Sami Certel: Kırk gün kırk gece

Yazarlar

                                                                                  g. tanrıverdi’nin güzel yüreğine, saygıyla

seyda’nın gelini cemile öldüğünde, ablamın kanaviçeye işlediği üç günlük mavi bir kuştu kalbim. iki sıradağ arasını dolduran bir bahara kapıldım.

o baharda annem dünyalar güzeli; yazmasında, onu çekemeyen kırmızı bir gül, kendine bordo bir kahırdı. 

annemin kalbi, çitleri olmayan bir bahçeydi; camları kırılmış bir yazma sandığında, altı yavrulu bir kırlangıcın bilinciyle çarpan eflatun bir oyaydı. üstüne elimi koyardım, görürdüm içini: yağmurlar, dua ve halep’li küfürler ve gülen insan yüzleri ve dayım ibrahim’nin yeşil, kanlı mintanı üzerinde kararmış ağıtlar ve sapsarı başaklar arasından harput’a yemyeşil bir tren geçerdi.

babamınsa gür kaşları altında gözleri iki okyanustu. allah’tan daha boylu, omuzları allah’ınkinden daha geniş, bir heybetti. köyün, çarkı eski usül dönen değirmenine gitmek için, uzanıp bir gün o yekpare kıtayla elimden tuttu. 

değirmen göynük çayının dudağının üstüne bir ben gibi kondurulmuştu. duvarları siyah taştan örülmüş, damı topraktı. içine girince  büyüdü, her yöne doğru sonsuz genişledi. göğün altında eğilerek dolaşan babam, kibrit kutusu yerde el kadar kaldı. 

bir yerlerden dökülen su, başka bir yerlerden akıp az ötedeki göynük çayına karışıyordu. kendi kendine dönen iki kocaman taşın hemen üstünde, devlerin ahşap, kare hunisi durmadan buğday akıtıyordu. taşların altındaki kare oluktan da yalağa un dökülüyordu.

devler yapmıştı besbelli; kocaman kocamandı her şey. ben kalbimle o değirmende, devler ülkesinde güliver idim. 

değirmenci, masalın birinden başında çiçekli bir serpuşla çıkıp gelmişti. un kokusuna bulanmış bir zazacaya ne kadar sıcaklık sığarsa, doldurdu, onunla uğurladı bizi. 

babamın göğsüne sığmayan pangea, değirmen çıkışında benden hızla uzaklaşan parçalara bölündü. elleri kurudu babamın, yeşermedi bir daha. kendi zihnindeki karanlığa konuşan birinin, olmayan bir hastalığa inancı gibi gün gün büyüdü allah’a teslimiyeti. boyu kısaldı. yıkıldı omuzlarında duran heybet.

onun ellerinin kuruduğu yerde, annem bir meşe ormanı gibi başladı. aklında öbek öbek çakşır otu  ve bir yazın bütün sarıcalarıyla, göynük çayını geçiyordu.

ayakları zozan yoluna değdi mi, entarisinde küçük mavi çiçekler çocuklaşırdı. kalbimle eteğinden tutardım, ellerim mavi mavi olurdu. su gözeleri olurdu ellerim ve sarıcalar ve şurup şişesinden bir kandil ve  ürperen alevi ve masalcısı olurdu ellerim zozanda her bir gecenin… 

yol düzdeki murat kayalarını döndü; dağın yüzünü çapraz kesti; güneş kızdırınca meşe koktu; ceviz gölgelerinde durup serinledi az, sonra yanık vadiden geçti. üç tepeyi geride bıraktıktan sonra yoruldu yol, gelip bir ziyaretin yanında durdu.

annem ellerini açıp uzun dualar etti. ziyaretin toprağından teberik aldı azıcık. birazını bana yedirirdi, birazını kardeşim nasır’a. sonra dönüp tepenin dibindeki minak kulübeleri gösterdi, “şuradaki bizim kulübemiz” dedi. cüceler yapmıştı besbelli; küçücük küçücüktüler. ben yüreğimle o zozanda, cüceler ülkesinde güliver idim. 

güz olunca, ardımızda yaşlı çakşır otları, ekşisi delirmiş yaban erikleri bıraktık, döndük zozanlardan. aradan başka güzler geçti, sonra kışlar. doksanaltı baharı bitip, karlıova’ya doksanaltı yazı gelince, yüreğimle sevda diye bir kızı sevdim. 

endamını reyhan fidesi diye yazardı kürtçe şarkılar. çok sonra sahrayı cedit’te, bir çingene kızında gördüm o endamı: kırmızıların elinden tutmuş, omzunun üstünden mora gülümsüyordu. şarap, onun ayak bastığı yerden başlayan, mitanni’den, hurri’den eski; kafkasların evvelinde belki gürci, belki göçüp gitmiş başka bir kavmin bıraktığı hiç yaşlanmayan yakut bir günahtı. ve ben kalbimle şarabın anlamından o yıl tattım.

kuytuda bir şişe papazkarasıydı. bir gözü  hep mavi, bahtı puslu, siyah. 

insan aşık olunca güzelleşir, mardin’de anlatılan bir yaz masalında, kırk gün kırk gece olur.

kırk gün kırk gece oldum, kilden kaplara kalbimle üzüm tanesi kırdım.

 

/johanniter  krankenhause – oberhausen   28. 04. 2021/

İlginizi Çekebilir

Yeşim Şahin: Ayakta kalabilmenin marifet olduğu bu zamanlarda inadını sımsıkı tutanlar var olsun
Sibel Özbudun: 1 Mayıs 2021 Güzergahında

Öne Çıkanlar