Ali Engin Yurtsever: Newroz Yol Gösteriyor

Gerek Kurdistan’da, gerek Avrupa kutlanan Newroz geçen yıllardan daha fazla katılımın, coşkunun ve umudun sağlandığı yeni bir sürecin ayak sesi oldu.

      Uzun yıllar boyunca mitolojik kökeninin esas alındığı direnişçiliğin ve zaferin fazla öne çıkmadan sadece bir bayram niteliğinde kutlanan Newroz, son kırk yıla baktığımızda Kürtler açısından bir bayram niteliğini çoktan aşıp hem ulusal bir kimliğin, hem Kurdistan özgürlük mücadelesinde tutulan tarafın, hem de Kurdistani ruhun öne çıktığı bir niteliğe büründü. Bunun böyle olması diyalektiğe uygun bir gelişmeydi. Çünkü Kurdistan Özgürlük Hareketi’nin direnişinin önderlik ettiği mücadele neredeyse her evden en az bir kişinin katılımını (bir şekilde) sağlamış, böylelikle geniş bir toplumsal tabana yayılmıştı.

Diğer yandan gelişen ulusal kimlik her ulusun bireylerinde olduğu gibi Kürtlerde de bazı aidiyetler yaratmak zorundaydı, Newroz da bunlardan biriydi. Bir dönem Türk devletinin Newroz’un içini boşaltmak adına sahiplenmeye çalışıp yaptığı demir ve örs gösterileri ne kendi halkıyla! buluşabilmiş, ne de bir gelenek yaratabilmişti. Devlet erkanının üçüncü sınıf bir tiyatro gösterisini andıran törenleri usulca geriye bırakıldı. Herhangi bir olgunun, herhangi bir toplumun yaşamında yer etmesi için geçmiş ve bugün arasında bir bağının kurulması gerekir. Türk devleti ve cumhuriyetin ilaniyla beraber bir araya getirilen ve adına “Türk milleti” denilenin tarihsel bir bağa sahip olmadığı, geçmişten geleceğe aktaracağı keder veya sevinç içeren bir olgusunun bulunmadığı, bu anlamda bulunanların da devletin dayatmasıyla

gündeme geldiği herkesce biliniyor. “Hazır kıtalar” oluşturularak yapılan törenlerin trajikomik bir anlam taşıdığını medyalarında bile yazıyorlar artık. Her zaman yaptıkları gibi başka kültürlere ait olguları alıp içini boşaltıp kendilerine mal etme hamleleri bu sefer başarılı olamadı. Kürt halkının kararlı ve ısrarlı direnişi bunu boşa çıkardı.

      Bu seneki Newroz etkinliklerinin sloganı olan “Kurdistan’a statü, Öcalan’a Özgürlük” belirgin bir şekilde öne çıktı ve sahiplenildi. Hem ulusal kimliğin, hem de önderliğin vurgulandığı, gündeme oturduğu bir Newroz’du bu. Bunlardan ayrılmayan başka iki faktör daha ağırlığını korudu: Kurdistan Özgürlük Hareketi’nin direnişinin selamlanıp sahiplenilmesi, Türk devletinin sömürgeciliğinin soykırıma uzanacak şekilde yeni bir sürece evrilmesine karşı ulusal bir tepki verilmesi.

Benzer haberler

    Yeni bir dönem, ancak yeni bir anlayışla karşılanabilir: Yeni toplumsal ilişkiler, yeni politik adımlar ve bunlara uygun stratejik planlamak zorundadır. Newroz, ayağa kalkan bir halkın coşkusunun alanlara yansımasıydı. Newroz, bu halkın kendisine önderlik eden politik-askeri yapısının arkasında durduğunun ilan edilmesiydi. Newroz, bin yılın ardından yeni bir soykırımın eşiğinde bulunan Kürtlerin, bundan sonraki tarihini kendisinin yazmak istemesi ve artik sömürgeciliğin yönetimi altında yaşamamak istemesiydi. Gençliğin katılımının daha fazla olduğu ve attıkları sloganların önderliğin sahiplenilmesi, Kurdistan’ın statüsüzlüğüne son verilmesini istemek ve ulusal öfkenin dışa vurumuydu.

   Seçimlerden sonra Türk devletinin saldırısı artık beklentiyi aştı, gerçekleşmesi için zamanını bekliyor. Yürütülen diplomatik faaliyetlerden anlaşılan şu: gerek okyanus ötesi, gerekse bölge devletlerin onayı alındı. Ancak bu onay nereleri kapsıyor onu henüz bilemiyoruz. Büyük bir olasılıkla Kobane’ye izin alamadılar fakat Güney Kurdistan’dan başlayarak Rojava hattı boyunca izin almış olabilirler. Tarihte de çokca yaptıkları gibi bu zaman dilimi içinde “de facto” bir durum yaratabilirler.

    Newroz’un Kürtler tarafından verilen açık mesaj nettir: özgürlük ve önderlik. Elbette bu iki talep ne Türk, ne de diğer sömürgeci devletler tarafından kabul edilebilir bir şeydir. Bu nedenle görmezden gelmeye devam edeceklerdir. Herhangi iki karşı taraf uzlaşabilir bir noktada durmuyorlarsa, aralarındaki sorun politik kanallarla çözülmek yerine, doğal olarak askeri kanallarla çözülmeye doğru gidecektir. Türk devleti ne geçmişte, ne bugün, ne de yarın politik ve demokratik bir yöntemle sorun çözme anlayış ve yeteneğine sahip değildir. Kendisine defalarca uzatılan barış ve demokratik alanda sorun çözme davetini bu nedenle reddetmiştir. Geriye kalan tek yol açacağı bir savaşla çözmeye çalışmaktır. Bu duruma uygun olarak: “ayının kırk türküsü var, kırkı da armut üzerine” demekten başka ne diyebiliriz?..

    Kürt halkının irade olarak belirlediği ve kendisinden haber alamadığı sayın Öcalan’ın üzerindeki tecrit işte bu nedenle ağırlaştırılmış, süreklileştirilmiştir. Çünkü Türk devleti artık tüm politikasını savaş üzerinden yürüteceğini saklamamaktadır. Sorun Newroz’da gösterilen kararlılığın ne ölçüde alanlara yansıyacağıdır. Bilinen bir gerçekliktir: savaşın kendilerine henüz dokunmadığı dönemlerde bireyler cesur olurlar. Ancak bu cesaret, savaş kendilerine uzandığında ölçülebilir bir anlam kazanır. Bu anlamda Newroz’daki kalabalığı bütünlüklü olarak korumak, örgütlü bir şekilde bir arada tutabilmek en önemli görevlerden biridir. İşgale karşı direnişin sesi olabilmek, o işgalin yarattığı kırımı dünyaya duyurabilmek ve sokakları doldurmak bu kitlenin birincil sorumluluğudur. Unutmamamız gereken diğer bir nokta ise sokaklardan sonuç alana kadar çekilmemektir. Kitlelerin yorgunluklarını, yenilgi pasifizmini hafızalarından silmeleri gerekir.

      Kitleler eylemleriyle taleplerini dile getirirler. Düşünce ve davranışları eylemleriyle görünür kılınır. Newroz yeni dönemin talebini dile getirdi: “Özgürlük”…

İlginizi çekebilir