Ali Engin Yurtsever: Nemesis’i Beklerken…

Yazarlar

Nemesis, her insana eylemlerinin hak ettigi değeri vererek, adaleti sağlayan bir tanrıça olarak bilinir ama bir yandan da intikam tanrıçası olarak bilinir. Dünya nüfusunun artmasından mı, yoksa suç ve suçlu sayısının yükselmesinden mi bilinmez, Nemesis hem adaleti sağlamak hem de mazlumların intikamını almak konusunda yavaş hareket ediyor. O görev bizim omuzlarımıza kaldı.

       İçinde bulunduğumuz ve gerçekte sömürgeleştirilmiş ülkemiz Kurdîstan’ın özgürlüğü sorunu olan ancak paradigma değişikliği ile halklarla ortak öz yönetim ve Kurdîstan sınırları içinde özgürce bağ kurulması hedefinin yetersiz yorumlanmasıyla son yıllarda bütün parçalarda, tanımlanması değiştirilerek, her sömürgeci güç bağlamında demokrasi sorunu olarak görülen neredeyse bin yıllık bir mücadele devam ediyor. Elbetteki dünya bizim etrafımızda dönmüyor, bizler de her halk, her hak ve özgürlük arayışı içinde olanlar gibi hayatın bir parçasıyız. Özcesi dünya sorunlar içinde kıvranıyor, hayat devam ediyor. Bu nedenle kendimizi: kendi mücadelemizin ve ana çelişki yaşadığımız sömürgeci devletlerin öznesi olarak görebiliriz ama bütün dünyanın öznesi olarak görmek gerçekleşmeyen bir umut ve hayal kırıklığı olarak bize geri dönecektir.

      Çoğunlukla her birey veya her halk kendi kavgasının ısrarlı takipçisi olur ancak dini düşünce kültürünün ağırlığından olsa gerek, Ortadoğu, Mezopotamya coğrafyalarında kavgada ısrar bir noktada “Allah’ından bulsun” üst temennisine bırakılır. Alt temenni olarak da felek, azrail gibi kavramların sağlayacağı adalet ve alacağı intikam belirlenir.

     Maddenin doğasına uygun olarak uzun yıllara yayılan her sorun, bir noktadan itibaren kabullenmişlik, alışkanlık ve beraber yaşamayı getiriyor. Böylelikle zalimin zulmü devam ederken, mazlumların da temenniye sığınmaları kaçınılmaz oluyor. Kurdîstan Özgürlük Hareketi bu çemberin kimi zaman dışında kimi zaman da içinde sürdürdüğü mücadeleyi sonuca ulaşana kadar sürdürmenin ısrarıyla kavgasının sahibi olarak önümüzde duruyor. Nedense halkın kurtuluş mücadelesi, halkın hepsinin henüz katılmadığı, yükün ağırlığının özgürlük çalışmasını yürüten i̇nsanların omuzlarında taşındığı bir süreçteyiz, hem de uzun süredir. Zaman zaman geniş bir kitlesellik kazanan mücadele zaman zaman da dar bir kitlenin öncülüğünde yürüyor. Politik ve askeri olarak eleştirmek kolay ama kavganın bedel ödemek bölümüne gelince hemen bir slogan dillere pelesenk oluyor: “Vur gerilla vur, benden uzak dur”.

     Oysa her kavganın öznesi kendi tarihini yazar. Bir başkasının yazacağı tarih, kendi tarihi değildir. Her mücadele koşulları olgunlaştığında değişime uğrar, yeni bir aşamaya evrilir. Biz de yıllardır özgürlük mücadelesinin bir üst aşamaya geçmesinin doğum sancılarını yaşıyoruz. Şu anda yaşanan ve çözümsüzlük düşüncesini oluşturan süreç, temel olarak önümüzdeki yeni bir dönemin varlığını göstermektedir. Değişen dünya ve öznelinde bölgesel politik durum orta vade kabul edilecek bir sürede birçok devletin yönetiminin değişeceğini göstermektedir. Bu değişim mutlaka Türk devletini de kapsayacaktır. Çürüme ve çöküş aşamasında olan Türk devleti, yaklaşan tehlikenin farkında olduğu için yeniden yapılanma adı altında kurumlarını düzenlemeye çalışıyor.

Bir anlamda Osmanlı İmparatorluğu’nun son yılları gibi devlet kurumlarından başlayarak toplumsal yapısına kadar aynı süreç yaşanıyor. Bu nedenle Kemalistler ve Erdoğancılar arasında kıran kırana iktidara hükmetme savaşı sürüyor. Biz neredeyiz, dersek: Zabel Yeseyan’ın hayatından bir bölümü aktaralım.* “Ermeni ve Türk milliyetçiliğinin kapıştığı yıllarda, müslüman olsun, gayrimüslim olsun, tüm Osmanlı vatandaşlarını bir arada tutacak bir üst kimlik arayışından vazgeçmemişti. Tehcir başladığında Bulgaristan’a kaçtı……. Ama yaşadıklarından sonra eski “Osmanlıcı” düşüncelerini terk etti, Türklerden “katiller” diye söz etmeye başladı.” Biz, bir bütün olarak olmasa bile, genel olarak henüz hepimizi kapsayacak bir “üst kimlik” bölümündeyiz.

         Tıpkı o dönem gibi, şimdi de Türk devleti bölgesel ve dünya koşullarının karışıklığından yararlanarak kendi yapısını yeniden tahkim etmeye başladı. Tek fark: o dönem parçalanan Imparatorluktan elde kalandan bir bütün çıkarmaya çalıştı, şimdi ise elde kalan bütünü büyütmeye çalışmanın getirdiği emperyal heves öne çıkıyor. Ancak her koşulda parçalanacaktır. Biz ise üst kimlik ısrarında kalıcı olduğumuz sürece nasıl bir süreci yasayacağımızı henüz bilemiyoruz. Kendi yasalarını hiçe sayarak ağır cezalara çarptırdıkları Kürt siyasetçiler, engellenen tahliyeler, tanınmayan insani haklar, gemlenemez soygunlar, iktidardakilerin kişisel servetlerinin akıl almaz büyüklüğü…

        Hiçbir şey aynı kalmaz. Yıllardır devam eden Kurdîstan sorunsalı da böyle kalmayacaktır. Ya soykırımı hedefleyen Türk devleti kazanacak, ya da son yıllara damgasını vuran Kürt kadınları Nemesis’in ete kemiğe bürünmüş hali olarak kendi tarihiyle birlikte bir halkın tarihini yazacak. Ancak Nemesis’in diğer adını da kullanarak: “Adrasteia”… Yani “elinden kurtulunmayan”…

* Ayşe Hür: Öteki Tarih-1 S.247

 

İlginizi Çekebilir

Ferhat Tunç: Ahı divana kaldı, adı Şehuşen
Hakan Tahmaz: Anaların konferansı, acıya ve söze kendini kapama

Öne Çıkanlar