıkarları için burada oldukları gerçeğinden kimsenin kuşkusu yoktur. Böyle bir durumda sormamız gereken soru şu: Kürdler devletsiz, ordusuz, tanksız ve silahsız nasıl düşmanlarının saldırılarına karşı koyabilir?

Ne yazık ki Kürt toplumunun özellikle de güneydeki seçkin siyasi bir kesim ve grubu, Kürdlerin düşmanlarının önünde diz çökmesi ve onların isteklerine göre davranması gerektiğini düşünüyor. Erbil’e yönelik füze saldırılarının ardından defalarca “İran’a teslim olmamak, akılsızlıktır” ifadelerini duyduk. Her ne kadar bütün Kürt halkı teslimiyet bayrağı kaldırmayı düşünse de bu bir çözüm değildir. Kürdlerin bir düşmanı yok ki kendi kaderini düşmanlarına bıraksın, hangi birine teslim olacak?

İran’a teslim olmamayı “akılsızlık” olarak görenlerin Türkiye’ye teslim olmamanın da aynı şey olduğunu bilmeleri gerekiyor. Şu bir gerçek ki şu an Süleymaniye sınırındaki bölgeler, İran’ın çıkar ve hegemonyası altındadır. Ancak İran (Kürdistan’ı) Türkiye’nin saldırılarından koruyamamıştır. Bu durum Erbil için de geçerli malum bölge Türkiye’nin çıkarlarının odağı haline geldi ancak buna rağmen İran füzelerinin Erbil’i vurmasını engelleyemedi.

Türkiye ile İran arasında herhangi bir rol ayrımı olmasa da, siyasi ve coğrafi bölünme nedeniyle İran’In Erbil’e karşı söz konusu saldırılarının önüne geçilmezse, ileride Türkiye’nin de Süleymaniye’ye karşı bundan daha kötüsünü yapma zeminini oluşturur. Ne uluslararası toplum, İran kadar Türkiye’ye karşıtı, ne de Süleymaniye kadar Erbil ses çıkarabilir.

Kürdlerin deyimiyle “Peki çözüm nedir”? kolayca kurtlara yem mi olacağız yoksa Kürdlere karşı yapılan ihlalere bir sınır çizilmesi için çözüm arayışına mı gireceğiz? Bu soruyu gerçekçi bir şekilde kendimize sormamız gerekiyor. “Elimizden bir şey gelmiyor mu?”. Benim bu söylediğim, kolay bir şey değil, ama aynı zamanda imkansız da değildir. Evet, bizzat Kürdler düşmanlarının işledikleri suçlara devam etme cesareti göstermemeleri için caydırıcı bir unsuru olabilir.

Geçtiğimiz yıl sosyal medyada yayımlanan bir video kaydında İran’daki teknik bir ekip, İran ve Afganistan arasındaki sınırı belirlemek için çalışıyordu. Bir kaç silahlı Afganlı onların yolunu kesip “2 santimetre sınır bölgemizi ihlal ettiniz, iki santimetre çekilmeniz lazım” diyordu. İranlılar daha önce diktikleri direkleri söktürüp Afganlıların belirledikleri yere çakmak zorunda kalmıştı. Bu onların güçlü bir iradeye sahip olduklarını, Rusya ve ABD’yi ülkelerinin işgalini iki aşamada sona erdirmeye zorlayan iradeye sahip olduklarını gösteriyor.

Kürdler içerisinde böyle bir iradeyi nasıl pekiştirebiliriz? Bir gazetecilik yazısında öne çıkarılabilecek şey şu; her şeyden önce Kürt halkının Kürt olma duygusunu parti, siyasi ve ideolojik ayrımlarının getirdiği duygularının önüne koyması gerekiyor, kaldı ki Kürdler bölgedeki 4 devlete dağılımı yetmezmiş gibi toplum içerisinde de parçalanmalar ve ayırışımalar var. Eğer bu Kürtlük duygusu yükseltilebilirse, bölgesel devletlere bölünmüşlüğünden faydalanarak bunu Kürdleri savunmak için kullanılabilir. Örneğin iki komşu ülke arasında bir anlaşmazlık ve düşmanlık meydana gelmesi durumunda, hiçbir taraf için diğer komşunun vatandaşlarından yararlanması kolay değildi. Ama Kürdler için bu kolaydır, yeter ki Kürt bireylerde onları dünyanın her yerinde Kürdleri savunmaya itecek bir özgüven yaratılsın. Bunları yaptığımız zaman, İstanbul’daki Kürdlerin Süleymaniye ve Kamişlo’yu korumak için kalkan olmaları yeterli olacaktır. Sine ve Kırmaşan Kürdlerinin Tahran’ın Erbil’e yönelik balistik füzelerine kalkan olmaları yeterli olacaktır.

Partisi veya ideolojisi ne olursa olsun hiçbir Kürt, Türkiye’nin PKK’lileri insansız hava araçlarıyla hedef almasına sevinmemelidir. Hiçbir KDP karşıtı İran’ın Erbil’i bombalamasına karşın şaşırmamalı. Hiçbir KYB karşıtı, Türkiye’nin Arabat havaalanında KYB’li bir terörle mücadele çalışanını şehit etmesine sevinmemelidir. Tam tersine, Kerkük, Erbil ve Süleymaniye’deki Kürdlerin Sere Kani’deki Kürdleri gibi Türkiye’nin insansız hava araçlarıyla şehit ettiği savaşçılara canı yandığı gibi canı yanacak bir ruhu yaratmalıyız. İstanbul, Amed ve Kamişlo’daki Kürdler, bir Erbilli Kürt gibi Erbil’i hedef alan Şii milis grupları ve İran’a karşı durmaları gerekiyor.

Biz Kürdler hayatta kalabilmek için geçmişten beridir fedakârlık yapan bir milletiz, irademiz varsa gelecekte torunlarımızın kanına ihtiyaç duymayacaktır. Ama şimdiki gibi çaresiz ve kayıtsız kalırsak gelecek nesiller daha acı ve tatsız bir gelecekle karşı karşıya kalacaktır.

 

/Bu yazı rûdaw’dan alınmıştır…/

İlginizi çekebilir