Alan Sermiyan: Türk ‘Aydınının” Emperyalizm İle Sınavı

İnsan çoğu zaman içinde bulunduğu, güncel gelişmelerin etkisiyle hızlı ve genellikle yanlış sonuçlara ulaşıyor. Bugün yaşadıklarımız biraz da bu… Güncel gelişmelere odaklandığımızda olayların tarihsel arka planını ve nedenlerini gözden kaçırıyoruz.

Geçtiğimiz günlerde Cumhuriyet gazetesinde M. Ali Güler isimli “gazeteci” Selahattin Demirtaş şahsında farklı açılardan Kürt halkına saldırmış, söylediği bir dolu saçmalığın yanında Kürtleri hem solculuk yapmak hem de ABD ile işbirliği yapmakla suçlamıştı. 

Bu uzun yıllardır Türk solcularının kullandıkları retoriktir. Bununla Kürtleri ideolojik olarak zayıflatarak  itibarsızlaştırmayı amaçlıyor. 

Yine TC CB Başdanışmanı İbrahim Kalın 2017 de Hürriyet gazetesine verdiği röportajda “Türkiye’de PYD, YPG’yi destekleyen kendilerine “sol” diyen çevreler var. Soruyorum bu nasıl bir soldur ki, Suriye’de Amerikan lejyoneri olmuş gruplar üzerinden solculuk yapıyor.”

Soner Yalçın denen “gazeteci” bu sözleri alıp günlerce propagandasını yaptı. 

Bu devşirilmiş soytarıların yaptığı devlet borazanlığının Kürtler için artık bir kakafoniden farkı yoktur. Kendi devletlerinin tarihini çarpıtarak Kürtlere ahlak bekçiliği yapan şebeklere kendi tarihlerini anlatmak da bize düşüyor.

Avrupa devletlerinden özellikle Almanya, Fransa, İngiltere Türklerin Ortadoğu coğrafyasındaki yayılmalarından, katliamlarından sanıldığı kadar rahatsızlık duymazlar. Aksine alttan alta bu durumu kendi çıkarları çerçevesinde desteklerler. Genellikle Fransa ve İngiltere bir kampta Almanya diğer kampta yer almışlardır. 

Avrupa Osmanlıyı ve Türkleri kendilerinin asıl tehdit olarak gördüğü Rusya’ya karşı bir nevi bariyer olarak kullandılar. Zira Rusya medeniyet ve hegemonik güç olarak Avrupa’nın her daim rakibi olagelmiştir. Bunu Avrupa kıtasındaki Slav ve Ortodoks nüfusun oranına bakarsak daha iyi görürüz.

Bunun için Türklerin Rusya-Akdeniz ve Rusya-Slav toplumlar arasında bir hat çekmeleri Avrupa için gerekliydi. Bazen Osmanlı (Türkler) kontrol dışına çıkıp merkez Avrupa’ya saldırdığında (Viyana Kuşatmaları) toplanıp ayar verildi. Akdeniz Avrupa’nın doğu pazarlarına açılan ticaret yoluydu. Dolayısıyla Rusya’nın Akdeniz ile izolasyonu Türkler tarafından sağlandı.

Osmanlının 18’nci yy’dan sonra askeri olarak bir tehdit oluştur(a)maması (Kültürel olarak zaten böyle tehlike hiç olmadı) onu Fransa ve İngiltere için daha kullanışlı bir araç haline getirdi. Asalak bir kurum olan Yeniçeri ocağının ıslahı, olabilirse tasfiyesi III Selim tarafından başlatılınca önce Fransa’dan yardım istenmiş, bunun üzerine Fransa’dan General Menand başkanlığında bir heyet yeni orduyu kurmak için (Nizam-ı Cedid) İstanbula gelmiştir. Onları Almanya’dan bir askeri heyet izlemiştir.

Yeniçeriler kazan kaldırıp III Selim’i hal edince (öldürünce) yerine gelen II Mahmut Fransa ve İngiltere’nin desteğiyle büyük bir Yeniçeri katliamı ( Vak-ayi Hayriye ya da Vak-ayi Vakvakiye) yapıp tasfiye etmiştir. 

Kırım savaşında Osmanlı Rusya’nın işgalinden ve parçalanmadan yine İngiltere ve Fransa’nın yardımıyla kurtulabilmiştir. 

93 Harbinde (Erdoğan’ın idolü II Abdülhamit dönemi) İstanbul Yeşilköy’e demirleyen Rus savaş gemileri İngiltere ve Fransa’nın araya girmesiyle (zorlamasıyla) çekilmişlerdir.

1’nci dünya savaşında Osmanlı ordusuna Liman Von Sanders başkanlığında 70 kişilik bir misyona ilaveten toplam 190 kişilik Alman subayı kumanda etmiştir.

1915’te Talat ve Enver’in Ermeni katliamı yapması Almanya için en ufak bir sorun yaratmadı. 

TC devleti 1920’de Sovyetlerden silah yardımı almak için M. Kemal imzasıyla Komünist Partisi kurdu. (Bu silahlar emperyalizme karşı değil toprakları için savaşan Yunan halkına karşı kullanıldı.) Yoksa M. Kemal İngilizlerle çoktan anlaşmıştı. Zira ilk fırsat Sovyetler satılarak İngiltere ve Fransa’ya (Almancıların yenilmesinden sonra) dümen kırılmıştı. KP de çöplüğe atıldı.

1950’lerde TC tarafından NATO’ya yapılan üyelik başvurusu ret edilince Kore’ye 5000 asker gönderilerek “lütfen tasmamızı alın” dendi. İkinci başvurusu kabul edilen TC, NATO üyesi yapılarak tasması sağlam kazığa bağlandı. Bütün askeri, istihbarat, siyasal, ekonomik sistemi NATO kurdu.

Dolayısıyla tarihsel olarak sadece devlet değil, bir bütün olarak egemen güçlerin koruyup kolladığı bir sistemden söz ediyoruz. 

Bu devşirilmiş müptezellerin Kürtlere saldırması tesadüf değildir. Bunlar bizatihi bu güçlerin dolaylı ya da direk etkisiyle yaratılmış kişiliklerdir. Talancı soykırımcı bir kimliğin kapı kullarıdır. Tıpkı öve öve bitiremedikleri “üst” kimliklerinin ve devletlerinin egemen güçlerin (dönem dönem Almanya, Fransa, İngiltere, ABD) kapılarını beklediği gibi. 

Özgün bir karakteri ve kültürü olmayan toplumların münevveri (aydını) da kişiliksiz olur.

NOKTA!!

 

İlginizi çekebilir