Almanya’nın faşist bir eyalet başbakanı olabilir mi?

Aşırı sağcı AfD, Almanya’da ilk kez bir başbakan çıkarmak istiyor. Ancak Björn Höcke’nin Thüringen’de Almanya’nın ilk “faşist” başbakanı seçilme olasılığı, demokrasi için vahim sonuçlar doğurabilir.

DW Türkçe’den Hans Pfeifer’ın yazısı:

Araştırmacı gazetecilik kuruluşu CorrectivAlmanya için Alternatif (AfD) partisine mensup politikacılar ve aşırı sağcıların, göçmenleri Almanya’dan sınır dışı etmeye yönelik gizli planlarını geçtiğimiz günlerde ifşa etti. Bunun üzerine çok sayıda siyasi gözlemci, sosyolog ve Holokost mağduru, bu sağ popülist partinin yükselişinin, Almanya’da özellikle demokrasinin işleyişi için vahim sonuçlar doğurabileceği konusundaki uyarılarını yoğunlaştırdı. Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeier ise ihtiyatlı olunması çağrısında bulundu. AfD’nin giderek radikalleşmesi, partinin yasaklanması tartışmalarını da alevlendirdi.

Yıllardır muhalefette olan AfD, artık iktidar partisi olmayı gözüne kestirmiş durumda. Avrupa Parlamentosu seçimlerinin yanı sıra çok sayıda eyalet ve yerel seçimin de yapılacağı 2024 yılında Almanya için Alternatif partisi, önemli siyasi başarılar elde edebilir. Kamuoyu yoklamalarına göre, bu aşırı sağcı parti, özellikle ülkenin doğusunda en güçlü siyasi güç haline geldi. Hatta Thüringen eyaletindeki seçimler sonunda, başbakanlık koltuğuna AfD mensubu radikal politikacı Björn Höcke’nin oturması, hiç de uzak bir ihtimal olarak görülmüyor.

Höcke, halen Thüringen eyalet parlamentosunda AfD’nin meclis grup başkanı olarak görev yapıyor. Eski bir lise öğretmeni olan Höcke, geçmişte bir Neonazi yürüyüşünde en ön safta boy gösterip radikal sloganlar atmıştı. Yıllar önce “Landolf Ladig” takma adıyla “Nasyonal Sosyalizm yanlısı” makaleler yayınladığına, kendi parti yönetimi bile ikna olmuştu. Höcke iddiaları yalanlamasına rağmen, bu konuda yazılı bir beyanname imzalamayı ise reddetmişti.

Bunun üzerine AfD yönetimi, 2017 yılında Höcke’nin partiden ihracını istedi, ancak süreç başarısız oldu. O zamandan beri parti, Höcke’nin benimsediği siyasiye çizgiye doğru evrildi ve giderek radikalleşti.

Nazi ideolojisi Almanya’da tabu

Faşist “lider” (Führer) Adolf Hitler yönetimindeki Alman Nasyonal Sosyalistleri, 1933’ten 1945’e kadar süren zulüm yönetimi süresince, 6 milyondan fazla Avrupalı Yahudi’yi katletmiş ve İkinci Dünya Savaşı’nın baş sorumlusu olmuştu. Nasyonal Sosyalizme yönelik her türlü ideolojik veya sembolik yaklaşım, Almanya’da yasadışı kabul ediliyor.

Ancak buna rağmen, günümüzde bu ideolojiye yakınlıklarıyla dikkat çeken çok sayıda AfD mensubu politikacı mevcut. Bunlar arasında en radikallerden biri olan Björn Höcke’yi, Meiningen İdare Mahkemesinin 2019 yılında verdiği karar doğrultusunda “faşist” olarak da nitelendirmek mümkün.

Anketlerde giderek yükselen Höcke, önümüzdeki Eylül ayında yapılacak Thüringen eyalet seçimlerde, savaş sonrası Almanya’da başbakan seçilen ilk aşırı sağcı siyasetçi olabilir. Bu makamın geniş kapsamlı bir siyasi gücü var: Başbakan, eyaletinin eğitim ve medya politikasından büyük ölçüde sorumlu. Ayrıca federal hükümetin iltica politikasının somut olarak uygulanmasında da karar verici konumunda. AfD’nin iltica ve göç politikasında radikal bir rota değişikliği çağrısı yapılması göz önüne alındığında, Höcke’nin muhtemel eyalet başbakanlığının geniş kapsamlı siyasi ve toplumsal sonuçları olabilir.

Höcke: Sağa karşı mücadeleye son vereceğiz

AfD’nin Kasım 2023’te düzenlediği bir toplantıda konuşan Höcke, seçilmesi halinde alacağı geniş kapsamlı önlemleri sıraladı. “Sağa karşı mücadeleye son vereceğiz!” sözünü veren Höcke, ayrıca kamu medyasına karşı da harekete geçeceğini duyurdu. AfD üyelerinin yoğun tezahüratları eşliğinde son derece ateşli bir konuşma yapan politikacı, “Höcke başbakan olursa ne olacak? Kamu medyasının işleyişini düzenleyen sözleşmeleri iptal edecek mi? Evet, Höcke bunu yapacak, evet” diyerek, radikal çizgisinden taviz vermeyeceğini vurguladı.

AfD’yi eleştiren haberlere yer vermesi nedeniyle parti, yıllardır Almanya’daki kamu yayıncılığının kaldırılması ya da yeniden düzenlenmesi çağrısında bulunuyor. Eski ABD Başkanı Donald Trump’tan ilham alan AfD, “alternatif medyaya” güveniyor ve siyasi fikirlerini, sosyal medyadaki yüksek etkileşimli parti kanallarında yaymaya çalışıyor.

Aralık 2023’te blog sayfası Verfassungsblog, aşırı sağcı bir başbakan senaryosunun hiç de uzak bir ihtimal olmadığını gözler önüne serdi. Buna göre, eyalet parlamentosu başkanlığı gibi görece olarak daha az ağırlığı olan siyasi bir makam, bu senaryonun merkezinde yer alıyor. Almanya’da bu görev, geleneksel olarak eyalet seçimlerinde en çok oyu alan partinin bir mensubu tarafından üstleniyor. Thüringen’de  AfD, kamuoyu yoklamalarında açık ara önde görünüyor. Dolayısıyla eyalet parlamento başkanının bu partiden olması pekâlâ mümkün.

“Demokrasiye büyük zarar verebilir”

Verfassungsblog, bunun sonuçları konusunda uyarıyor: “Otoriter popülist bir partinin, böyle bir makamın da yardımıyla demokrasiye verebileceği zarar çok büyük olabilir. Zira eyalet parlamentosu başkanı, parlamento çalışmalarının işleyişini organize ediyor. Oysa AfD, işleyen bir parlamentonun ortak çıkarını paylaşmıyor. Elitlerin değiştirilmesi gerektiği ve demokrasinin işlemediği söyleminden besleniyor. İktidar iddiasını demokratik prosedürlerden değil, kendisini halkla eşitlemekten alıyor.”

Bu makamı asıl kritik hale getiren ise eyalet parlamentosu başkanının, parlamentoda salt çoğunluğu elde edemese bile bir siyasetçiyi başbakan adayı olarak belirleme imkanına sahip olması. Bunun için söz konusu adayın, parlamentodaki üçüncü tur oylamada basit oy çoğunluğuna ulaşması yeterli oluyor.

Bu senaryo sadece keskin bir ittifakla engellenebilir: Muhafazakâr Hıristiyan Demokrat Birlik (CDU) partisi ile sosyalist çizgideki Sol Parti’nin, ortak bir muhalif aday üzerinde anlaşması gerekiyor. Ancak her iki parti de gerek Almanya genelinde ve gerekse Thüringen’de birbirlerinin amansız siyasi rakipleri konumunda.

 

İlginizi çekebilir