Alan Sermiyan: Arınma

Bugün yaşananları tarihsel gelişimi ile ele aldığımızda, Kürtlerin talepleri, durumu, yaşadıklarını tanımlarken hala büyük eksiklik ve yanlış içerisinde olduğumuzu kabul etmemiz gerekir. Türk devleti öncülüğünde ve işbirlikçi Kürt yapılarıyla birlikte özelde KÖH’ne, genel olarak bütün Kürtlere karşı başlatılan imha savaşı kritik bir aşamaya gelmiş durumdadır.

Bu savaş Kürdün ayak bastığı her karış dünya toprağına yayılmış vaziyette ve ileride 21 yy. faşizmi olarak tanımlayacağımız bir ideolojik zemin üzerinden yürütülüyor. Kürdün nefes aldığı her atmosferin ya oksijeni kesiliyor bu yapılamıyorsa kirletiliyor.

Ne yazık ki bazı kesimler bu asimetrik saldırılara karşı ya duyarsız kalıyorlar ya da bilmeyerek bu saldırıların katalizörü görevi görüyorlar. 

Tarih safların keskinleştiği, varoluş-yok oluş denklemine oturduğu nadir zamanları yazarken, asıl tehlikeli olan düşmanın açık tavrı ve onun yanında saf tutanlar değildir. Bu dönemlerde tehlikenin en büyüğü mazlumun yanında gibi görünüp onu düşmanın saldırıları karşısında işlevsiz, savunmasız bırakmaya çalışan kesim ve bireylerdir. 

Son günlerde Kürt kamuoyu Amberin Zaman üzerinden yapılan tetikçilik fiiline tanık oldu. Oysa onun kadar olmasa da Kürt halkının direnişini kendi saplantılı ideolojik “anti-emperyalist” tanımlarıyla bağlantısız kılma, onun mücadelesini sağıtma görevini ifa eden gazeteci, yazarlar var.

Bunlar Kürtleri soğuk savaş döneminin anti-emperyalist şablonun içine sıkıştırıp bilerek ya da bilmeyerek Kürtlerin geliştireceği muhtemel uluslar arası ittifaklara bir çeşit ahlak zaptiyeliği yaparlar. 

Üzülerek belirtmeliyim ki; bunların bir kısmı Kürt basınında da muteber olarak görülür. Kürt aydının ne söylediğinden çok bunların fikirleri genel siyasi çerçeveyi belirler. Uzun yıllardır süren bu yaklaşım Kürtlerin kendi aydınını soluksuz bırakmış, gelişimini akamete uğratmıştır. 

Zihni ve düşün dünyamızın şekillenmesinde bu kesimin payı sandığımızdan çok fazladır. Bugün hala Türkiye gündemini kendimizin ki gibi görüyorsak bu kesimin başarısının kanıtıdır. Gazete, televizyonlarımızda kerhen yer bulabilmiş birkaç Kürt yazar, gazeteci dışında kimse kalmadı.

Kendi aydınımızın ürettiği fikir, sanat ve estetiğin kendi diyalektiği içinde gelişiminin yolu açılmalı, toplum olarak onların üretiminin alıcısı olmalıyız.  

Bir ulusun aydını, entelektüeli ancak kendine ifade alanı bulduğunda doğar, büyür, gelişir. Onun ifade olanaklarını yaratmazsanız ulusunuzun düşün, fikir coğrafyasını yakıyorsunuz demektir. Bunun sonucu egemen faşist Türk devletinin değerlerinin mahkumu olmaktır. Ortak toplumsal bilincin tamamen ortadan kalkması demektir. 

Bugün Türk aydınına baktığımızda Falih Rıfkı Atay, Y. Kadri Karaosmanoğlu gibi aydınlar İTC’den TC’ye kadar sosyalistinden, milliyetçisine kadar saygın adledilir. Bunun sebebi onları ulusal bilinci yaratan aydınlar olarak görürler.

Kendimizi kandırmayalım ama biz Kürtlerin azımsanmayacak bir kesimi de bunların yarattığı fikir deryasındaki balıklarız. 

İşte bu fikri cendereden kurtulmanın yegane yolu kendi zihinsel bağımsızlığımızı elde etmemizdir. Ancak o zaman egemen aydının bakışı ile kendi bağımsız aydınımızın yarattığı fikir düzleminde mücadelemizi taçlandırıp, ihanetin işbirlikçiliğin önüne geçebiliriz. Diğer kadim halklarla (Ermeni, Rum, Asuri, Pontus) ortak geleceğimizi kurabiliriz. 

Kürtler egemen Türk aydınından zihnen arınmalıdır…

 

İlginizi çekebilir